11 Mayıs 2026, Pazartesi
12:57
23.07.2025
Manşet Altı Reklam

Geçen hafta birincisini yazdığım, Konya Aydınlar Ocağı olarak, Kastamonu’ya yaptığımız Kültür gezisi izlenimlerimizin ikincisini bugün yazıyorum.

Geçen haftaki yazımda genel olarak Kastamonu’nun tarihi ve turistik yerlerine yaptığımız ziyaretleri yazmıştım. Bu defa daha ziyade Kastamonu’nun yemek ve el sanatları ile ilgili konularını yazmak istedim.

2024 yılında Ağustos ayında yapmış olduğumuz gezide daha ziyade Kastamonu’nun yaz mevsimi ürünleri çarpıyordu gözümüze. Benim ve Kastamonu ziyaretçilerinin dikkatini ilk çeken şey nerdeyse bütün dükkânların önüne yığılmış olan Taşköprü Sarımsağı oluyordu. Tabi mevsimsel ürünlerin daha ağırlıklı olduğu şehirde bu durum, sarımsağıyla ünlü olmanın bir sonucuydu. Bu defa gidiş mevsimimizin bahar olması ve mayıs ayında bulunmamız sebebiyle sarımsak yığınlarını pek göremedik.

Kastamonu’ya ulaştığımızda bizi, ekibimizde bulunan Emekli Tarih Öğretmeni Mehmet Altuntaş Hocamızın daha önce Kastamonu’da görev yapmış olmasından dolayı sık sık onun rehberliğine müracaat etmemizi sağladı. Ayrıca Kastamonu İHL’den öğrencisi olan Öğretmen Ahmet Cemal Yaşar Hocamızın bizi karşılayarak o günü onun rehberliğinde gezmiş olmamız rahat bir gezi yapmamızı sağladı. Kendi yoğun faaliyetleri içinde o gün akşama kadar bizimle birlikte olması, hakikaten dostluk temellerinin ne kadar sağlam atılmış olduğunu göstergesiydi.

Ahmet Cemal Yaşar Hocamızın da tavsiyesi ile o gün Kastamonu’nun meşhur yiyeceklerinden olan pastırmalı ekmeğin tadına bakmak kısmet oldu. Hakikaten harika ve bir kişinin doyabileceğinden de fazla bir sunumla karşılaştık. Yanında sunulan kendine özgü tasarım şişesiyle “eğşi” adındaki içecekle uyumlu olması da ayrı bir lezzet sunuyordu.

Kastamonu çarşısında hemen her sokak başında bir ‘çekme helva’ imalat ve satıcısı görmek mümkün. Yine her dükkânın önünden geçenlere o lezzetten tattırma yarışında olan esnafın kibarlıkla ikram etme yarışında olmaları da dikkat çekici...

Bir tatlıcı dükkânına girdiğimizde, öbek öbek yığılmış Bozkır Tahinleri gördük ve kendimizi bir an Konya’da bir dükkânda zannettik. Kastamonu çarşısında bunlardan başka, yöreye mahsus, kuşburnu marmelatı, dağ çileği reçeli, siyez bulguru ve ekmeği, ekşi pilav, Ecevit çorbası, erik ve sarımsak ezmesi ve etli ekmeği görmek mümkün.

Burada ‘Ecevit Çorbası’ deyince Kastamonu’da anlatılan Ecevit ailesinin bu soyadı alma hikâyesi aklıma geldi.

Kurtuluiş Savaşı’ndan sonra Kastamonu milletvekilliğini yürüten eski başbakanlardan merhum Bülent Ecevit’in babası Dr. Fahri Ecevit, soyadı kanunu çıkınca kendisinin bu bölgede bulunan Ecevit Bölgesinde görev yapmasından dolayı bu soyadını aldığı anlatıldı.

Simit fırınlarında dikkatimizi çeken şey, Kastamonu Simidiydi. Halkın “Kel Simit” dediği ve susamsız olarak yapılan simit elma suyu ile haşlanıp fırına verilip öyle yapılıyormuş.

Biz Konya ekibi olarak Kastamonu’da gezerken, sürekli ‘Etli Ekmek’ ismini duyuyorduk. Mehmet Altıntaş Hocamız da ‘Daday EtliEkmeği’nden bahsediyordu hep. Tabi Konyalı olmamız sebebiyle ‘etliekmeğin’ anavatanının Konya olduğunu biliyor olmamızdan dolayı bu ‘Etli Ekmek’ ismi oldukça dikkatimizi çekti.

Yolumuzun düştüğü Daday’a ulaşınca ‘Etli Ekmek’ konusu yeniden gündeme geldi. Bizde ‘Etliekmek’ şeklinde yazılan yemeğin ismi orada, ‘Etli Ekmek’ şeklinde yazılmış,dükkânların üzerine ve camlarına...

