19 Nisan 2026, Pazar
11:25
UST1 Reklam Alanı
MANSET_ALTI Reklam Alanı

İBRİKÇİ BAŞILAR

            Eski zamanlarda her yerde çeşme sularının gürül gürül akmadığı dönemlerde ‘umumi hela’ (tuvalet) ‘  larda kapının önüne ‘ibrik’ (abdest bardağı) konulur, bunları doldurma, tuvaleti temizleme işi de bir kişiye verilirmiş, bu kişiye de “İbrikçi Başı “ denirmiş.

           Bir gün adamın biri çok sıkışmış, koşarak tuvalete gelmiş, önüne gelen ilk bardağı kapmış içeriye gidiyor, hemen ibrikçi başı müdahale etmiş. “Hop kardeş, bırak o bardağı “ , o da o bardağı bırakıp diğerini almış, almış ama ibrikçi başı hemen  “ O bardağı da bırak şunu al. “ demiş. Adam gösterilen bardağı alıp gitmiş işi bitince gelip sormuş. “Yahu ağa ne fark var neden onları aldırtmadın ?”  İbrikçi başı şöyle bir dikilip “Eee her gelen istediği ibriği alacak da biz burada neyiz?” demiş.

          Bundan yirmi sekiz yıl önce bir Cuma günü eşim rahatsızlandı ve Konya Doğumevi’ne götürdüm. İçeriye hastayı aldılar bana “sen giremezsin “ dediler. Akşam oldu haber yok. Kapıda iki tane “ibrikçi başı” var “ yasak delikanlı”  diyor da başka bir söz yok. Gece yarısına doğru haber alabildim daha ilk akşamdan bir kızımın doğduğunu. Tesadüfe bakın ki o hafta Cuma’dan sonra Cumartesi arkasından da Pazar geliyormuş. Yine tesadüfe bakın ki “Konya Doğumevi’nde “ cumartesi Pazar hasta ziyareti yasakmış. Ben kapılarda kıvranıyorum bir kez eşimi ve kızımı göreyim diye ama “ibrikçi başı” lar bırakmıyor. Meğer ceplerinin ağzı açıkmış oraya bir paket “pambuklu cigara” koymak gerekirmiş. Daha yeni öğretmen olmuşuz  “cahillik “ işte bilmiyoruz kapılar nasıl açılır.

           İsyan ediyorum, çırpınıyorum ama çare yok. “Gominist ülke olsa bu kadar olmaz”. Diyorum ama ne çare.

          Aradan yirmi iki yıl geçiyor. Oğlum lisede öğrenci. Bazı derslerde sıkıntıları var. Okuduğu lisede öğrencim olan birçok öğretmen var. Aslında benim de yardımcı olabileceğim bir dersten de sıkıntısı var. Eh fena değil iyi öğretmen olduğumu da söyler öğrencilerim; ama insan kendi çocuğuna tam yararlı olamıyor, en azından ben olamıyorum. Bir gün okula gittim. Öğretmen odasında dersin öğretmenini buldum, benim öğrencim olacak yaşta (laf aramızda sanırım biraz da öğrencimiz dersine girmesem de) Dedim ki “ Sayın hocam bilirsiniz öğrenciler anne babadan ziyade öğretmenlerin sözünü dinler, acaba rica etsem benim oğlana bazen ödev versen ve sonra da bir kontrol etsen, siz isterseniz daha iyi yapar” dedim. Hoca şöyle bir doğruldu oturduğu koltuktan “Yapamam hocam ben her öğrenciyle tek tek uğraşamam, herkese nasıl verirsem ona da aynı ödevi veririm.” Dedi. Tabi bozuldum ama belli etmemeye çalıştım.  “Tabi hocam ayrıcalık yapmayın ama sizden ricam o verdiğiniz ödevi bir kontrol ederseniz çocuklar daha çok dikkat ederler.”  Dedim yumuşak bir ifadeyle. Hoca “Hocam ben yapamam getirsin kontrol ederiz, tek tek uğraşamam .“ dedi. Kuduruyorum. Aslında ben bu sıfatı öğretmen olan “varlığa” şunu diyorum .”Hoca hoca, görevini yap, aldığın parayı hak et, çocuklarına haram para götürüyorsun. Ödevi vermek de kontrol etmek de senin görevin, yapmıyorsan “hırsızsın.” O çocukların geleceğini çalıyorsun.

