4 Mayıs 2026, Pazartesi
14:18
23.07.2025
Manşet Altı Reklam

Kastamonu’ya ilk gidişim, ortaokul yıllarından beri sevdiğim, bu yüzden de özellikle emeklilik dönemimde daha fazla ilgilendiğim şiir sebebiyleydi. Cihannüma Derneği’nin 17 Ağustos 2026 tarihinde düzenlemiş olduğu Kastamonu Şiir Akşamlarına katılıp “Bu Şehrin Rengi” isimli şiirimi okumuştum. Ben, şiirimde Konya’mızın rengini anlatmıştım ama Kastamonu’nun rengi de beni çarpmıştı doğrusu...

 Bir tek şiir okumak için gitmiştim Kastamonu’ya... Sebep şiirdi ama beni oraya asıl çeken şey şiir gibi bir şehirdi.

İkinci gidişim, 1 Mayıs 2026 günü, ilk gidişimde tam olarak gezemediğim Kastamonu’yu yani yarım kalan gezimi tamamlayıcı nitelikteydi.

Konya Aydınlar Ocağı yönetiminden İşadamı Mustafa Sinan Ümit Bey’in iştiyakla “gitmemiz gerektiğini” yıllardır söylemesi üzerine, Başkanımız Dr. Mustafa Güçlü, Yönetim Kurulu Üyemiz Mehmet Altuntaş ve ben Tayyar Yıldırım olarak, 1 Mayıs günü sabah 06.30’da Konya’dan Kastamonu’ya yolculuğumuz başladı. Erken çıkmalıydık zira Cuma namazını; Milli Mücadele Yıllarında yani 1920 yılının Ekim-Kasım ve Aralık aylarında Milli Şairimiz Mehmet Akif Ersoy’un üç ay süreyle halka vaaz ettiği Milli Mücadeleyi anlattığı, Nasrullah Camii’nde kılmayı planlamıştık.

Saat 11.00 civarında Çankırı’ya ulaştık. Çankırı Ulu Camii(Sultan Süleyman Camii)’ni ziyaret ettikten sonra yolumuza devam ettik.

Çankırı Ulu Camii’nin,  1522 yılında Kanuni Sultan Süleyman'ın emriyle, Bağdat seferi sırasında inşasına başlanmış ve yaklaşık 36 yıl süren bir çalışma sonrası 1558'de tamamlanmıştır. Cami, Mimar Sinan ekolünden olan Sadık Kalfa tarafından inşa edilmiş...

Cuma ezanı okunur iken Kastamonu’daydık. Yukarıda da kısaca anlattığım üzere, İstiklal Marşı’mızın Şairi Mehmet Akif Ersoy, ‘Heyet-i İrşadiye’ üyesi sıfatıyla üç ay vaaz ettiği kürsünün de bulunduğu cami olan,Nasrullah Camii’nde Cuma namazımızı kıldıktan sonra, ilk gittiğimde gölgesinde kendime ait olan ‘Bayrağım’ isimli şiirimi okuduğum, zirvede dalgalanan bayrağımızın da bulunduğu Kastamonu Kalesi’ne çıktık.

Kaleden Kastamonu’yu izlemek ayrı bir haz veriyor insana. Halen bir Osmanlı Şehri hüviyetinde ve tüm ihtişamıyla gülümsüyor seyredenlere... Derenin içinde yapılan bilmem kaç katlı devasa betonarme binanın oraya nasıl ve hangi maksatla yaptırılmış olabileceğini düşünmek insanı biraz germiyor değil. Hiç yakışmamış, şehrin o mistik havasına ve güzelliğine.

Yine kaleden saat kulesine doğru bakınca devasa demir direkler çarptı gözüme... Meğerse o devasa demir direkler Sarayüstü Tepesi ile Saat Kulesi arasına havadan ulaşım sağlama projesiymiş. Çok masraf edilmiş. Daha da edilip şehrin turizm açısından zenginleşmesini sağlamak amaçlanmış. Ne yazık ki diğer bütün şehirlerimizde yaşanan akıl tutulması burada da yaşanmış... Belediye seçimde el değiştirince, proje durdurulmuş ve devasa demir direkler çürümeye terk edilmiş.  Acınası, ağlanılası, üzülünülesi hatta ağıt yakılası bir durum... Bu mevzu yüzünden devletimin bu konularda biraz yumuşak başlı davrandığını ama millete de çok cereme çektirildiğini, bu kepazeliğin kanun yoluyla düzenlenebileceğini düşünüyorum. Her kafası esen “Ben yaptım oldu ya da ben yapmam o da olmaz!” diyememeli... Başlanmış projelerin bitirilmesi hususunda çok kesin hükümler içeren kanunlar çıkarılmalıdır. Bu konuyu ayrı bir yazıda ele alacağım inşallah.

