15 Nisan 2026, Çarşamba
01:33
UST1 Reklam Alanı
MANSET_ALTI Reklam Alanı

Şu ölümün ifadesi bile insanın içinin ürpermesine yetiyor ve artıyor bile. Hemen hemen her gün bir ölüm haberini alıyoruz. En yakınlarımızı musalla taşında aciz ve çaresiz kaldıklarına şahit olup ellerimizle toprağa vermedik mi? Hısım, akraba, eş, dost, konu komşu, tanıdık, arkadaş derken bu çember daraldıkça daraldı.

Gençler ölümsüz olsalar da (kendilerini böyle hissetseler de), orta yaşlı ya da yaşlılar için hiç de durum böyle değildir. Her ölüm haberi, ağaçtan bir yaprağın daha düşmesi gibi gelir bu insanlara. Artık uzun vadeli düşünceler yerine daha kısa hedefler meşgul eder zihnini. Gidenler kalanlardan fazlalaştıkça, artık gidenlere ait hisseder kendini. Yolculuğun son hazırlıkları, güncel ihtiyaçların önüne geçer; sanki kapı zilinin çalınmasını bekler gibi, elinde azık çıkını ile kapıda ölümü bekler. Fiiliyatta olmasa da zihninde bu bekleyiş vardır.

Peki nedir bu ölüm? Ölümü, dinî ve biyolojik olarak tanımlarsak; biyolojik olarak bir organizmayı ayakta tutan solunum, dolaşım ve beyin fonksiyonları gibi hayati işlevlerin geri döndürülemez şekilde sona ermesidir, ölüm diyebiliriz.

Dinî açıdan da ruhun bedenden ayrılması ve yaşam boyutunun değişmesi olarak tanımlanabilir.

Nasıl tanımlarsak tanımlayalım, ecel kaçınılmaz bir son; acı da olsa apaçık bir gerçektir. Umulmayan bir zamanda aniden gelir.

Yüce kitabımızda Mevla:

“Her nefis ölümü tadacaktır. Sizi bir imtihan olarak hayır ile de şer ile de deniyoruz. Ancak bize döndürüleceksiniz.” (Enbiya, 21/35)

“Muhakkak sen de öleceksin, onlar da ölecekler.” (Zümer, 39/30)

“Biz senden önce de hiçbir beşere ölümsüzlük vermedik. Şimdi sen ölürsen onlar ebedî mi kalacaklar?” (Enbiya, 21/34)

“Nerede olursanız olun, sağlam kaleler içinde bulunsanız bile, ölüm size yetişecektir.” (Nisâ, 4/78)

Ayet-i kerimelerle ölümü ve sürecini bizlere bildirmektedir.

Ölüm, yok olmak demek değildir. Geçici olan dünya hayatından sonsuz olan ahiret hayatına geçiştir.

Rivayet edildiğine göre Enes b. Mâlik (r.a.) demiştir ki:

“Bir kere Peygamber (a.s.) bir takım çizgiler çizerek şöyle buyurdu: İşte bu çizgi insanın umduğu emelidir. Şu çizgide ecelidir. İnsan uzaktaki emelini beklerken, kendisine en yakın olan ecel ansızın geliverir.” (Buhârî, Rikak 4)

Peygamber Efendimiz (s.a.v.), 8 Haziran 632 tarihinde Hz. Âişe'nin kucağında vefat ederken son söz olarak “Refîk-i Âlâ” (En Yüce Dost’a) ifadesini kullanmıştır. Bu sözü, “Allah’ım, beni affet, bana merhamet et ve beni Refîk-i Âlâ’ya ulaştır” duasıyla birlikte tekrarladığı nakledilmiştir.

Bütün bunlar birlikte değerlendirildiğinde, ölüm her canlı için vardır ve herkes bu gerçekle karşı karşıya kalacaktır. Ölüm, dünya hayatının sonu olurken ahirete intikal ve yeni bir hayatın başlangıcıdır. Ölüm ile her şey sona ermemekte, bilakis hesap verme süreci başlamaktadır. Ölüm, sonun başlangıcıdır.

Yeter ki bunun farkında olup buna göre hayatımızı dizayn edelim. Sonrası için yaratandan ümit kesmeyelim.

Necip Fazıl Kısakürek “Ölüm Güzel Şey” şiirinde ölümü ne güzel açıklamış:

“Ölüm güzel şey, budur perde ardından haber...

Hiç güzel olmasaydı ölür müydü Peygamber?

Öleceğiz, müjdeler olsun, müjdeler olsun!

Ölümü de öldüren Rabbe secdeler olsun!

...”

ICERIK_ARASI Reklam Alanı
SOL1 Reklam Alanı

YAZARIN DİĞER MAKALELERİ

MOBIL_UST Reklam Alanı
ALT1 Reklam Alanı