10 Nisan 2026, Cuma
06:35
UST1 Reklam Alanı
MANSET_ALTI Reklam Alanı

 

             Başlığı görünce dostlarımızdan birçoğunun bıyık altı gülüp “Seyit Hoca’nın dini tahsil yaptığını, Edebiyat okuduğunu, rehberlik yaptığını bilirdik, ama ‘tıpla’ ilgilendiğini bilmezdik.” Dediklerini duyar gibi oluyorum. Ama öyle değil , ben haddimi bilirim. Farklı bir açıdan konuya yaklaşmak istiyorum. İnternette gördüğüm bir haberi sizinle paylaşmak ve sesli düşünmek istiyorum.

            Dünyaca ünlü kalp uzmanı  Dr. Mehmet ÖZ , İstanbul’da halka açık bir konferansında şöyle diyor .

        “Kalbin çalışması için bir sebep lazım. Eğer etrafınızdaki insanları sevmiyorsan kalbin en ruhsal en mühim hissettiği kuvveti de kaybetmiş oluyorsun. Bizim ameliyat ettiğimiz hastalar eğer hastaneden çıktıktan sonra çevrelerinde onları seven insanlar yoksa yaşamla bağlarını koparıyorlar. Ben bu yüzden sevgisizlik, nefret ve yalnızlık duygusunu kalbin üç önemli düşmanı olarak tanımlıyorum. Bir cerrah olarak da hastaların ameliyattan sonra nasıl bir çevrede bulunacaklarını önemsiyorum.”

        “İnsanlara yardım etmek için yoga meditasyon kullanıyoruz. Tasavvuf müziği kullanıyoruz, dini kullanıyoruz. Ben bunları bir teknik olarak düşünüyorum. Biz 750 hasta üzerinde yaptığımız bir çalışmada ameliyata giren insanlara dua edildiğinde bu insanların daha çabuk iyileştiğini gördük. Ölüm oranı farklı değildi.” 
         Görüldüğü gibi  kalbin en büyük düşmanı olarak katı yağ, kilo, kolesterol, vs. demiyor. (bunlar zararsızdır demiyorum.) sevgisizlik, nefret ve yalnızlık diyor.

           Düşünüyorum, kin ve nefret kime zarar verir. Karşıdakine mi, onu taşıyana mı? Tabi ki taşıyana. Kaşlar çatık, yüz kararmış, etrafına öfkeyle bakan, gülmemek için gayret sarf eden bir insan. Bu hali bile insanı yorar be… Kısa zamanda etrafındakileri kaçırır, dostsuz, arkadaşsız kalır, yalnızlaşır. Karamsar, kötümser, bedbin, dünyadan zevk almayan bir insan olur.

            İyi de kardeş ne yapsın adam; hakkı gasp edilmiş, malı mülkü elinden alınmış, horlanmış, dayak yemiş vs. gibi bir çok neden insanda kin ve nefret duygusunu körükleyebilir. Hayatta başına gelenler onda güven duygusunu yıkmış, en yakın dostlarına bile güvenemez hale gelmiş olabilir. Ne yapsın kin duymasın da…

             Bunun cevabını kısa günde kırk defa veriyoruz aslında. Her işe başlarken ‘Bismillahirrahmanirrahim’ , yani ‘Esirgeyen ve Bağışlayan Allah’ın adıyla’ deriz. ‘Esirgemek ve bağışlamak’ işte çok önemli Rahmani iki özellik.

           ‘Bağışla’ kardeş ‘bağışla’…… ‘Affet’….…işte çözüm.   Bağışlamanın ve affetmenin büyüklüğünü ve rahatlığını yaşa, kurtar kalbini bu ağırlıktan. Bak ne diyor Koca Yunus;

Ben gelmedim da’vi için    

Benim işim sevi için  

Dostun evi gönüllerdir                                                                                                                                                  

Gönüller yapmağa geldim.

Allah Rasulü de şöyle buyurur ‘Sana zulmedeni affet, sana küsene git, sana kötülük yapana iyilik yap, aleyhine de olsa hakkı söyle.’ (Kütüb-i Sitte 16. Cilt s.317)

‘Merhamet edin merhamet olunasınız, affedin af olasınız. Yazık laf ebesi olanlara. Yazık günahlarına bilerek devam edip istiğfar etmeyenlere.’ (Ramuz El-ehadis 2.cilt )

Yüce Rabbim de Kur’an-ı Kerim’de ‘O, (Allah’tan hakkıyla korkanlar) bollukta ve darlıkta Allah için harcarlar, öfkelerini yutarlar, insanları affederler. Allah iyilik edenleri sever.’ (Ali İmran 134) buyuruyor. Allah ve Rasulü’nün sözünden sonra bize söz söylemek düşer mi?  Gelin kalbinize bir iyilik yapın, bağışlayın, sevin, sevindirin……

Allaha emanet olun.

ICERIK_ARASI Reklam Alanı
Etiketler: #yazilar
SOL1 Reklam Alanı

YAZARIN DİĞER MAKALELERİ

MOBIL_UST Reklam Alanı
ALT1 Reklam Alanı