Toplumları ayakta tutan bazı evrensel kurallar vardır. Bunların başında,başta devletin sonra bireylerin adil olması gelir.
Ecdat ne güzel söylemiş, “ Küfr ile idare edilir, zulm ile idare edilmez “ diye. Tarihe baktığımız zaman dini ne olursa olsun, adil kuralları olan, toplumunu adaletle yöneten devletlerinhalkının mutlu olduğunu, devletin de uzun ömürlü olduğunu görürüz. Aradan uzun yıllar geçmesine rağmen adil yöneticilerin hala güzellikle yadedildiklerini, zalimlerin ise beddua ile anıldığını görürüz. Bakınız geçen yıllarda ölen devlet başkanları oldu.Dini ne olursa olsun halkıyla bütünleşmiş olanlar“ vefat etti “ diye duyurulurken, zalim olanlar “ geberdi “ diye duyuruldu medyada. Hz. Ömer’in bu konuyu birebir anlatan az bilinen bir olayını nakletmek isterim.
Hz. Ömer ve Amr Bin As çok iyi arkadaştırlar. Henüz ikisi de Müslüman olmadan evvel birlikte, ticaret için İran tarafına giderler.Bindikleri atlarında orada satacakları veya mübadele yapacakları mallar yüklüdür. İran’ın o zamanki başşehrine varırlar. Henüz daha atlarından malları indirmeden bir grup gelir ve zorla atlarına ve eşyalarına el koyarak oradan uzaklaşırlar.
Hz. Ömer ve Amr Bin As ortada kala kalırlar. Ne yiyecek bir lokma ekmekleri, ne de ceplerinde alış veriş yapacakları beş kuruşları da vardır. Akşama kadar ne yapacaklarını bilemeden bir yerde beklerler. Yatacak bir yerler ararlarken bir han gözlerine ilişir ve hana girerler. Orada durumu hancıya anlatırlar. Hancı şaşırır ve;
“Nasıl olur, adaletli Nuş-i Revan’ın ülkesinde böyle bir yanlışlık mümkün değil arkadaşlar. Siz burada bu akşam ücretsiz yiyip, içip, yatabilirsiniz, ben de doğruca sizin durumunuzu kralımıza anlatmaya gidiyorum” der ve hemen kralın sarayına gider. Kral’a durumu anlatır. Gerçekten de Nuş-i Revan adaletiyle ün salmış müthiş bir kraldır. Bu durumu öğrenir öğrenmez bir soruşturma başlatır ve at ve develeri gasp edenlerin kimliğini kısa sürede tespit ettirir. Henüz sabah bile olmadan onları yakalattırır.
Kral, hancıya; “O iki misafire eşyaları ve hayvanları hiç zarar görmeden teslim edilecektir, sabah buradan alsınlar, yalnız şehri de hemen terk etsinler ” der. O zamanın şehirleri surlarla çevrilidir ve belli yerlerde çıkış kapıları bulunmaktadır. Kral ayrıca; “misafirin biri surun güney kapısından, diğeri de güneydoğu kapısından çıksın” diyerek hancıyı gönderir. Hancı hana gelip Ömer ve Amr Bin As’a bu müjdeyi verir. Onlar da bu duruma pek inanamasalar da, peki derler ve sabah yola çıkarlar. Kral’ın yanına vardıklarında şaşkına dönerler. Tam kendilerine anlatıldığı gibi atları, develeri ve eşyaları hiç eksiksiz kendilerine teslim edilir. Onları geride bekleyen esas sürprizden haberleri yoktur.
Hayvanlarını ve eşyalarını teslim aldıktan sonra Ömer surun güney kapısından, Amr da güneydoğu kapısından çıkarlar. Ömer’in çıkacağı güney kapısının üzerinde biri idam edilmiş ve üzerinde “şehrimize ticaret için gelen misafirlerin at, deve ve eşyalarını zorbalıkla ellerinden alan çetenin başı, aynı zamanda kral Nuş-i Revan’ın oğlu” yazmaktadır. Diğer iki kişinin cesetleri de Amr Bin As’ın çıkacağı kapıda asılıdır. Bunları gören Ömer ve Amr hayret ve şaşkınlıklarını içlerine gömerler. Onlara bir ömürlük ders olur bu hadise.
