Gençlik yıllarımda Ramazan geldi mi İslamcı entellektüeller arasında bir tartışma başlardı. “Oruca başlamak için ay gözle mi görülmeli, yoksa hesaplamalarla da oruca başlanabilir mi, Ramazan Bayramı ne gün başlayacak?” Bugün olduğu gibi bazı İslam ülkeleri oruca bizden sonra başlar, özellikle radikal kesimdeki entellektüller arasında kavga sürer giderdi. İletişimin bugünkü kadar olmamasının da etkisiyle halk bu konuya pek itibar etmezdi.
Sonunda Müslümanlar arasında ihtilafa sebep olan orucun başlangıcı konusu 1978 yılında dönemin Diyanet İşleri Başkanı Dr. Tayyar Altıkulaç’ın öncülüğünde İstanbul’da yapılan 30’a yakın Müslüman ülkenin temsilcilerinin katıldığı Ru’yet’i-Hilal Konferansı’nda ele alındı. En azından Ramazan ayına dünya Müslümanlarının aynı günde başlaması kararına varıldı. Ancak alınan bu karara rağmen ertesi yıl tüm İslam ülkeleri gene kendi ölçülerine göre tutum sergileyerek farklı günlerde Ramazan orucuna başlamışlardı. Bu da Müslümanların ne kadar birbirinden kopuk olduğunun işareti olmuştur.
Bazı Müslümanlar, Arap ülkelerinden, bazıları Avrupa’daki cemaatlerden, bazıları da cemaat imamlarından haber bekler ona göre oruca başlarlardı. Bu davranışlarının nedeni de devleti yönetenlere olan güvensizlikti. Öyle komik, cahilce işler vardı ki bir dostumuz yıllar sonra şöyle anlattı. ”O zamanlar dünyada, bir gün önce ay görüldü mü görülmedi mi diye kavga edilirken biz ”Hoca efendi” den haber beklerdik. 2-3 gün önce haber gelirdi, ”Filan gün Oruca başlanacak” diye, biz de ona göre oruca başlar, Bayramı yapardık. Şimdi düşünüyorum da bu nasıl bir aymazlık, nasıl bir cahillikmiş, millet bir günün kavgasını yaparken biz 2-3 gün öncesinden haber alır ve buna kayıtsız inanırdık. ”Böyle Müslümanlar da vardı.
O zaman bu tür tartışmalara halk katılmazdı. Şimdi ise iş çığırından çıktı. Televizyonlarda Hoca’lar “Sünnet, Teravih, İftar Vakti vs” konularında o kadar çok tartışma yapıyor ki ortalık savaş alanına döndü. Savaş, Hocalardan çıktı sokağa döküldü. Hiç bilgisi olmayan ancak ağzı az çok laf eden herkes tartışmaya katıldı. İslami literatürü bilmeyen insanımız “nafile” kelimesine Türkçe’de yüklenen “boşuna” anlamını yükleyip “nafile namaz” deyince “boşuna kılınan namaz” gibi algılanmaya başladı. Adam konuşmaya ”Bu Hoca’lar bize Teravih kılın diye hep baskı yaptılar, bak Peygamber Cami de Teravih kılmamış, Hz. Ömer bu uygulamayı başlatmış, kimsenin buna hakkı yok. Kuranda teravih var mı, yok, o zaman bu “ Bidattır.”” diye başlıyor. Oysa ki Bid'at ; kelime itibariyle sonradan ortaya çıkan şey, yenilik olup, İslam hukukuna; göre örneksiz bir şey yapmak, yepyeni bir iş ortaya koymak, genel kanaata aykırı davranışta bulunmak ve daha önce benzeri olmayan bir şeyi icat etmek gibi anlamlara gelir. Terimsel olarak bid'at; dinin aslından olmayan ve dini hüküm ve delillere dayanmada etmeden sünnete aykırı olarak icat edilen şeylerdir. Yani; dinde aslı olmayan bir ibadeti uydurmaktır. Burada ise Peygamberimiz Teravihi kılmış, Hz. Ömer insanların dağınık kılması yerine cemaatle kılmasını tavsiye etmiş ve uygulamıştır. Bu uygulamaya da Hz. Aişe , Hz. Ali, Hz. Osman gibi Ashabın büyükleri veya diğer Ashab- ı Kiram’ ın hiç biri itiraz etmemiştir. Teravih namazını cemaatle kılmak Hz. Ömer Efendimizin içtihadıdır. İsteyen Hz. Ömer Efendimizin içtihadına uyar , isteyen Müslümanlar da bugünün ilim adamlarının içtihadına uyar. Hangisine daha çok inanıyor veya güveniyorsa ona uyar. Bu konuda da kimseyi itham etmeye gerek yok kanaatindeyim, zira “ Ameller niyetlere göredir.” buyurur Allah Resulu. Bu arada bu günlerde bazı ilim adamları “Peygamberimizin kıldığı namazın teravih olmadığını” iddia ediyorlar ama ben bu iddiayı ciddiye almıyorum , zira yanında yaşayan Hz Aişe validemiz , Hz Ali, Hz. Ömer gibi insanlar bu namazın teravih olduğunu bilmeseler devam ettirirler miydi? Yanından ayrılmayan insanlar teravih olarak görüp devam ettirirken 1500 sene sonra çıkıp “teravih değildi” demek çok ciddiye alınacak bir söz değil bence.
İmsak vakti tartışması aldı başını gidiyor. Abdülaziz Bayındır Hoca şu an Diyanet İşleri Başkanlığının imsak vaktinin yanlış olduğunu Müslümanlara vakit girmeden sabah namazı kıldırıldığını ve daha oruç vakti girmeden oruca başlatıldığını iddia etmektedir. Eğer Bayındır Hoca tezinde haklı ise benim gibi Diyanet İşleri Başkanlığının Namaz vakitleri ve İmsak vakti programına uyan insanların henüz Namaz vakti girmediği için sabah Namazları sıkıntıya uğramaktadır. Sorun, orucu yarım saat fazla tutmak değildir. Vakit girmeden kılınan Namaz’ dır . Diyanet haklı ise benim gibi Diyanete uyan Müslümanlar için sorun yok. Bu durumda Bayındır Hoca’ya uyan kardeşlerimizin Namazı kurtulur ancak onların da imsak geçtiği halde yiyip içtikleri için oruçları sıkıntıya uğrar.
Bu tür sıkıntıların temel sorumlusu ise Diyanet İşleri Başkanlığı ve İlahiyatçı ilim adamlarıdır. Diyanet İşleri Başkanlığı yetkilileri farklı düşünen ilim adamlarını bir araya getirip bir çalıştay düzenlemeli. Herkes tezini ortaya koymalı ve sorun çözülmeli. Bu çalışma Televizyon ekranında yapılacak bir programda olmamalı. Halk bu çalışmayı bir düello izler gibi kim kazandı kim kaybetti diye görmemeli. Bu ilim adamları vardıkları sonucu deklare etmeli, Halk da buna uymalı. Yoksa Müslümanların vakti girmeden kılınan Namazlarının, İmsak bittikten sonra yedikleri yemeklerin vebalinden, başta Diyanet olmak üzere ilim adamları kurtulamaz. Şu an halka zulmedilmektedir. Ağızlarını açıp ”Alimler Peygamberlerin varisleridir.” Diye Hadis-i Şerif okuyanlar o Peygamberin varisi gibi hareket etsinler vesselam.
Allah’a emanet olunuz.