21 Nisan 2026, Salı
22:10
23.07.2025
Manşet Altı Reklam

Hakla batılın, Habil ile Kabilin, Musa ile Firavun’ un, İbrahim ile Nemrud’ un, Muhammed ile Ebu Cehilin mücadelesi Hz. Adem’le başladı, dünya durdukça da devam edecek.

  Allah insana nefis vererek meleklerden daha üstün olma veya hayvandan daha aşağı olma hakkını tanımıştır. Nerede duracağının kararını insan kendisi verecektir.

İnsanın bazen en vahşi hayvanlara bile rahmet okutacak kadar zalimleşebilmesinin nedeni de bu olsa gerektir.

   Dünya tarihine baktığımız zaman kendi insanı mancınıkla ateşin içine atabilecek kadar insanlıktan uzaklaşmış  Nemrutları; halkını diri diri toprağa gömen, canlı canlı yakan Firavunları; kendi akrabalarına bile olmadık vahşeti uygulayan Ebu Cehilleri, halkını vahşi hayvanlara diri diri yem eden Roma krallarını her zaman görebiliriz.

  Dün öyle de bugün farklı mıdır? İktidarı için, üç kuruşluk menfaati için ya da beyninden veya midesinden satılmış  olduğu güçlerin çıkarları için kendi halkına, masum insanlara kurşun sıkan, onları katleden modern Firavunlar günümüzde görevlerini yerine getirmektedirler.

 Baktığımız zaman özellikle İslam aleminde bu olayları görmekteyiz. İslam dünyasında emperyalist Batı tarafından “Mankurtlaştırılmış” liderler kundaktaki çocuktan hamile kadınlara kadar önüne gelen herkese zulmetmeye devam etmektedirler. Bu zulüm için bazen başındaki örtü, bazen kıldığı namaz, bazen mensubu olduğu hareket gerekçe olmuş ama kuzuyu yemeye niyetlenmiş olan kurtlar için su her yerden bulandırılır hale gelmiştir.

Peki bu olayı yadırgayacak mıyız? Hayır!

 Zira Firavun’un, Nemrud’un,EbuCehilin görevi bu. Asıl olan İbrahimler, Musalar, Muhammedler nerede? Allah’ ıntevhid inancını müdafaa etmekle görevlendirdiği Müslümanlar nerede?

  İşte asıl soru bu? Küfür görevini yaparken “tevhit” mücahitleri nerede?

   Allah için, vatanı için, namusu için, özgürlüğü için, insan gibi yaşama hakkı için, mücadele verilen her yerdedir İbrahimler, Musalar, Muhammedler.

İnsanın insana kul olmaması için verilen her mücadelenin içindedirler.

Zalime “dur” demek için “kıyam” etmiş her masumun yanındadırlar.

“Mallarıyla ve canlarıyla” cihat edenlerin olduğu yerdedir, tevhit mücahitleri.

“Yer yüzünde fitne ve fesat kalmayıncaya, din şunun bunun değil, yalnız Allah’ın dini oluncaya kadar cihat ediniz “emrinin yerine getirildiği her yerdedirler.

 

“Allah’ın iradesine tabi olanların iradesini kim bozabilir” deyip kendi iradesini Allah’ın kitabına teslim etmiş olanlara ne mutlu!

Kutlu davaların bayraktarlığını yapıp şehit olanlara ne mutlu!

 “Üzülmeyin, mahzun da olmayın eğer gerçekten inanıyorsanız üstünsünüz” kutlu müjdesine nail olanlara ne mutlu.

Tüm islamaleminde kutlu sevdalar için şehid olan kardeşlerimize Allah’tan rahmet diliyorum.

  Yüce Allah’tan da İslam dünyası cayır cayır yanarken sıcak yatağımızda yatan bizleri (affeder mi bilmem) affetmesini niyaz ediyorum.

Allah’a emanet olun.

 

(Mankurtlaştırma:Kırgız Türklerinden Ünlü Yazar Cengiz Aytmatov’un, “Gün Olur Asra Bedel” adıyla bizim Türkçe’mize çevrilen romanında “Mankurtlaştırma” diye bir olay vardır.

Bu olay, Miladi 200’lü yıllarda Kırgızların can düşmanları olan JuanJuanlar’ın son derece zalimce ve gaddarca uyguladıkları bir zulüm yöntemidir.  

JuanJuanlar, esir aldıkları genç Kırgız savaşçılarını köle yapmak için mankurtlaştırma yöntemini uygularlarmış. Önce esirin başını kazırlarmış. Sonra taze hayvan derisini, esirin kan içinde olan kazınmış başına sımsıkı sararlarmış. Daha sonra, tutsakların boynuna, başlarını yere sürtmesin diye bir kütüğe, ya da tahta bir boyunduruğa bağlarlarmış, esirin bağırmaları ve çığlıkları kendilerini rahatsız etmesin diye uzak ve ıssız bir yere götürürlermiş, elleri ayakları bağlı kızgın güneşin altında bırakırlarmış.  Deri kuruyup büzüldükçe, hayvan derisi mengene gibi esirin başını sıkarmış.

Acılar içinde kıvranan Kırgız esirlerin çoğu zulme dayanamaz can verirmiş. Sağ kalanlar ise hafızalarını, kimliklerini kaybederlermiş.

JuanJuanlar, hafızasını yitiren tutsağı alırlarmış, yiyecek içecek verirlermiş. Bir süre sonra gücünü toparlayan tutsak, artık bir mankurt haline gelirmiş.

Bir mankurt, kim olduğunu, hangi soydan, hangi kabileden geldiğini, anasını, babasını, çocukluğunu artık bilmezmiş. İnsan olduğunun bile farkında olmazmış. Bilinci, benliği olmadığı için, ağzı var dili yok, itaatli bir hayvandan farksız, kaçmayı düşünmeyen, bu yüzden de hiç tehlike arzetmeyen uysal bir koyuna dönüşürmüş. Efendisinin dediğinden hiç çıkmayan, hatta aslına dönmesini isteyen annesini bile bir emirle öldürecek kadar benliğini, kişiliğini ve kimliğini kaybetmiş, ruhunu yitirmiş bir köle haline gelirmiş.

Bugün İslam dünyası liderlerinin, akıl ve mantıkla hiç izah edilemeyen, devlet adamlığıyla ve İslam’la hiç bağdaşmayan davranışları, kanlı kargaşalara fırsat veren icraatları bu hikayeyi hatırlatıyor ve “İslam ülkeleri yöneticileri “ mankurtlaştırıldı” mı?” sorusunu akla getiriyor.)

ICERIK_ARASI Reklam Alanı
Etiketler: #yazilar
SOL1 Reklam Alanı

YAZARIN DİĞER MAKALELERİ

Mobil Üst Reklam
ALT1 Reklam Alanı