Bizim gençliğimizde Çanakkale , İstanbul’un Fethi gibi anma törenleri sanki “Mücadeleci” ’lerin göreviydi. Çanakkale’nin önemini o seminerlerde ve anma törenlerinde anlamıştık.Daha sonra bazı sivil toplum örgütleri veya siyasi örgütler anma programlarını başlattılar. Allaha hamdolsun ki Türk Milleti Çanakkale destanının anlamını ve bu millete kazandırdıklarını , hangi şartlarda o destanın yazıldığını anlamaya başladı.Devlet erkanı , mahalli idareciler bu işe ağırlık verdiler. Ziyaretler ve anma programları yoğunlaştı.İşte bu günlerde yine Çanakkale ve Akif konulu konferanslar , yazılar ve TV programları yapılıyor. Ben de Akif’i bir başka açıdan dinlemek ve anladıklarımı sizlerle paylaşmak istedim.
Akif sadece bir şair değil aynı zamanda Tevhit inancına sıkı sıkı bağlı , Kur’anı anlamış ve Kur’anın anlaşılması için şiirleriyle bir cihat başlatan insandır. O günkü sakat anlayışları dile getirirken sanki günümüz insanının da röntgenini çekmiş. Günümüz Müslümanlarının anlayışlarını , davranışlarını sanki daha onlar doğmadan görmüş.
Bakın ne diyor “ Fatih Kürsüsünde”
“Donanma , ordu yürürken muzafferen ileri,
Üzengi öpmeye hasretti Garb’ın elçileri!
O ihtişamı elinden niçin bıraktın da ,
Bugün yatıp duruyorsun ayaklar altında?
“Kadermiş !” Öyle mi? Haşa , bu söz değil doğru:
Belanı istedin , Allah da verdi…Doğrusu bu.
Şiirin devamında Akif ,”Allah çalış dediği halde Müslümanların çalışmadığını , hurafeler uydurarak İslamı bozduklarını , yanlış bir “ Tevekkül “ anlayışıyla dini “maskara” ya çevirdiklerini anlatıyor.
Çok yanlış bir anlayışın içine düştüklerini , maalesef Müslümanların Allah’ ı işlerini takip edecek lala, paralarını temin edecek veznedar , sınırlarını bekleyen asker , emrindeki meleklerle Müslümanlar için savaşan komutan , başları sıkışınca Müslümanlara kendisi gelerek veya “Hızırı “ göndererek yardım eden varlık , hastabakıcı gibi gördüklerini anlatıyor.
Ve devamında diyor ki , şiirinde o büyük insan
Demek ki: Herşeyin Allah …yanaşman , ırgadın O;
Çoluk çocuk ona ait: Lalan, bacın , dadın O;
Vekil-i harcın O ; Kahyan,müdir-i veznen O;
Alış seninse de , mes’ul verişten O;
Denizde cenk olacakmış … Gemin O , kaptanın O;
Ya ordu lazım imiş … Askerin kumandanın O;
Köyün yasakçısı ; şehrin de baş muhassılı O ;
Tabib-i Aile ,eczacı… Hepsi hasılı O ;
Ya sen nesin ? Mütevekkil ! Yutulmaz artık bu !
Biraz da saygı gerektir… Ne saygısızlık bu!
Hüda ’ yı kendine kul yaptı, kendi oldu Hüda !
Utanmadan da tevekkül ediyor bu cür’ete … Ha?
Demek ki Akif sadece “Çanakkale Şehitlerine “ şiirini veya “İstiklal Marşı” nı yazmamış .
Şimdi ; bu milleti seven tevhide inanan ve günümüz dünya Müslümanlarının itikadi sıkıntılarının olduğunu kabul eden , hayatını Allah’ın davasına adayan tüm iman ehline düşen en büyük görevlerden biri de , bu millete anlata anlata “ Çanakkale “ yi nasıl kabul ettirmişlerse; İstanbul’un Fethinin nasıl bir milat olduğunu göstermişlerse , bugün de Kur’anı nasıl anlamamız gerektiğini anlatmaktır.
Akif’i magazinleştirmeden okumak, Safahat’ta nelerden bahsettiğini iyi görmek , Akif’e ve Çanakkale’ye kaynak olan değerlerin ne olduğunu iyi anlamak ve anlatmak gerekir.
Allaha emanet olunuz.


