Eski Yunanlıların büyük hatibi Demosten ülkeyi ilgilendiren çok önemli bir konuda Atinalılara hitap etmeye çalışıyor. Fakat kimsenin dinlediği yok. Halkın bu duyarsızlığının farkına varan büyük hatip, birkaç dakika susmalarını ve bir olay anlatıp kürsüden ineceğini söyler. Herkes susar.
“Bir adam evini taşıyacaktır. Eşyalarını taşımak için bir eşek kiralar. Sahibi de eşeği ile beraber gidecek iş bitince eşeğini alıp geriye gelecektir. Yola çıkılır. Öğle vakti yemek yemek ve dinlenmek için dururlar. Hava çok sıcak olduğu için Eşeği kiralayan adam varıp eşeğin gölgesine oturur. Eşeğin sahibi “Dur bir dakika sen eşeği kiraladın gölgesini değil , gölge benim ben oturacağım.” der. Kiralayan adam da “Hayır ben eşeği her şeyi ile kiraladım gölge benim olacak.” der. Aralarında tartışma başlar.
Demosten bunları söyledikten sonra susar ve kürsüden inmek için harekete geçer. Halk hep bir ağızdan kürsüden inmemesini eşeğin gölgesinin kime kaldığını söylemesini isterler.
Biraz önce kendileri için hayati bir önemi olan konudan bahsederken dinlemeyen ve duyarsız kalan halk, kendilerini hiç ilgilendirmeyen eşeğin gölgesinin kime kalacağı konusunda hayli istekli ve meraklılar. Öğrenmek için nasıl çaba gösteriyorlar.
Olayı gören Demosten işte o zaman bağırarak: “Siz nasıl insanlarsınız? Sizi yakından ilgilendiren hayati bir mesele üzerindeki konuşmayı dinlemek istemiyorsunuz, ama eşeğin gölgesiyle uğraşıyorsunuz.” der.
Dünyanın , İslam dünyasının, Türk dünyasının ve ülkemizin içinde bulunduğu sorunları anlatmak isteyenlere kulaklarını tıkayanlar. Ülkemiz gençliğinin içine girdiği uyuşturucu, ahlaki dejenerasyon, vurdumduymazlık, internet ve telefon bağımlılığı ve en az bunlar kadar önemli olan idealsiz , hayalleri olmayan, bir gün sonrasını düşünemeyen gençliğimizin içinde bulunduğu bu sıkıntılardan nasıl kurtarılması gerektiği gibi konular açılınca yüzleri buruşan, ve lafı değiştirmek için uğraşanlar. Ülkemizin bir ateş çemberi içinde olduğunu görmek istemeyen, Türk milletinin var veya yok oluş mücadelesi içinde olduğunu, toplum olarak uyanmamız gerektiğini, üzerimize serpilen iki yüz yıllık ölü toprağını silkeleyip atmamız gerektiğini, bilmemiz ve Ali Canip Yöntem’in yıllar yıllar önce haykırdığı
“Her zulmü, kahrı boğmaya bir parça kan yeter;
Ey şark uyan yeter, yeter ey şark, uyan yeter!..”
sözlerinin muhatabı olduğumuzu bilmesi gerekenler. Ahiret gününde “yapmamız gerekirken yapmadıklarımızdan veya yapmamamız gerekirken yaptıklarımızdan” sorumlu olacağımızı bilmesi gerekenler malesef Sörvayvır programlarının yarışmacılarının özel hayatlarına varana kadar her şeyini öğrenen, geçen yıllardaki şampiyonlarının bu yılki sevgililerini takip eden, evlilik programlarında kimin kiminle kırıştırdığını günü gününe takip eden, şarkıcıların, artistlerin akşam menülerine sevgililerine, hastalıklarına, mayolarının rengine kadar merak edip öğrenme yarışındalar.
Yıllar önce Bosna-Hersek olayları başlayıp Sırplar katliama başlayınca oradaki Müslümanların akılları başlarına geldi. Bilge Lider Aliya İzzet Begoviç’in el altından dağıttığı silahları saklı saklı satanlar katliam başlayınca anladı bunun ne anlama geldiğini. O zaman Türkiye’de bulunan bir konsolos şunları söylemişti. “Biz bunları hak ettik. Değerlerimizi yitirdik. Kendimizi bırakıp Sırplardan kız almaya başladık. Komşuyu unuttuk. İsrafa daldık. Bir TV varken ikincisini, bir buzdolabı varken ikincisini, bir araba varken ikincisini aldık. Biz Müslüman gibi düşünmeyi unuttuk.”
Uykumuzdan düşman süngüsü ile uyanmamanın en kestirme yolu daha vakit varken uyanmaktır.
Ülkemizin geleceği açısından bu tehlikeleri görenlere de diyorum ki; bırakın eşeğin gölgesi kimin olursa olsun, biz ülkemizin , insanımızın geleceğinin nasıl olması gerektiğine bakalım vesselam.
Seyit Mehmet ERTAŞ
Final Anadolu Lisesi Müdürü