Tarih boyunca devlet kademelerinde görev alanlar içinde devletin, milletin mevki ve makamlarını şahsi menfaatleri için kullananlar çıkmıştır. Makamını; tanıdık, eş, dost kayırmacılığı, torpil, rüşvet v.s. için bir araç olarak kullanıp zenginleşme yolunu seçenekler olmuştur. , “Bir daha mı geleceğiz dünyaya?” prensipsizliği ile hareket eden, ”Bal tutan parmağını yalar” mantıksızlığını düstur edinen, “Devletin malı deniz, yemeyen domuz” ilkesizliği ve fırsatçılığını kendisi için söylenmiş olarak kabul edip hemen uygulamaya geçenler her dönemde çıkmıştır.
Kendi şehveti arzularını, bulunduğu makam ve mevkiinin gücün ile karşı cinsler üzerine baskı aracı olarak kullanıp, onlara tuzak kurmak suretiyle, şantaj ve başka yöntemlerle vücuduna sahip çıkanlar bu hayvani arzularını tatmin etme yoluna her dönemde gidenler olmuştur.
Son zamanlarda bu tür haberleri, devletin ve milletin makamları aracılığı ile kullananlara her cenahtan kepazelikleri yaşayan ve yaşatanlara milletçe şahit olmaktayız.
Allah cezanızı versin, belanızı versin, yediğinizi içtiğinizi ciğerlerinizde getirsin, münasip yerlerinizde yaralar, çıbanlar çıksın” diye beddua edesim geliyor. Edesim gelmesini bir kenara koyuyorum ve doğrudan beddua ediyorum. Zira elimden başka bir şey gelmiyor.
Bizler Şehrül Emin seçmek yerine meğerse Şehrül-Bela seçmişiz adeta.
Konu derin. Konuların bir kısmı dava sürecinde, konuların kahramanları(!) her cenahtan fışkırıyor adeta.
Daha dün, Türkiye Cumhuriyeti Devleti İçişleri Bakanı bu konuda bir açıklama yaptı.
“İçişleri Bakanı Mustafa Çiftçi, yerel yerel seçimlerin ardından belediyelere yönelik yürütülen 3 bin 224 incelemeden, bin 298’i için soruşturma izni verildiğini...(Basın) şeklindeki açıklaması durumun vahametini açık bir şekilde ortaya koymaktadır. Ben burada siyasi bir yazı yazmadığım için bu soruşturma izinlerinin, partilere göre dağılımını yazmayacağım. Merak edenler internetten arayıp öğrenebilirler. Ben burada bir ahlaki çöküşün yaşanmakta olduğunu vurgulamak istiyorum.
Benim şahsi düşüncem, şehir yönetimlerinin vali ve belediye olarak ikiye ayrılmasının yanlış olduğu yönündedir. Ayrıca belediye yönetiminin halkın iradesi ve seçimiyle ama valilik makamının atama yoluyla doldurulduğu hususunun da yanlış olduğunu düşünüyorum.
Yerel yönetimlerin iktidar tarafından atama yoluyla belirlenmesi yukarıda bahsettiğim sorunların asgari düzeye indirecektir diye düşünüyorum.
Burada bir “demokrasi” garabetini de yazmak isterim.
Yine şahsi düşüncem ülkemizde muhtarlık sisteminin çok gereksiz olduğunu düşünüyorum. Şahsen ben 30 yıldır herhangi bir işimi gördürmek üzere muhtarlığa gitmedim. Eskiden muhtarlık maaşı yoktu. Buna rağmen cinayetlere varan muhtarlık sürtüşmeleri yaşanırdı. Şimdi muhtarlara asgari ücret tutarında maaş veriliyor ve bu nedenle muhtarlık seçimleri daha iddialı ve ülkenin hemen her yerinde olaylı geçmeye başlandı. Tabiri caiz ise üç kuruşluk keyfimiz vardı ve muhtarlık seçimleri nedeniyle bu keyfimizin içine edildi.
Kavgalar, husumetler, cinayetler gırla gidiyor. Köyler, kaç muhtar adayı çıkarıyorsa o kadar sayıda bölünmeye, parçalanmaya başladı.
Köyler zaten nüfus bakımından diplere vurdu. Bir köyde 2 kişi yaşasa birisi muhtar oluyor. Sorarım; ne iş yapıyor bu muhtar da ona asgari ücret seviyesinde maaş veriliyor.
Basından duyduğumuz haberlerde köyde tek kişi yaşıyor ve kendisi aynı zamanda muhtarlık yapıyor. BU nasıl bir demokrasi bu nasıl bir idare şekli?
Üstelik seçimle belirlenen muhtar, atamayla belirlenen kaymakama bağlı... Bazı büyük mahallerde 20 bin oy alan muhtar nasıl oluyor da kaymakam emrinde görev yapıyor. “Kaymakam bey beni halk seçiyor seni kim seçiyor?” demden görev yapması milletimizin fertlerinin aslında ne kadar da munis insanlar olduğunun göstergesi değil midir?
Şöyle denilmiş Şehrül-Emin hakkında:
“Şehrül-Emin olmak demek şehri ve içinde yaşayanları emanet bilmek, bu emanete ihanet etmemek.
Şehrül-Emin olmak; bir şehrin güvenilen idarecisi olmak. İdare ederken Hazreti Ömer gibi adil, Hazreti Ebu Bekir gibi sadık, Hazreti Ali gibi vefalı ve yiğit olmak...
Şehrül-Emin olmak; bir şehrin halkına hizmet ederken hakka, hakka hizmet ederken halka hizmet ettiğini bilen olmak.
Şehrül-Emin olmak; sevilmek, sayılmak, hissedilmek ya da hissetmektir.
Şehrül-Emin olmak, Hak pişirmek, hak dağıtmak, hak gözetmektir. Burada bahsettiğimiz asıldır, manadır, tariftir.
Şehrül-Emin Şehrin emin kişisi, emin insanı. Yani bugünkü manasıyla seçilmiş belediye başkanı dır. Bu da şehrin imarından, turizminden, çöpünden, suyundan, çevresinden, bünyesinde bulunan şirketlerden ve o yerleşim yerinde yaşayanların refahından vb. gibi şeylerden sorumlu kişi.
Bu tarife ben uygunum diyen olur. Yakıştırılan olur. Yakışan olur. Ya da olmaz. Bunu önce Hak sonra halk bilir. Çünkü Şehrül-Emin yaptığı işin hesabını önce vicdanına, sonra Allah’a ve sonra şehre, insanına verir. Kısaca yönetenin yönetilenlerce pırıl pırıl bir geçmişle hayırla yâd edildiği, övüldüğü, yeri geldiğinde kendisinin de tevazu içinde yaşadıklarını anlatmaları esastır. Benden söylemesi, önümüze sandık geldiğinde geleceğimizi şekillendirecek Şehrül Eminimizi seçerken önce ‘’zihniyetine’’ bakınız. Sonra ise sözlerine, yürümesine, konuşmasına, giyinmesine ve bir önceki görev süresi içinde yaptıklarına veyapmadıklarına, yaşantısına...”(Alıntı)
