Üniversite ve SBS yerleştirme sonuçları açıklandı. Bazı öğrencilerimiz hedeflerine ulaştı, bazıları kerhen de olsa bir yerlere girdi ; bazı öğrencilerimiz de maalesef istenilen sonucu elde edemedi.
Hedefe ulaşan öğrenciler her zamanki öğrenci psikolojisi içinde “kendileri” başardı. Bu başarıda 8 veya 12 yıl gittikleri okulun yıllarca destek aldıkları dershanelerin, daha da önemlisi anne-babaların pek bir katkısı olmadı(!) Bu öğrenciler başardı ya önemli değil ne düşündükleri, herkes memnun.
Gelelim istenilen hedefe ulaşamayan çocuklarımıza. Neden, bazı öğrenciler hedefe ulaşırken bazıları yolun yarısında yarıştan kopuyorlar.
Aslında “başarı ”nedir? Bu kavramın üzerinde durulup iyice değerlendirilmesi gerek. Acaba başarı sadece bazı sınavlarda belli bir puanın üstüne çıkabilmek midir, yoksa mutlu, mesut bir yaşam tarzı kurup topluma yararlı bireyler olabilmek midir?
Fabrikalarında yirmi bin işçi çalıştıran bir insana kim “başarısız” diyebilir ki? Ama bakıyorsunuz böyle bir iş adamı, görünen hiçbir neden yokken “intihar” edebiliyor. Nerede başarı? Daha yaşamayı bile başaramayan kişi başarılı mı olur? Öyleyse başarı nedir, bir daha düşünelim.
İstanbul’ da dünyaca ünlü bir uzmanın seminerine katıldım. Sordu bize ”Bir öğrencinin başarısında on iki yıl okul, bilmem kaç yıl dershane hayatının etkisi yüzde kaçtır?” biz de aslında daha fazla diyeceğiz ama yakıştıramadık “yüzde elli filandır” dedik. Güldü ve “En iyi istifade eden öğrencide etkisi yüzde 7-8 dir.” dedi. Sustuk. “Yüzde doksan iki ile doksan beş ailedir boşuna kendinizi ön plana atmaya çalışmayın” dedi.
Mesleğimiz gereği binlerce aile ile dostluğumuz var. Yirmi yedi yılımızı meslekte tamamladık. Israrla diyorum ki çocuğu ile iletişimi iyi sağlayabilen, onun insan olduğunu unutmayan, hayatta başarının sadece okul puanı olmadığına inanan ve bunu çocuğuna samimiyetle inandıran, puanı fazla çocuktan ziyade mutlu bir çocuk sahibi olmanın temel hedef olduğuna inanan ailelerin çocuklarının her alanda daha başarılı olduklarını gördüm. Özellikle ailede ilgi gösterilmeyen çocukların ilgiyi dışarıda veya başka alanlarda aradıklarını, bunun da istenmeyen sonuçlara yol açtığını gördüm. TV dizisinin çocuğu ile güreşmekten, onunla yatıp yuvarlanmaktan, onun masum veya art niyetli sorularına cevap vermekten daha önemli olduğu bir evde yetişen çocuğun başarılı olamadığını gördüm.
İki çocuğu “Tıp” kazanan bir babaya sordum. “Bu işi nasıl başardınız?” verilen cevap manidardı. “Hocam çocuklar orta okula başlayınca ben evden TV ‘ yi kaldırdım. Onlar akşam derse çalışır, bende camiden gelir onların yanında biraz kitap okurum, sonra onlar çalışmaya devam eder ben yatarım, başka bir şey yapmadım.” dedi. Çocukları tanıyorum sınavı çalışarak kazandılar, zeka seviyeleri diğer öğrencilerden farklı değildi.
Bilgi seviyesi çok yüksek bir öğrencim diyor ki “Konuyu biliyorum, soruları evde, okulda veya dershanede çözebiliyorum ama sınavda donup kaldım psikolojik destek alacağım.” Şimdi soruyorum: nedennnn … Neden bu çocuk bu desteğe ihtiyaç duyuyor? Bilgiyi almış, soru çözecek tekniği almış ama sınavda yapamıyor. İşte % 92 nin bunu iyi düşünmesi gerek. “Çocuğumuza ne yapıyoruz biz” demesi gerek. Kendimizi ana – baba olarak yeniden sorgulamamız gerek.
Ey %92-95 etkisi olan anne-babalar. Gelin hep beraber bir kez daha düşünelim. (Ben de dahilim bu gruba ) Biz neyin peşindeyiz? Çocuğumuzu nasıl bir geleceğe hazırlamak istiyoruz, veya çocuğumuza nasıl bir gelecek hazırlamak istiyoruz.
Allah’a emanet olunuz.