Akşam olunca DSİ sosyal tesislerinde dinlenmeye çekildik.

2 Mayıs sabahı şehirdeki tarihi ve turistik yerleri ziyaret etmeye kaldığımız yerden devam ettik. Yakup Ağa Külliyesi, Şaban_ı Veli Külliyesi, Fatih’in Dayısı olan İsmail Bey Külliyesi, Şehir Müzesi, Mimar Vedat Tek Kültür ve Sanat Müzesi, Şapka Müzesi, Yılanlı Darülşifası, Hepkebirler Camii ve daha birçok eseri gezme fırsatı bulduk.

Daha sonra Merkez Kasaba köyünde bulunan ve UNESKO tarafından koruma listesine alınan, ülkemizdeki beş ahşap camiinden birisi olan Mahmutbey Camiini ziyaret ettik.

Mahmut Bey Camii; 1366 yılında beylikler döneminde Candaroğlulları Beyliği zamanında inşa edilmiş ve çatısındaki ahşap malzeme yapılırken hiç metal çivi kullanılmamış. 2023 yılında 45. Dünya Miras Komitesi Toplantısında Dünya Mirası olarak ilan edilmiş...

Tekrar Kastamonu’ya döndük. Şehrin Merkezinde bulunan Kışla Parkı’ndaki tesislerde, daha önceden randevulaştığımız ve Çumra ilçemiz nüfusuna kayıtlı elan Kastamonu Üniversitesinde görevli ve aynı zamanda da Kastamonu Türk Ocağı Başkanı olan hemşerimiz Prof. Dr. Mehmet Serhat Yılmaz ile buluşarak çok güzel bir sohbet yaptık.

Kendisine ve beraberindeki hocalarımıza sonsuz teşekkür ediyorum.

Geceyi Şerife Bacı Öğretmen Evi misafirhanesinde geçirdik.

Sabah ezanıyla birlikte Kastamonu Taşköprü’de bulunan İzbeli Çiftliğine uğradık. Çiftliğin sahibesi Sabihaİzbeli Hanımefendi’nin konağında bir çay içimi sohbet ederken, kendisinin 40 yıl ebelik yaptıktan sonra emekli olduğunu ve bu bahisle de bugünün yan, 3 Mayıs’ın,Başkanımız Dr. Mustafa Güçlü’nün doğum günü olduğunu hatırladık.  Doğum günü kutlamasının ardından geri dönüp, Safranbolu’ya geçtik.

Safranbolu’yu ilk kez görüyordum. Kentin, turizm yönünden birçok meseleyi aşmış olduğuna şahit oldum. Sokaklar, adeta İzmir Kemeraltı kalabalığını andırıyordu.

Burada, aklımda kaldığı kadarıyla Cinci Han, Güneş Saatli Bahçe içinde bulunan ve 1661 yılında Sadrazam Köprülü Mehmet Paşa tarafından yaptırılan Köprülü Mehmet Paşa Camii’ni ziyaret ettik. Bu camiinin bahçesinde bulunan Güneş Saati tam 350 yıldır orada bulunuyormuş. Bundan başka, 1880’li yıllarda yapılan altından dere akan Lütfiye Camiini ziyaret ettik. Bu cami Kaçak Camii ismiyle de anılıyormuş.

Safranbolu’daki kısa gezimizin ardından Konya’ya dönmüş olduk.

Bu kısacık gezimizde, ardımızda hayal meyal hatırladığım güzellikler bırakmıştım...

ICERIK_ARASI Reklam Alanı
SOL1 Reklam Alanı

YAZARIN DİĞER MAKALELERİ

Mobil Üst Reklam
ALT1 Reklam Alanı