Karlı bir günde doğan güneş gibiydin. Yüreğim buzullarını kırmaya uğraşırken, altında görünmeyen o devasa kütleden habersiz biçare debeleniyordu. Nice güneşler gelse de buz tutan yüreklerin Sensiz eriyemeyeceğini anlamakta güçlük çekiyordum.
Kaskatı kesilmiş bir ruha üflenen sıcacık bir nefes gibiydin. Senden gelen her nefes yüreğimin tellerini titretiyordu. Ayetlerinle gönderdiğin sırları anlamak için varlığını kabul eden kalbimin, aklıma yol göstermesi gerekiyordu.
Sokakta kalmış kimsesiz bir kız çocuğuna uzanan şefkatli bir el gibiydin. Ellerine uzandığım an hissettiğim merhamet, ümitlerimi yeniden yeşertiyordu. Secdene vardığım an kalbime uğrayan rahmet, kimsesizler kimsesinden gelen müjdeli bir haber gibiydi.
Gündüzleri görünmeyip geceleri yalnız kaldığımda kalbime gelen yarenim gibiydin. Sonra anladım ki Sen hep vardın; Seni göremeyen bendim. Gündüz dünya telaşı, nefis sığınağı Sensizliğe itiyordu beni. Seni hissetsem de unutuyordum işte. İnansam da boş veriyordum. Kalbim istese de inkâr ediyordum. Yüreğim sensizlikten ağlasa da küçük bir çocuğu kandırır gibi kandırmaya çalışıyordum.
Ama anladım. Olmuyormuş Sensiz. Varlığının yüreğime fısıldadıklarını aklım susturamıyormuş.
Düşününce anlayamaz mı insan? Varlığından habersiz yaşamanın dayanılmaz ızdırabına ne kadar dayanabilir ömrü boyunca? Sensizlikten kararan ruhlar değil mi sonunu getiren?
Bizi yoktan var eden, bize bir ruh veren, o ruha beden denen elbiseyi giydirip yaratılmışların en üstünü olma şerefini bize bahşedip dünya denen bu mekâna gönderen, varlığını anlamamız için etrafımızı türlü türlü nimetlerle donatıp bize güzellikler ihsan eden YÜCE YARADAN! Varlığından habersiz geçen her anım için, Seni anmadan aldığım her nefes için, nefsime uyduğum her vakit için yine Sana geliyorum, bağışlanma diliyorum. Sonsuz merhamet ve rahmet sahibi Yüce Yaradan’ım. Bütün hamdlar Sana, bütün şükürler Sana…