Derler ki “Konya’da ‘Etkilenmek’ kelimesini bir Konyalı düşünmeden ve doğrudan ‘Etliekmek’ şeklinde okur.” ama biz Daday Etli Ekmeğini ‘Etli Ekmek’ şeklinde olduğu gibi okuduk. Zira kelimeler arasında boşluk vardı. Biz ‘Etliekmek’ yazmaya devam edelim. Hatta ‘Etlekmek’ diyerek sipariş verelim Konya’ya geldiğimizde...

Daday’da bizi, Mehmet Altuntaş Hocamın önceden telefon edip haberdar ettiği Şaban Cebeci Hocam karşıladı bizi. Yine Mehmet Hocamızın öğrencilerinden Konya İsmil nüfusuna kayıtlı İmam Hatip Salih Samancı Hocamız da karşılayanlar arasındaydı. Kendilerine teşekkür ediyorum.

Ayrıca Şaban Cebeci Hocamızla şiirde buluşmak hele de ‘hece şiiri’nde buluşmak benim için ayrı bir mutluluk sebebi olmuştur.

Ayrıca Kastamonu’da dikkatimi çeken şeylerden birisi de el sanatlarının yaygın oluşuydu. Hemen hemen her turistik yerde bölgenin de ormanlık bir bölge oluşundan kaynaklı olan ahşap sanatlarının yaygın olduğunu gördüm. Bundan başka ‘tırnak bağı (oyası)’ oldukça tanınan bir el sanatı olarak karşımıza çıktı. Genellikle şoförlerin bagajlarında bir aksesuar olarak bulundurdukları ‘haydar’ isimli sopa ve üzerlerinde yazan yazılar oldukça dikkat çekiciydi. Onlardan bazıları şöyleydi: Karın ağrısına baş ağrısına iyi gelir. Susmazsan susturur. Masaj aleti. V.s.

Daday ve UNESCO unvanlı Kasaba Köyü Mahmut Bey Camii ziyaretimizden sonra Kastamonu’ya döndük ve önceden haberleştiğimiz Kastamonu Üniversitesinde görevli aynı zamanda Kastamonu Türk Ocağı Başkanı Prof. Dr. Mehmet Serhat Yılma ve  Doç. Çetin Kaya Hocamızla Kışla Parkındaki sohbetimizde dışarıda yağmur yağarken, çaylı ve tatlılı bir masa etrafında tatlı sohbetlerimiz oldu. Madem yiyecek faslıyla açtık yazımızı, ikram ettikleri tatlılardan bahsetmek ve hocalarımızı tekrar hatırlamak üzerime bir vazife oldu. Kendilerine tekrar teşekkür ediyorum.

3 Mayıs Sabahı kahvaltımızı 300 yıldır hizmet veren İzbeli Çiftliği’nde yaptık. Çiftlikte bulunan Osmanlı Konağına vardığımızda bizi 87 yaşındaki Emekli Ebe Sabiha İzbeli anne karşıladı. Önceki yazımda da bahsettiğim gibi çok hoşsohbet bir Osmanlı kadınıydı.

Daha önceden haberdar ettiğimiz için kuzine sobası yanmış, üzerine çaydanlık konmuş, sobanın yanına dilimlenmiş tam buğday ekmeği hazırlanmış ve masa, kahvaltılıklarla donatılmıştı.

Kahvaltılıkların içinde; çiftlik üretimi peynirler, yumurtalar, ezme ve reçeller, salatalık, domates dağ çileği reçeli, erik ezmesi, un helvası, sarımsak ezmesi, ısırgan otlu börek, gözlemeler ve daha adını bilmediğimiz birçok yiyecek vardı. Tambuğday ekmek dilimlerini sobanın üzerinde kendimiz kızartıp, çayımızı kendimiz döktük. Sanki kendi köy konağımızda bir harika kahvaltı saati yaşayıp oradan da ayrıldık.

Doğrudan Safranbolu’ya yöneldik. Safranbolu çarşısında, dükkânın önünde genç kızlar ‘İğne atsanız yere düşmeyecek’ şekilde kalabalık olan dar sokaklarda ellerinderengârenk şeker dolu tepsilerle ikram yarışındaydılar.

Biz de o şekerlerden tattık. İkram eden kızımız, “Şeker satın almak isterseniz doğrudan buraya gelin, başka yere giderseniz ben sizi buradan geçerken zaten tanırım, sakın ha bize uğramadan geçmeyin.” diye bizi tembihledi ve biz de diğer sokağın bitiminde Cinci Han’a daha sonra da aracımıza doğru yönelip, bindik ve bir solukta Konya’ya geri döndük.

Bir Kastamonu gezimizde böylece son buluverdi.

Hoşça kal Kastamonu hoşça kal Safranbolu...

ICERIK_ARASI Reklam Alanı
SOL1 Reklam Alanı

YAZARIN DİĞER MAKALELERİ

Mobil Üst Reklam
ALT1 Reklam Alanı