21 Nisan 2026, Salı
12:24
23.07.2025
Manşet Altı Reklam

Yıl 1974. Daha bıyıkları yeni terlemeye başlamış bir delikanlıyım. Yaşım 15, Çumra’da Pratik Sanat Okulu’na gidiyorum. Asıl mesleğim olan mobilyacılık okuyorum. Çumra’nın merkezinde Ulucami var. Yapabildiğim oranda gündüz namazlarımı orada kılıyorum. Memleket meseleleri dikkatimi çekiyor. Her hafta Ülkü ocaklarına , Akıncılar derneğine seminerlere gidiyorum ayrıca sık sık gidip orada büyüklerden ülke sorunlarını dinliyorum. Bir gün öğle namazından çıktım. Benim yaşlarımda bir genç selam verip geldi yanıma. Adım Mehmet A. dedi ve tanıştık. Sohbet ederken çok güzel şeylerden bahsediyor , en hassas olduğumuz ülke sorunlarını dile getiriyor ayrıca çözüm yollarını da gösteriyor. İçimde bu arkadaşa karşı bir  sıcaklık hissettim. Bu yaşta bu kadar bilgiyi nereden öğrenmişti ? Artık sık sık buluşmaya başladık , hep anlatsın istiyordum. Başka arkadaşlarla tanıştık. Bir gün beni Çumra İlim  Kültür Sanat Derneği’nin bir seminerine davet etti. Bir pasajda küçük bir oda , yirmi civarında tahta sandalye   , bir tahta masa “Otağ Yayınları” kitaplarından oluşan bir raf. Masada “Yeniden Milli Mücadele” dergisi. Birden heyecanlandım çünkü 1969 yılında Konya’da İmam Hatip Okulu’nda okurken Mücadele Birliği’nin “Milli Karar “ mitingine katılmış çocuk yaşında onlarla birlikte sağ yumruğumu sıkıp yürümüştüm. Şimdi de karşımda Konya’dan gelmiş o mitinge katılmış bir M.E  Abi vardı. Ve “Millet Düşmanlarının İhanet Planları” nı anlatıyordu. Artık her pazarı  iple çekiyor, seminere bir saat önceden gidiyor Konya’dan gelen konuşmacılarla sohbet ediyordum. O zaman haftalık çıkan “Yeniden Milli Mücadele “ dergisini yutarcasına okuyor , anladığım kadarıyla önüme gelene anlatmaya çalışıyordum. Bir yıl sonra “Bayrak Gazetesi” günlük çıkmaya başladı. İki arkadaş hiçbir bedel almadan abonelere  dağıtıyorduk. Bir tek amacımız vardı. Resulullah’ın “Bir gün  sizden bir grup olacak ki onların Cennetteki  makamlarına şehitler ve peygamberler bile gıpta edecek. Sahabe soruyor kim bunlar Ya Resulallah :”Birbirlerini Allah rızası için seven ,birbirlerinden Allah rızası için ayrılan kimseler” diyor , Allah Resulü. Amaç bu. Peki bu amaca ulaşabilmek için ne yapmalıydı ?  Allah (cc) buyuruyor ki “Yer yüzünde fitne ve fesattan eser kalmayıncaya , din şunun bunun değil yalnız Allah’ın dini oluncaya dek cihat ediniz.” Öyleyse cihat etmeliydik. Bu gün bu cihet eğitimde olur, insanlara doğruyu anlatmakla olur , öyleyse okuyup öğrenmemiz gerek. Dini bilmemiz gerek. Bu arada Pratik Sanat Okulu son sınıftayım.  Konya’dan gelen “Abi” okumam gerektiğini anlattı. Yaşım on yedi gelecek yıl on sekiz nasıl okuyayım. Bu yaştan sonra hiç olur mu , bir de sonrası üniversite nasıl olacak bu iş? “Bu milletin okumuş, aydın, hizmet edecek  insana ihtiyacı var. Bu vatan bizim, eğer  dünyaya yön vermek istiyorsak, başta bu ülke insanını eğitmek  ve bu ülkeyi mamur hale getirmek gerek. Allah’ın rızasını kazanmanın şu anki yolu budur. “  deyince , tamam dedim ve okumaya karar verdim ve on sekiz yaşında lise bire başlayıp okumaya başladım. Sadece bu amaçla okudum. ”Bu ülke bizim, bu millet bizim, Türk milleti yine tarihteki haşmetine kavuşmalı , inanç ve idealleri doğrultusunda dünyadaki mazlum milletlerin hamisi olmalıydı”

           Şu an yaşımın elliyi çoktan geçtiği, yıllarca bu idealler için çalıştığımız eğitim sektöründe arkaya dönüp baktığım zaman görevimi yapabildim mi diye , yetiştirdiğim, üniversiteye gönderdiğim, şu an Türkiye’de bir çok kilit  mevkilerde siyasetçi, hukukçu, ilahiyatçı, mühendis, öğretmen vs. bir çok öğrencimin olduğunu görünce bana “okumam gerektiğini” söyleyen insanların yüzünü kara çıkarmadığımı görüyorum.  

         Çalıştığımız “Dershanecilik “ sektörü üzerindeki “kapatıldı-kapatılacak” sıkıntılarının sonucu ne olursa olsun, inanıyorum ki bu vatanı, bu milleti seven her insan  mutlaka hizmet edecek  bir yol bulacaktır. Rızkı Allah verir yeter ki sen sebebine sarıl, bu noktada sorun yok. Tek zoruma giden husus ise yirmi sekiz sene öğretmenlik yaptıktan sonra , Türkiye Cumhuriyeti devletinin bazı yöneticileri tarafından rant peşinde koşan insanlar olarak aşağılanmaya çalışılmamızdır. Zamanında Türk kızlarını satıp  o…..u  yapan ve onlar üzerinden para kazanan , genelev patroniçesi Manukyan’ı çok vergi verdi diye ödüllendiren, ona plaket veren yetkililer kırk yıl eğitimin her kademesinde insan yetiştirmeye çalışan dershanecilere  bunu reva görüyor.  Bu kadar insan yetiştir , bu kadar insanı beş kuruş almadan okut , bu kadar vergi ver, işsizliğin karabasan gibi milletin üzerine çöktüğü zamanlarda istihdam yarat , karşılığı “rantiyeci öğretmen “muamelesi gör. Referanslarını dinden alan herkese soruyorum meşru yoldan para kazanmak dinin hangi kuralında yasaklanmış? O mantıkla devrinin esnafları ve en zenginleri  Hz Ebubekir, Hz Osman, İmam-ı Azam birer rantiyeci mi idiler? Allah bu tavırları gösterenlere insaf versin.

          Sonuç olarak diyorum ki bu  vatan , bu millet , bu devlet bizim ; alınan karar ne olursa olsun uygular bu karar doğrultusunda çalışırız . İnancımız gereği , doğruya ” doğru “,  yanlışa da ” yanlış” demeye   devam ederiz. Vesselam…

ICERIK_ARASI Reklam Alanı
Etiketler: #yazilar
SOL1 Reklam Alanı

YAZARIN DİĞER MAKALELERİ

Mobil Üst Reklam
ALT1 Reklam Alanı