Son yazımızın üzerinden uzunca bir süre geçti. Bu süreç içerisinde Türkiyede ve Dünyada çok önemli olaylar ve gelişmeler yaşandı.
Ülkemiz çok önemli bir seçim süreci yaşadı, seçilmiş iktidara Fethullah Gülen hareketi ve yargı kanalıyla darbe yapılmak istendi. İşin en acısı muhalefet partilerimizde buradan bana da bir kırıntı düşermi diyerek, bu darbe girişimine destek verdi. Benim için şaşırtıcı olan bu darbe girişimine CHPve MHP’nin desteğinden ziyade SP’nin bunlarla aynı safta yer almasıydı. Halbuki Milli Görüş camiası ve Rahmetli Prof. Dr. Necmettin Erbakan, Fethullah Gülen ve hareketinden bugüne kadar en acımasız darbeleri ve eleştirileri alan kesimdi. Gülen hareketinin davranış biçimi ve duruşu bu ülkede İslami hassasiyet ve mücadele içinde olan hiçbir kimse tarafından yadırganmamış, hatta bazılarınca beklenen bir olaydı. Zira bu güne kadar yer yüzünde ve Türkiye’deki hangi Müslüman’ın hangi mücadelesinin yanında oldular ki bundan sonra olmaları beklenebilirdi. Bırakın Müslümanlara destek olmayı her platformda grev kırıcı gibi hareket etmişlerdi.
Üniversite yıllarımdaki (1983-1987) çok yakın arkadaş çevrem; Gülen ve hareketi konusundaki görüşlerimi, hiçbir zaman hakarete varmayan eleştirilerimi çok iyi bilir. O gün söylediklerimi iyi bilen, bu gün yurt dışında akademik olarak çalışan bir arkadaşım, 21 Aralık ta “Yasir bey büyük adamsın” diye mesaj atmış. Espriyle karışık “32 yıl sonramı anladın” diye cevap yazdım. Dayanamadı ve aradı, “sen söylüyordun da abarttığını ve haksızlık ettiğini düşünüyorduk, sen haklıymışsın” dedi. Bu düşünce ve eleştirilerimizi yaparken dahi İslami edep ve sınırlar içinde kaldık, Muhafazakar ve İslami camia dışındaki insanlara karşıda hep savunucuları olduk. Biz yanılıyor olabiliriz, Allah gayretlerini boşa çıkarmasın, iman ve hizmet ehli insanlar dedik. Gördüğümüz yanlışlıkları, görmemezlikten geldik. Bugünde tabanıyla ilgili iyi niyet düşüncelerimi korumak istiyorum, korumaya çalışıyorum. Ama tabanında artık gerçekleri görmesi lazım, akıl tutulmasından ve beyinlerini cemaat abilerinin, ablalarının emrinden kurtarmaları gerekiyor. Artık hiçbir şey eskisi gibi olmayacak, olamazda. Ahirette kimse kimsenin hesabını vermeyecek herkes kendi hesabını verecek. Abim, ablam, hocam, şeyhim, annem, babam, eşim, başkan, bakan, başbakan, cumhurbaşkanı dedi yaptım veya yapmadım demek hiç kimseyi kurtarmayacak. Herkes kendi amellerinden, yaptıkları ve yapmadıklarından hesaba çekilecek.
Allah herkese akıl ve cüz’i irade vermiştir.
Allah herkese akıl ve cüz’i irade vermiştir.
Milletimiz eskisi gibi medya destekli bu tür provokatif darbe girişimlerine itibar etmiyor. Seçim bu sebeple güven oylamasına dönüştü ve belkide katılımın en yüksek olduğu seçimlerden biri oldu.
Ak-Parti %45.6 civarı bir oyla seçimin galibi çıktı, CHP % 27.8, MHP %15.2, BDP% 4,2 civarı oylar aldılar. Bütün partiler kalelerini korudu sayılır. Halkımızın hassas terazisi böyle tecelli etti.
Yerel seçimler geride kaldı şimdi sırada Cumhurbaşkanlığı seçimi var. Ülkemizdeki gelişmelerden, global siyasetteki aldığı rolden, dünya ekonomisindeki aldığı paydan, ülkemizin huzur ve istikrarından rahatsız olan iç ve dış güçler ortamı germek için herşeyi yapacaklardır. Anlayamadıkları şey ise bu tür gergin ortamlardan ve krizlerden hep Ak-Parti ve R. Tayyip Erdoğan kazançlı çıkıyor. Ülke demokrasisi ve ülke insanı kazançlı çıkıyor. İnsanımız dayatmalara ve baskılara, her türlü dizayn girişimine dur diyor. Bu sebepten yine bizi yüksek tansiyonlu günler bekliyor.
Çağımız iletişim, teknoloji ve bilgi çağı. Her nekadar sosyal medya ile seçimler bile manipüle edilmeye ve milli iradeye ipotek konulmaya çalışılsa da.
