Ben Akörenliyim. Halen de annem-babam Akören’ de yaşar. Bizde lakaplar vardır. Arnavud’un Mustafa, Gürcü’ nün İyip (Eyyüp), Yörükoğlu, bir baba dostu var Kürt Abdullah Amca vs.
Bu lakaplar kullanılırken benim dedem, veya diğer bir amca bu insanların ne Arnavutluğunu, ne Kürtlüğünü, ne de Gürcülüğünü düşünüyorlardı. Bu lakaplar ayrıştırma dili değil tanıtma diliydi. Bu insanlara Akörenlinin bakışı kendilerinden biri idi, onlar da kendilerini farklı hissetmezlerdi. Halen bu lakaplar kullanılır ve kimsenin aklına “ırkçılık” gelmez. Bu yazıyı yazma kararı verinceye kadar Kürt Abdullah Amcanın Kürt olduğu hiç aklıma gelmemişti.
Bu insanların çoğunluğu Kur ’anı asıl metninden okur ama anlamını bilmezdi. Yani Cenab-ı Hakkın Kur ‘an’ı Kerimde belirttiği “Ey insanlar, sizi bir erkekle bir kadından yarattık. Birbirinizle tanışmanız için milletlere ve kabilelere ayırdık. Allah indinde en üstününüz, takvada en ileri olanınızdır. (Hucrat-13) ayetinin anlamını bile bilmezlerdi. Ancak, asırların süzgecinden imbik imbik süzülerek Türkün özünde milli bir kültür oluşturan Ayet ve Hadisler insanımızın hücrelerine nüfuz etmiş, Ensar ve Muhacir gibi kardeş olmuşlardı. Asırlar boyu müfessirler, muhaddisler, imamlar, kanaat önderleri hep kardeşlikten bahsetmiş, ayrıştırmayı değil birleştirmeyi, nifakı değil vahdeti, kavmiyetçiliği değil ümmetin birliğini anlatmışlardı.
İnsanımız, ümmi halleriyle, insanı , mürekkep yalamış sözde bir çok aydından daha iyi anlamışlardı. İnsanlar dinlerini, işlerini, eşlerini kendileri seçebilirler ama ana-babalarını asla seçemezler. Hangi anne-babadan doğup, hangi ırka mensup olacaklarına kendileri karar veremezlerdi. Öyleyse kendi ellerinde olmayan bir özellikten dolayı ne kınanırlar ne de övülebilirler. Çünkü Allah Rasulü Veda Hutbesinde “Ey İnsanlar! Rabbiniz birdir. Babanız da birdir; hepiniz Adem’in çocuklarısınız, Adem ise topraktandır. Allah katında en kıymetliniz, takvası çok olanınızdır. Arabın Arap olmayana (Arab’ın Acem’e, Acem’in Arab’a; sarı ırkın siyah ırka, siyah ırkın da sarı ırka) bir üstünlüğü yoktur. Üstünlük ancak takva (Allah saygısı ve günahlardan sakınma) iledir.“ buyuruyor.
Başka bir Hadsi Şeriflerinde ise “Irkçılık yapan, ırkçılık için savaşan ve ırkçlık uğrunda ölen, bizden değildir. (Ebu Davut , Müslim, İbn-i Mece, Nesai ) buyuruyordu.
Asırlardır müslümanlar bu duygular içinde yaşar iken son yüzyılda içimize bilimsel bir kisve içinde atılan ırkçılık fitnesi bize bir cihan imparatorluğunu kaybettirmiş ve tüm müslümanların imamesi koparılmış tesbih taneleri gibi dağılmalarına neden olmuştur.
Asırlarca ümmi insanlar bunları anlarken, bugün ,malesef entellektüel geçinen bazı insanlar, hatta islamcı kökenli bazı entelektüeller, Marksist - Leninist PKK’nın söylemlerine yakın bir söylem geliştirmektedirler. Bu tavır da asırlarca aynı dini, aynı kaderi, aynı toprağı paylaşmış insanlar arasında derin bir husumet ve ayrımcılığı körüklemektedir.
Bugün münevver insanlara düşen görev ,ayrıştırmak değil birleştirmektir. İnsana insan olarak bakıp birbirine saygı göstermektir. Ağzından çıkan her söze dikkat etmektir. Kimseyi tahkir etmemek, herkesi yüceltmektir.
Mutluluk kendi ırkımızın mutluluğunda değil; tüm insanlığın mutlu olacağı bir medeniyeti inşa etmekle mümkündür. Evs ve Hazreç gibi, Muhacir ve Ensar gibi.
Allah’ a emanet olunuz.