Toplumların kültürünü inançları oluşturur. Atasözleri, deyimleri, ninnileri, manileri, şarkıları, türkülerinin kaynağı mutlak manada toplumun tabi olduğu “din”dir. Bir ilkokul çocuğuna bir köy resmi yap derseniz başta bir “cami” yapar sonra da etrafına evleri yerleştirir. Sanırım bir Hristiyan çocuğu da bir köy resmi yapsa başta kiliseyi yapar. Toplumun referansını inancından aldığı dönemlere bakarsanız şiirleri , türküleri de inancına göre şekillenmiştir. Ne zaman ki toplum inancından soyutlanmış o zaman işler tersin gitmeye başlamış. Allah “Ben cinleri ve insanları, ancak bana kulluk etsinler diye yarattım.” ( Zariyat 51) buyururken bir Müslüman ‘Bilmem ki bu dünyaya ben niye geldim ? diye şiir yazabilmektedir. Benzer örnekleri çoğaltmak mümkün.
Bir çok kişiye sordum ‘Dost kimdir ?’ diye , ‘Arkanı dönebildiğin kişidir.’ , ‘Güvenebileceğin kişidir’ , ‘Ortaklık yaptığın kişidir’ “ Kardeşlerimdir” vs. türünden çok farklı cevaplar aldım. Bu cevapları veren arkadaşlarımın hepsi Müslüman elhamdülillah. Edebiyata bakayım dedim “dostluk” üzerine ne yazılmış diye. Karşıma ilk olarak şu beyit çıktı.
‘Dost dost diye nicesine sarıldım.
Benim sadık yârim kara topraktır.’ Acaba şair doğru mu söylüyor, Müslümanın dostu ‘kara toprak’ mıdır ?
Bir de Allah (cc)a arz edelim. Kur’an-ı Kerim’de var mı bu sorunun cevabı dedim. Öyle ya Allah (cc) Kur’an-ı Kerimi Müslümanlar ‘anlasın’ , ‘yaşasın’ diye tebliğ etti ve ‘eksiksiz’ “ tamamladı”. Öyleyse Müslümanın 24 saatini kuşatması gerekir. İlla ki ‘dost kimdir’ sorusunun da cevabı olmalıydı.
İslam tarihine baktığımız zaman Mekke’de İslam nuruyla ilk şereflenen Müslümanlar ” kendilerinden olanları”, “dostlarını”, diğerlerinden ayırt edebilmek için ‘namaz’ kılıp kılmadığına, kılıyorsa “nasıl kıldığına” bakıyorlardı. Zira Mekke müşrikleri de namaz kılardı, ancak onlar “ıslık çalarak, el çırparak” namaz kıldıklarını zannederlerdi . İşte bu dönemde Allah, dostluğun ölçüsünü koydu. “Sizin dostunuz ancak Allah, onun elçisi ve namazlarını kılan zekatlarını veren rükuya varan müminlerdir” (Maide-44)
“Eğer onlar tevbe edip, namaz kılarlarsa ve zekatı da verirlerse artık onlar sizin dinde kardeşlerinizdir.” (Tevbe-11)
Diğer bazı ayetlerde ise Allah’ın mümin olarak niteleyip dost edinilmesini istediği kişiler şöyle tanımlanmaktaydı:
“Müminler o kimselerdir ki, Allah anıldığı zaman yürekleri ürperir, kendilerine Allah’ın ayetleri okunduğu zaman imanları artar ve (onlar ) rablerine tevekkül ederler. Namazlarını kılarlar verdiğimiz rızıktan(ihtiyaç sahiplerine) verirler. İşte gerçek müminler onlardır.” (Enfal 2-4)
“İnanan erkekler ve kadınlar birbirinin dostudurlar. Birbirlerine iyiliği emreden, kötülükten menederler. Namaz kılarlar zekatı verirler Allah ve resulüne itaat ederler.” (Tevbe-71).
Nuh Tufanında; Hz. Nuh’un inanmayan oğlu sulara kapılınca “insan olan” Hazret-i Nuh çok üzüldü ve dedi ki:
- Ya Rabbi, benim ailemden olanları kurtaracaktın. Senin vaadin haktır. Vaadinden dönmezsin. Benim oğlum suda boğuldu. (Hud 45)
- Ey Nuh! O oğlun, kötü bir iş işlediği için, senin ailenden sayılmaz. Ailenden olanları kurtardım…. (Hud 46)
Görüldüğü gibi, bir Peygamber bile olsa, Müslümanın dinsiz oğlu, onun ailesinden sayılmıyor, dost hiç sayılmaz.
Daha başka ayetleri eklemek mümkün. Bu ayetlere bakarak ‘Müslümanın dostu kim ?‘ sorusunu cevaplayabilir, Müslümanın dostluk ölçülerini sıralayabiliriz:
Müslümanın dostu:
1- Allah (c.c),
2- Resulullah (SAV),
3- Namazlarını kılanlar,
4- Zekatlarını verenler,
5- Tevbe edenler,
6- Allah anılınca yürekleri ürperenler,
7- Ayetleri duyunca imanları artanlar,
8- Allah için, ihtiyaç sahiplerine verenler,
9- Birbirlerine iyiliği emredenler, kötülükten menedenler,
10- Allah ve Resulüne itaat edenler.
O zaman Müslümanın dostu ; kendi ırkından, ortağından, çıkar sağladığından, ailesinden, siyasi partisinden, tarikatından, cemaatinden, komşusundan, akrabasından olanlar değil yukarıda sayılan vasıflarda olan kişilerdir vesselam.
Şimdi dostlarımızı bir daha değerlendirmemiz gerekir sanırım, zira Hz. Peygamber : “Kişi sevdiği ile haşr olunacaktır, kişi kimi severse kıyamette onunla beraber olacaktır.” buyurmuştur.
Allah’a emanet olunuz.