Modern zamanımızda kadına en çok telkin edilen ve özellikle dindar ailelerde yetişen çocukların zihin ve kalplerinde ciddi tahribata yol açan “tesettür kadını kısıtlar” algısını kırmak günümüzde büyük bir önem arz ediyor.
Kadına ulaşabilmenin, onu araçsallaştırıp bir reklam ve tüketim objesi haline getirmenin hayalini kuran kalpsiz seküler dünya öncelikle onun akide ve inancında hasar oluşturmanın hamlelerini yaparak taarruza başladı. Ancak bunda başarılı olamayınca bu defa da tedricen onu açma, tesettürü ilahi buyruğun emrinden çıkarıp popüler kültür modasının emrine sokma ameliyesi gerçekleştiriyor.
İsterseniz tesettür Müslüman kadını kısıtlar mı sorusunu yanıtlamadan önceöncelikle Müslüman kadın neden tesettüre girme ihtiyacı hisseder oradan başlayalım.
Bir Müslüman Neden Tesettüre Girer?
Tesettüröncelikle bir emre icabettir.İnsanın, kendisini var eden Rabbine “işittim ve itaat ettim” deme halidir. Tıpkı namaz emrine icabet, oruç emrine bir teslimiyet, Hac emrine bir say ve gayret gibi kabulleniş ve boyun eğiştir. Bu yönüyle tesettür, sadece bir tercih değil; bir teslimiyettir.Ancak bu teslimiyet, taklidi ve kör bir boyun eğiş değil; hikmetle yoğrulmuş bir şuur ve bilinç halidir.
Tesettür, kadını görünürlüğün nesnesi olmaktan çıkarır,şahsiyetin öznesi haline getirir.
“Görünmek için var olmak” yerine,“değerli olduğu için var olmak” bilincini inşa eder.Dişiliğini değil, kişiliğini ve ahlaki olgunluğunu sergiler. O, bir örtüden öte bir kimliktir.Sessiz ama güçlü bir ilandır. “Ben Allah’a aidim” diyerek ruh ve beden malikinin kim olduğunun haykırışıdır.
Üstelik tesettür sadece kadına emredilen bir hususta değildir. Erkeğin gözlerini setretmesi, dilini çirkin ve müstehcen söz ve hikayelerden arındırması, her kıyafeti giymemesi ve takva libasına bürünmesi erkeğin tesettürüdür.
Peki Tesettür Neyi Kısıtlar?
Tesettür, öncelikle teşhiri kısıtlar.İnsanın kendisini bir vitrin gibi sunmasını ret eder.
Bir sakız veyahut alakasız bir traktör reklamında kadın bedeninin sergilenmesini şahsiyete ve kişiliğe yapılmış bir hakaret olarak görür.Bakışları üzerine toplamak için şekillenen bir hayatı zül kabul eder. Çünkü o, gözlere değil kalplere hitap eden ahlaki bir varoluş ister.
Tesettür, bakışların istismarını kısıtlar.İnsanın insana beden üzerinden değer biçmesini,
onu bir meta gibi tüketmesini sınırlar.Bugün insan, insanı görmekten çok seyretmektedir.
Tesettür ise bu seyir kültürüne karşı derin bir itirazdır.
Tesettür, nefsi arzuların taşkınlığını kısıtlar.Beğenilme arzusunun doyumsuzluğuna,
dikkat çekme ihtiyacının sınırsızlığına set çeker. İçimizdeki o bir türlü bitmeyen “gör beni”dürtüsüne “değerin görünmekte değil”mizaç ve karakterde olduğunu dile getiren iç sesine yönlendirir.
Ve tesettür, kimliğin yüzeyselleşmesini kısıtlar.İnsanın sadece dışıyla tanınmasını,
bedeniyle ölçülmesini engeller.İnsana şunu hatırlatır:
“Sen bedendenve fizyolojiden ibaret değilsin.”
Fakat burada bir dengeyi doğru kurmak gerekir.
Tesettür hayatı kısıtlamaz.
Kadını kısıtlamaz.
İnsanı kısıtlamaz.
Tesettür, sadece taşkınlığı ve haddi aşmayı kısıtlar.
Nasıl ki trafik kuralları özgürlüğü değil kazayı, nikah birleşmeyi değil zinayı, haramlar özgürlüğü değil fıtrat dışına çıkmayı, oruç yemeği değil nefsi kısıtlarsa;tesettür de insanı değil,insanı değersizleştiren anlayışı kısıtlar.
Tesettür mü modaya uymalı,yoksa moda mı tesettüre?
Elbette cevap nettir:Moda, tesettüre uymalıdır.
Çünkü moda değişkendir; bugün moda olan yarın demode olabilir. Ancak tesettür şaşmaz ilahî bir ölçüye dayanır.Moda dikkat çekmeyi ister,tesettür ise vakar ve sadeliği.
Moda “görün” der,tesettür “ruhunu arındır, bedenini sakındır” diye seslenir.
Elbette insan güzel giyinebilir, zarif olabilir.İslam estetiği reddetmez. Pejmürde, kirli ve dağınık olmayı öğütlemez. Ama estetik, sınırları aşan bir teşhire dönüştüğündeartık tesettürün ruhu zedelenir.O yüzden mesele şık olmak değil,ölçü ve dengeyi kaçırmamaktır.
Bugün belki de en büyük yanılgımız şudur:
Tesettür modaya eklemlenmekte,zamanla ruhunu kaybetmektedir.Oysa olması gereken bunun tersidir:Moda, tesettürün sınırları içinde kalmalıdır. Tesettür mağazaları yenilikleri ıskalamamalı ancak sınırların ötesine de çıkmamalıdır.Aksi halde geriye bir örtü kalır,ama o örtünün taşıdığı ruh ve anlam kaybolur. Elbise baş tacı edilir, mana ayaklar altına alınır.
İnsanın hayatında unutamadığı beş elbisesi olur:
Birincisi; evlenirken giymiş olduğu damatlık ve gelinliği, ikincisi askerde giydiği kamuflajı, üçüncüsü başında ayet olarak taşıdığı baş örtüsü ile beraber sırtına gururla giydiği hicabı, dördüncüsü ölünce sarıp sarmalandığı kefeni ve beşincisi şahsiyete ve mizaca giydirilen “takva elbisesidir.” Diğer tüm elbiselerin görünürlüğü ön planda iken takva elbisesi ruha giydirildiğinden bir görüntü objesi değildir. O yüzden en hayırlı elbisedir takva elbisesidir.
Yazımı hitama erdirirken, tesettür bir daralmadeğil ruhun yücelişidir. Bir eksilme değil, bir derinleşmedir.Kısıtladığı şey özgürlük değil, metalaşma, nesneleşme ve değersizleşmedir.
Tesettürün açtığı ufuk şudur:
İnsanın, kendisini Allah’ın nazarında değerli kılan bir hayat sürmesidir. Tesettür,insanındünyaya, modaya, kalabalığa, akıma ve görsel medeniyetin telkinlerine değil,Rabbinin emrine göre şekillendirmesidir. Modern zamanlarda bunu başarabilmek kolay değildir, ama başaranlar gayret edip irade ortaya koyanlardır. Ve elbette her başarının bir ödülü vardır. Unutmamak gerekir ki hiçbir ödül cennetin dengi değildir.