           Ama bunların hepsini içimden söylüyorum. Çünkü ben bir “öğretmenim” ve aynı zamanda Final Dergisi Dershanesi Müdürüyüm. O an öğretmen olduğuma ve müdür olduğuma o kadar pişmanım ki. Bu sıfatlarım olmasa o öğretmene öğretmen odasını nasıl zindan ederdim ona görevini nasıl belletirdim bak sen ama maalesef sıfatlarım beni engelledi.

           Geçen ay bir yakınım Konya’da özel bir hastahanede ameliyat oldu. Kalktım buradan ziyaretine gittim. Akşam ezanı okundu okunacak vardım. Kapıdaki güvenlik görevlisine, görüş saatlerini sordum, güldü “ amca yirmi dört saat gelebilirsin” dedi. Girip ziyaretimi yapıp çıktım. Aklıma yukarıdaki anlattığım hikaye geldi ve sevindim “ hey gidi günler hey” dedim.

            İlk olaydan sonra tam yirmi sekiz yıl geçti. Bu sefer de kızım bir hastanede ameliyat olacak. Ameliyata hazırlanmış doktor gelmemiş, hemen bir geçmiş olsun diyeyim, bir moral verip çıkayım diye hastaneye gittim. Biliyorum ki sınava girecek bir öğrenci için moral ne ise, ameliyata girecek bir hasta için de moral o. Ama kapıda yine yirmi sekiz sene önceki “ibrikçi başı” hazır. “Yasak amca “ değişen tek şey, benim o zaman “delikanlı”  şimdi ise “amca” olmam. Yavrum,  kızım ameliyat olacak girmeden bir geçmiş olsun diyeyim “ diyorum. “Olmaz, refakatçi giremezsiniz. “ ”Yavrum refakatçi değilim daha ameliyat olmadı.” ”Olmaz giremezsin” Ama ben yirmi sekiz yıl önceki ben değilim başladım bağırıp çağırmaya. Bu arada orada bulunan birçok öğrencim den biri gelip duruma müdahale etti ve ben kızıma geçmiş olsun diyebildim.

           Şimdi soruyorum bu ülkede otuz yılda ne değişti. Yollar yapıldı, hastahanelerde her türlü ameliyat yapılır hale geldi, binalar çoğaldı, arabalar çoğaldı ama görünen sıfatı ne olursa olsun “ibrikçi başılar” hala duruyor.

           Öğretmen olarak bir şeyi daha iyi anladım  ,’Önce insan’ demeyi öğretememişiz  insanımıza. Görevini layıkıyla yapmanın bir ibadet olduğunu öğretememişiz. Orada insanlara hizmet etmek için bulunduğunu öğretememişiz.  Hangi meslek olursa olsun asıl görevinin insana hizmet olduğunu, halka hizmetin Hakka hizmet olduğunu, çocuklarına helal rızık götürmesi gerektiğini yoksa haram parayla yetişen nesillerin ana –babaya,  vatana- millete hayır etmeyeceğini öğretememişiz.

              Bu milletin geleceğini düşünen insanlara çok iş düştüğünü bir kez daha anladım vesselam.  

ICERIK_ARASI Reklam Alanı
Etiketler: #yazilar
SOL1 Reklam Alanı

YAZARIN DİĞER MAKALELERİ

MOBIL_UST Reklam Alanı
ALT1 Reklam Alanı