İlk insandan günümüze kadarki sürece bir göz atarsak, mücadele hep sahip olmak ve yönetmek üzerine olmuştur. Bugün bilim adamları, tarihçiler ve arkeologlar, iğneyle kuyu kazar gibi, cerrahi bir hassasiyetle, arkada bıraktıkları eserlerinden ve izlerinden, geriye yönelik olarak geçmişten günümüze dünyaya hakim olan güçlerin, kralların, tiranların, imparatorların, firavunların ve medeniyetlerinin izlerini bulmaya çalıyorlar. Yerlerinde yeller esiyor, hepsi virane ve örenler olmuşlar.
İlk insandan bugüne kadarki tarihi süreç içerisindeki önemli olaylar ve gelişmeler; başlangıçta onbin yıllık, beşbin yıllık, bin yıllık süreçlerde değişiklikler gösterirken, Milattan Sonraki dönemlerde bu süreler 250 yıl, 100 yıl, 50 yıl gibi daha kısa sayılabilecek zaman aralıklarında gerçekleşmeye başlamıştır.
Bu anlamda; Tarihçi Richard Ovary, “Times Eksiksiz Dünya Tarihi” adlı kitabında dünyanın akışını değiştiren 50 tarihi olayı sıralarken; Önemli tarihi olaylar arasında
M.S. 570 yılında Hz. Muhammed’in doğumu ve 1453 yılında Fatih Sultan Mehmed’in İstanbul’un fethi de yer alıyor.
Dünyayı değiştiren diğer olaylar arasında ise şunlar vardır;
M. Ö. 3500: Tekerleğin icadı.
M.Ö. 3200: Yazının bulunması.
M.Ö. 1600: Yunan medeniyetinin başlangıcı; böylece matematik, felsefe, politik düşünce ve tıp dünyasının gelişmesi.
Milat: Hz İsa’nın doğumu.
105: Modern kağıdın ilk kez kullanılması.
730: Çin’de resim bulunması.
1088: İtalya’nın Bologna kentinde dünyanın ilk modern üniversitesinin kurulması.
1455: İlk kitabın basılması.
1492: Amerika kıtasının keşfi.
1517: Avrupa’da reformların başlaması.
1885: Benz’in ilk kez petrolle çalışan otomobil üretmesi.
1918: I. Dünya Savaşı’nın sonu.
1989: Komünist rejimin yıkılması vs.
Bu listeye ekleme ve çıkarmalar yapmak mümkün. Biz olayın bu yönünde değiliz. Bizim anne-babalarımızın gençlik yıllarında 10-15 yıllık sürelerde tarihin akışını değiştirebilecek önemli olaylar yaşanırken, bizim çocukluk dönemimizde süre 3-5 yıla düşmüş. Bugün ise aylık, haftalık, günlük, hatta gün içerisinde birkaç tane dünya ve ülke tarihi açısından önemli bir gelişme, yani tarihe not düşecek bir hadise veya buluş gerçekleşmektedir.
Bu teknoloji ve iletişim çağında gelişmeleri takip ederken bile zorlanıyor insan. Bundan en fazla haberciler memnundur diyeceğim ama; onlarında işi zor bir haber için yaptığınız hazırlık hemen yeni bir haberden dolayı boşa çıka biliyor. Yaptığınız hazırlık ve haber gün içinde bile aktüel olmaktan çıkıp bayat haber statüsüne geçebiliyor.
Dün, Gülen hareketinin dinlemelerini ve darbe girişimini, yerel seçimleri konuşuyorduk, Mısırdaki 529 Müslüman kardeşler mensubunun idam edilme kararını konuşuyorduk, tepki göstermeye çalışıyorduk, bugün buna 683 daha Müslüman kardeşler mensubunun idam kararı daha eklendi. 8 Martta 239 yolcusuyla kaybolan Malezya uçağını, 16 Nisan'da Güney Kore açıklarında 476 yolcusuyla batan 188’inin hayatını kaybettiği, 100’den fazla kişinin kayıp olduğu feribotu konuşmaya devam ediyoruz. Ümit ederim ki yarın 1 Mayıs olaylarını konuşmayız. Artık Iraktaki, Suriyedeki, Filistindeki, Myanmardaki dramlar arka planda kalır oldu.
Gün geçmiyor ki, gazete ve televizyonlarda, anne-babasını, eşini öldürdü haberi olmasın, kaçırılan, kaybolan çocuk haberi olmasın. Buna bir dur demek lazım, hem olayların durdurulması hem de haberlerin çocukların TV başında olduğu saatlerde verilmesi ve veriliş biçiminin değişmesi gerekmektedir. Bu konuda umarım yetkililer bir önleme alır.
Bu arada; Galatasaray bayan basketbol takımı Avrupa şampiyonu olmuş, Fenerbahçe Futbol takımı Türkiye ligi şampiyonu olmuş, Halkbank erkek voleybol takımı Türkiye şampiyonu olmuş ne önemi var, koyun can derdinde kasap et derdinde.
1 Mayıs’ın istismar edilmeden, gerçekten bahar ve işçi bayramı olarak kutlanması dileklerimle.