Aradan yıllaaar geçer, önce Ömer Müslüman olur. Daha sonra da Amr. Kaderin cilvesine bakınız ki, Hz. Ömer halifeliği sırasında Amr Bin As’ı Mısır’a vali olarak tayin eder. Amr, Mısır’da bir mescit yapmak üzere arsa istimlâki yapmaya başlar. Müslümanlar arsalarını severek (bazıları bağışlar, bazıları da para karşılığı) verirler. Mescidin yapılacağı mahalde bir yahudinin de arsası varmış, Amr ona çok ciddi paralar teklif ettiği halde; “Hayır ben razı değilim, arsamı vermiyorum” cevabını almış. Amr bu cevap karşısında şaşırıyor ve; “koca vali karşısında sen kim oluyorsun ki, bak bakalım senin arsanı nasıl istimlâk ederim” demiş.Yahudi; “Adaletinden bahsettikleri bir halifeleri varmış, bakalım bu durum karşısında ne diyecek” der ve yemeyip, içmeyip taa Mısır’dan kalkar Medine’ye Halife Hz. Ömer’e gelerek durumu anlatır. Hz. Ömer (ra) meseleyi öğrenince yüzü kıpkırmızı kesilir, hiddetinden boyun damarları şişer. Tabii o zaman kağıt bulunmadığı için, yerden bulduğu bir kemik parçasının üzerine bir cümle yazar ve Yahudiye uzatır.Yahudiye; “ Götür bunu Amr Bin As’a ver, o anlar” der. Yahudi kendi kendine; “ben bu kadarcık basit yazı için mi geldim” diye söylenerek oradan uzaklaşır. O ufacık yazının Amr Bin As’ın kafasında ne fırtınalar estireceğini nereden bilsin.Yahudi, Mısır’a varınca çok merak ettiği sonucu görmek için beklemeden Amr’ın yanına koşar ve getirdiği yazıyı Amr’a uzatır..Amr Bin As yazıyı eline alır ve okur. Yazı aynen şöyledir; “Ömer, Nuş-i Revan’dan daha adaletlidir.”Amr’ın beti benzi bembeyaz kesilir, bir anda eli ayağı titremeye başlar ve Yahudiye dönerek; “Arsan senin olsun, özür diliyorum, benden ne istersen vermeye hazırım, senin hakkını ödemem mümkün değil , seni ta Medine’ye kadar yordum” der. Önce bu kemik parçası üzerindeki bu cümleye hiçbir anlam veremeyen Yahudi, işin aslını Amr Bin As’a sorar ve meseleyi öğrenince, adalet timsali İslâm dinine girer.
Şimdi soralım. Bu olayda ders alması gerekenler sadece devlet başkanları mı? Hayır…Hz. Ömer bu yazıyı, Cumhurbaşkanına, Başbakana, Bakanlara, Belediye Başkanlarına yazmıştır.Bu yazıyı Valilere, Kaymakamlara, Müftilere, Milli Eğitim Müdürlerine, Daire amirlerine yazmıştır.Bu yazıyı Siyasi parti, Cemaat liderlerine, Tarikat şeyhlerine, Kanaat önderlerine yazmıştır. Yani sorumluluk makamındaki herkese yazmıştır.
Bu yazı ile diyor ki Hz Ömer; Ey sorumluluk makamındaki insanlar!
Zulmü yapan her kimse onun cezasını mutlaka vermelisin. Devlet imkanlarını, dünya nimetlerini, makamları, yandaşlarına, siyasi görüşünde olanlara,cemaatinizden , tarikatınızdan olanlara dağıtırsan adaletsizlik yapmış olursun. Adalet konusunda bırakın Müslümanlar arasında; kafir ile Müslüman arasında bile haksızlık yaparsanız bunun bedelini hem dünyada hem ahirette ödersiniz.
Cenab-u Hak Kur’an-ı Kerim’de; Ey Dâvud! Biz seni yeryüzünde halife yaptık. O halde insanlar arasında hak ve adaletle hükmet. Hevâ ve hevesine uyma, yoksa bu seni, Allah’ın yolundan saptırır. Doğrusu, Allah’ın yolundan sapanlara, hesap gününü unutmalarına karşılık çetin bir azap vardır. (Sâd, 26)
Dikkat edelim “Müslümanlar arasında”demiyor,“insanlar arasında” diyor. Adaletsizlik yapmayı “ heva ve hevese uyma “ , “Allah yolundan sapma “ olarak kabul ediyor. Bu durumda başta sorumluluk sahipleri olmak üzere hepimizin şapkamızı önümüze koyup iyice bir düşünmemiz gerekmiyor mu? Kendi mezhebimizden, kendi meşrebimizden, kendi cemaatimizden , kendi tarikatımızdan, kendi siyasi kanaatimizden birilerine dünya evi yaparken ahiret evimizi yıktığımızın farkında mıyız?
Bir başka Ayet-i CeliledeCenab-u Hak; “Ey inananlar! Allah için adaleti ayakta tutup gözeten şahitler olun. Bir topluluğa olan öfkeniz, sizi adaletsizliğe sürüklemesin, adil olun; bu, Allah’a karşı gelmekten sakınmaya daha yakındır. Allah’tan sakının, doğrusu Allah, işlediklerinizden haberdardır. (Mâide 8) buyurmaktadır.
Allah’a emanet olunuz.
Seyit Mehmet ERTAŞ
Manavgat Final Anadolu Lisesi Müdürü