10 Mayıs 2026, Pazar
13:46
23.07.2025
Manşet Altı Reklam

Geçen günlerde, Cumhurbaşkanımız Sayın Recep Tayyip Erdoğan, Aile ve Sosyal Hizmetler Bakanlığınca Haliç Kongre Merkezi'nde gerçekleştirilen Aile ve Nüfus 10 Yılı Vizyon Tanıtım Programı'nda yaptığı konuşmada; “Evlilik yaşı yükselmekte, boşanma oranları artmakta, bunların bir sonucu olarak doğurganlık hızımız düşmektedir. Doğrusunu söylemek gerekirse rakamlar hepimiz için tedirgin edicidir. Mesela doğurganlık hızımız 2017'den itibaren nüfusun yenilenme seviyesi olan 2,1'in altına indi. 2024'te 1,48'e düşen oranın maalesef 2025 yılında daha da geriye gittiğini tahmin ediyoruz. Ülkemizde 2014'te yılda 1 milyon 35 bin bebek dünyaya gelirken, 2023'te bu rakam 1 milyonun altına düştü. Oysa bizim kültürümüzde çocuk, evin neşesi; bunun yanında kızdan torun bahçe gülü, oğuldan torun ise oğul balı olarak görülür. Hane halkı büyüklüğü 3,08'e düştü. Tek kişilik hanelerin oranı ise yüzde 20,5'e ulaştı. İlk evlenme yaşı erkeklerde 28,5'e, hanımlarda 26'ya çıkarken, 20-24 yaş aralığında hiç evlenmemiş kadın oranı yüzde 79, erkeklerde yüzde 94'tür. Yani milletçe önümüzde, geleceğimiz adına endişelenmemiz, bununla kalmayıp çözümü için harekete geçmemiz gereken bir tablo bulunuyor.” ifadelerini kullandı.

Sayın Cumhurbaşkanımız, daha önceki yıllarda yaptığı birçok açıklamada 3 çocuk tezini ısrarla savunarak her fırsatta dile getirmiştir. Devletin en üst seviyesinde dile getirilen doğurganlık oranının alarm vermesi, ülkemizin geleceği açısından endişe verici olduğunun net göstergesidir. Avrupa'da var olan çocuksuz aile ya da evlilik dışı yaşam kültürü hastalığı, ne yazık ki bizi de sarmış ve etkisi altına almış görünüyor.

Bu hastalığın varlığı varsa, tedavi yollarının da doğal olarak araştırılması gerekir. Öncelikle çalışan ve kariyer yapmak isteyen annelerin çocuk sahibi olmaktan geri durduklarına hep beraber şahit oluyoruz. Bunun en önemli nedeni çocuğun bakım zorluğudur. Büyük aile kavramından çekirdek aile yapısına geçişin sonucu olarak yalnız kalan aileler, ebeveyn desteğini de doğal olarak yitiriyorlar.

Diğer taraftan, sürdürülen siyasi politikalar da bu tablonun oluşmasına katkı veriyor diyebiliriz. Kadın istihdam politikasının artılarından çok eksileri olduğu, doğurganlığı direkt etkilediği istatistik bilgiler ile net görülmektedir. Şüphesiz kadınlar üretimin içinde yer almalıdır; ancak annelik birinci görev ve vazifeleri olduğu gerçeği ile bu olmalıdır. Yoksa daha önemli sorunları da beraberinde getirmektedir.

Boşanmaların artması ve bu süreçte yaşanan ciddi aksaklıklar, özellikle genç erkeklerin gözünü korkutmaktadır. 6284 sayılı yasa çerçevesinde kadının beyanının esas kabul edilmesi, evden uzaklaştırma ile erkeklerin sokaklara terk edilmesi ciddi rahatsızlıklara neden olmuş ve olmaya da devam etmektedir. Yine süresiz nafaka gibi uygulamanın altında inim inim inleyen erkekler, adeta bir daha evlenmemeye yemin etmektedir. Zinanın serbest olması da evlilik önünde önemli bir engel teşkil etmektedir.

Bütün bunlara ilave olarak geçim zorlukları ile abartılı evlilik masrafları da eklenince, evlilik neredeyse hayal olmaktadır.

Bu nedenle nüfus artışı isteniyorsa, bu konu ciddi şekilde analiz edilmeli, nutuklardan öteye taşınmalıdır. Çalışanlar için kurumlar kreş ihdas ederek anneleri rahatlatmalıdır. Eşi çalışmayan erkeklere ciddi miktarda aile yardımı yapılarak kadın, evinde çocuklarının başında tutulmaya çalışılmalıdır.

Yine çalışmayan ve çocuk sahibi olan anneler sosyal güvenceye kavuşturularak emekli olmaları sağlanmalı ve bu annelere annelik ödeneği ile az da olsa bir miktar aylık bağlanarak gönülleri alınmalıdır. Belli gelirin altında olan çocuklu ailelere ayni yardım yapılarak dengeli beslenme sağlanmalı, babaların dertlerine ortak olunmalıdır. Boşanmalar yıllarca askıda tutulmadan, daha kolay ve tarafları yıpratmayacak sürede olacak yasal düzenlemeler yapılmalıdır.

Ömür boyu nafaka uygulamasına bir an önce son verilmeli, kadının beyanı esası ilkesi yumuşatılmalıdır. Belediyeler düğün salonlarının sayısını artırmalı, sanatçı kadrosu ile buraları ücretsiz olarak evlenecek çiftlere tahsis etmelidir. Böylece evliliğe giden yollar kolaylaştırılarak maliyet düşürülmelidir.

Evlilik öncesi gençler kurslara tabi tutularak uzmanlarca tavsiye ve telkinlerde bulunulmalı, 40-50 yıl evli olan büyüklerce tecrübeler aktarılarak özendirilmelidir. Devlet, yerel yönetim ve sivil toplum örgütleri, üniversiteler el ele vererek evlilik konusunda iş birliği yapmalı ve gençler teşvik edilerek sağlıklı toplumun temelini oluşturan ailenin temelleri atılmalıdır.

Bizden söylemesi..

ICERIK_ARASI Reklam Alanı
SOL1 Reklam Alanı

YAZARIN DİĞER MAKALELERİ

Mobil Üst Reklam
ALT1 Reklam Alanı