Bu günlerde toplum mühendisliğine yeltenenler ile yetki ve sorumluluk sahibi kişilerle ilgili yolsuzluklar, hukuksuzluklar, gönül ilişkileri, güvensizlikler vs. tabiri caizse kırıla gidiyor. Yolsuzluk iddiaları ile tutuklanan belediye başkanları, haksız kazanç iddiaları, rüşvet pazarlıkları, usulsüz işlemlerin duyulmadığı neredeyse gün bulunmamakta; her gün bir yenisi bu kervana eklenmektedir.
Oysa bu görevlere talip olanlar toplumun önüne çıkarken bazı kriterlerden sözde geçiyorlar. Bu kriterler acaba ne, ya da bunlara ne etki ediyor ki bunlardan bunca pis kokular çıkıyor? Ne oluyor bize? Bu gidişatın sonu nereye varacak? Her ortaya dökülen yolsuzluk ve hukuksuzluğu savunan, yalanlayan diğer taraf çıkıyor ve bunları savunma gayretine, telaşına düşülüyor. Bu nasıl bir yaklaşım? Kimse “benim tarafım, onun tarafı, karşı mahalle, bu mahalle” demeden konunun üzerine gidip gereğinin yapılması paydasında neden birleşmiyor?
Daha da acısı; bu hukuksuzluğu bulan, ihbar eden, sorgulayanlar suçlu pozisyonuna düşürülmeye çalışılarak işin esası sulandırılıyor. Sonuç olarak toplum bunları görüyor, değerlendiriyor ve topluma yön verenlere güvenini yitiriyor. İşte bu nokta, gelecek için ciddi bir endişe kaynağı yaratıyor.
Her işin başında olması gereken dürüstlük ilkesi kaybolmuş; bulan, gören, uygulayan aranıyor. Hem de hiç olmadığı kadar. Oysa dürüstlük, sosyal ilişkilerin temelindeki en güçlü yapıştırıcıdır. Dürüstlük sayesinde hak ve hukuk yerli yerinde uygulanır ve sonuçları toplumun refahını ve mutluluğunu sağlar, bunun teminatı olur.
Dürüstlük ve güvenin olmadığı bir yerde sağlıklı bir yapıdan asla söz edilemez; iletişim kurulamaz, toplumsal bağ kurmak neredeyse imkânsız olur. Dürüstlük, bir insanın sözleri ile özü, düşünceleri ile eylemleri arasındaki tutarlılığın yaşantıya, işe, güce ve uygulamalara somut yansımasıdır. Günümüzde buna son derece ihtiyaç bulunmakta ve bu yitik değer şiddetle aranmaktadır.
Bunun tesis edilmesi, başta yetki sahipleri olmak üzere toplumun her bireyinin en belirgin ödev ve sorumluluğudur. Her birey önce kendini bu konuda sorgulamalı ve bunu hayatına, işine, gücüne mutlaka ama mutlaka yansıtmalıdır. Diğer taraftan, bu çirkefliğe ve pisliğe bulaşmış kişiler asla ve asla hiçbir neden gözetilmeden savunulmamalı; gereği neyse ivedi şekilde yapılarak hak ettiği ceza verilmelidir.
“Benim tarafım, benim adamım” gibi kutuplaşmalar, zıtlaşmalar ve savunmalar kesinlikle derhal terk edilerek bu olumsuzlukların ve çürümüşlüğün önüne geçilmelidir.
Bizden söylemesi...
