Yazılarımı ve paylaşımlarımı takip eden bir dostum soruyor. “Sen kimi savunuyorsun anlayamadım.” Arkadaşım bakıyor ki kiminle ilgili olursa olsun dikkate değer bulduğum bazı yazıları paylaşıyorum, iktidarı eleştiren, yanlışları dile getiren yazılar yazıyorum veya dikkatimi çeken yazıları paylaşıyorum , muhalefeti eleştiriyorum. Yani birilerinin itirazsız kölesi değilim. Türkiye’de, takım tutar gibi siyasi parti, hoca, tarikat vs. tutan insanları görmeye alıştığı için benim yazılarımı yadırgıyor bazı dostlarımız.
Aslında tüm Müslümanlar bir kuralı hatırlasa sorunlar çözülecek ve anlaşılmayan bir şey de kalmayacak.
Cenab-u Hak Hud Suresi 112. Ayetinde “Öyle ise emrolunduğun gibi dosdoğru ol. Beraberindeki tövbe edenler de dosdoğru olsunlar. Hak ve adalet ölçülerini aşmayın. Şüphesiz O , yaptıklarınızı hakkıyla görür. “ der. Peygamberimiz (S.A.V) Efendimiz “Bu ayet beni kocattı.” demektedir.
Bu Ayeti, Elmalılı Hamdi Yazır, Hak Dini Kur’ân Dili tefsirinde şöyle izah etmiştir:
“Demek ki, Hakk'a vasıl olmak için istikametten başka yol olmadığı gibi, her hususta istikamet kadar yüksek bir makam ve onun kadar zor hiçbir emir yoktur. Herhangi iş olursa olsun, herhangi hedef olursa olsun ona ulaşmanın en kısa yolu doğruluktur. Böyle olmakla beraber her şeyden önce, bir işte doğrunun hangi çizgide olduğunu tayin ve tespit etmek çok zordur; ayrıca onunla ilgili çeşitli noktalardan ilişkisini kesip, sarsılmadan dosdoğru olan o çizgi üzerinde yürüyebilmek daha zordur. Ve yine istenilen hedefe ulaştıktan sonra aynı şekilde o doğruluk üzere, hiç eğilmeden devam ve sebat edebilmek büsbütün zordur. Bununla beraber şu kadarını hatırlatmalıyız ki, bu âyette Resulullah'a "beni ihtiyarlattı" dedirtecek kadar zor gelen nokta, istikamet emrinin asıl kendisiyle ilgili olan kısmından ziyade, ümmetiyle ilgili olan kısmı olsa gerektir.”
Bu Ayet-i Kerime’den de anlaşılacağı gibi Müslüman dosdoğru olacak. Konjüktüre göre yön değiştirmeyecek. Eğilip bükülmeyecek. Hedefe ulaşmak için her şeyi mubah görmeyecek.
Müslümanın sözü hedefe atılan ok gibi dosdoğru olacak. Hedefe giderken kimin yarasına değer o yarayı dağlar ona merhem olur ; kimin kangren olmuş yarasını parçalar içindeki cerahatin ortalığa dağılmasına yol açar sözü söyleyeni ilgilendirmez.
Ayet-i Kerimenin devamına bakılınca “dosdoğru ol “ emri sadece Resulullah’a değil, “beraberindekiler de “ diyerek sahabeyi ve sonradan gelen biz Müslümanları da en geniş anlamıyla kapsıyor. Peki doğruluk yetiyor mu? Hayır. Devam edelim. ”Hak ve adalet ölçülerini aşmayın.” diyor. Şimdi düşünelim günümüzün Müslümanlarını : İslam ülkelerini yöneten kralları , devlet başkanlarını , başbakanları , bakanları , tarikat , cemaat liderlerini. Başımızı iki elimizin arasına alıp “Emrolunduğunuz gibi dosdoğru olarak “ düşünelim. Kaç tanesi “ Hak ve adalet ölçülerine “ göre hareket ediyor ? Ediyor olsaydı İslam alemi bugün böyle mi olurdu? Bir tarafta dünyanın en zengini , israfta ve topluma zulümde Firavunları geçmiş insanlar; diğer tarafta açlıktan ölen müslümanlar.
Peki “Hak ve adaletle hükmetmek “ için illa kral, başbakan vs mi olmak gerek? Tüm Müslümanların günlük yaşamlarında bu kurala uyması, hayatını bu kural doğrultusunda tanzim etmesi gerekmez mi? Oy verirken , ticaret yaparken , kamu kurumlarında görevini yaparken herkes; kendine , topluma ve Allah’ a karşı görevini yaparken bu kuralı uygulamalı değil mi ? Tüm işverenler dosdoğru olsa, haktan hukuktan ayrılmasa , görevini tam yapsa şu an Türk milleti ”Soma “ diye ağlar mıydı ? Bu ayet-i Celileyi dikkate alan bir kişi güya “halk adına”, halkı hastaneye götüren ambulansı taşlar mı, kamu veya özel kişilerin mallarına zarar verir mi?
Müslümanlar bu ayeti kendisine düstur edinse, bir ayet okurken bir hadis okurken , bir söz söylerken acaba bu söz kime dokunur, kimi incitir, kimin lehine olur, kimin aleyhine olur diye düşünüp ona göre söyler mi ?
Ayet-i Kerimeleri, Hadis-i Şerifleri kendi siyasetini , tarikatını, cemaatini, mezhebini, meşrebini ön plana çıkarmak için kullanır mı? Maalesef Hulefa-i Rasidin’ den hemen sonra başlayan bu kepazelik günümüze kadar devam etmiş, müritler uçmaya hazır şeyhleri uçurabilmek için; yalakalar; günahsız hata yapmayan lider konumuna gelmek için can atan siyasi liderleri “masum” yapabilmek için ellerinden gelen gayreti göstermekte , akla gelebilecek her türlü “değeri” rahatlıkla kullanabilmektedir.
Eğer biz Müslümanlar “Şüphesiz O, yaptıklarınızı hakkıyla görür.” ayetini tam içselleştirebilseydik bu dünyada sahtekarlık, ikiyüzlülük , riyakarlık, haksızlık, adam kayırma, kul hakkı vs. aklımıza gelen veya gelmeyen tüm kötülükler olur muydu ?
Bir ayet , tek bir ayet bu dünyanın düzelmesi için yeterli olabilirdi.
1. Dosdoğru ol.
2. Haktan ve adaletten şaşma , kul hakkı yeme.
3. Allah seni görüyor.
Başka söze gerek var mı ? Bu kurallara uyduğumuz gün , mazlumun gözünde üç damla yaşken zalimi boğacak sel oluruz, asırlardır darbelenen inleyen milletin derdine derman oluruz.
Doğrulukla hareket etmez, hak hukuk tanımaz, kul hakkı nedir bilmez, sadece siyasi görüşümüzü , cemaat anlayışımızı hakim kılmaya çalışırsak iktidar da olsak, sadece nefsimizi tatmin ederiz ; ancak gayya kuyusuna biraz daha yaklaşmış oluruz.
O zaman hepimiz “Emrolunduğumuz gibi dosdoğru “ düşünelim ve hakkı, doğruyu, adaleti savunalım.
Allah’ a emanet olunuz.