18 Mayıs 2026, Pazartesi
07:16
23.07.2025
Manşet Altı Reklam

Zaman, avuçlarımızın arasından akan bir kum saati gibi sessizce tükenirken, ruhlarımızı uyandıracak ilahi esintilere ne kadar da muhtacız. Ramazan-ı Şerif’in o huzur veren gölgesi üzerimizden çekileli beri, sanki adımlarımız yavaşladı, kalplerimiz dünyanın telaş ritmine kapılıp yeniden yoruldu. İşte tam bu rehavet demlerinde, ötelerden gelen taze bir nefes gibi bizi sarsıyor vahiyle müjdelenen o kutlu zaman: Zilhicce...

Büyük âlimlerimizin ve ariflerimizin "İkinci Ramazan" olarak tesmiye ettikleri bu mübarek ayın ilk on günü, sıradan bir takvim yaprağı değil, ebediyet yolculuğunda önümüze serilen muazzam bir lütuf sofrasıdır. İslam’ın hikmet atlasına baktığımızda görürüz ki, Ramazan’ın en faziletli anları onun o gizemli ve derin "son on gecesi" iken; Zilhicce’nin en nurlu demleri ise upuzun günleri aydınlatan "ilk on gündür".

Kâinatın Efendisi (sallallahu aleyhi ve sellem), bu günlerin eşsiz kıymetini bizlerin idrakine sunarken öyle sarsıcı bir ufuk çizer ki, zihinler sarsılır, gönüller titrer:

"Hiçbir amel, şu Zilhicce ayının ilk on gününde yapılan ameller kadar faziletli değildir." Tasavvur ediniz; bu hitabı işiten adanmış ruhlar, sahabe-i kiram efendilerimiz hayret ve iştiyakla sorarlar: "Ya Resulallah! Allah yolunda cihad etmek gibi canı ortaya koyan muazzam bir eylem de mi bu günlerdeki amellerden daha faziletli değildir?" Efendimiz Aleyhisselam, zamanın bu dilimine biçilen ilahi değeri şu istisnayla taçlandırır: "Evet, cihad dahi bu zaman diliminde yapılan ameller kadar faziletli değildir. Ancak bir kimse ki hem malını hem canını tehlikeye atarak yola çıkar ve nihayetinde ikisini de o yüce yolda feda edip geri dönmezse, işte onun fazileti başkadır." (Buhârî, Îdeyn 11.)

TercümanülKur’an ve hibrülümme olan İbn Abbas Hazretleri, Kur’an-ı Kerim’deki "Ve malumat (bilinen) günlerde Allah'ın ismini zikretsinler..."(Hac Suresi, 28) ifadesini tefsir ederken, kalbimizi tam da bu on güne nişanlar.

Peki, soralım kendimize dostlar; bu on günü böylesine ulaşılamaz kılan, onu adeta ibadetlerin zirvesi yapan sır nedir? Cevap, İslam’ın tüm rükünlerinin bu dar ve mukaddes zaman tünelinde adeta bir gerdanlık gibi bir araya gelmesinde gizlidir. Bu on günde secdeler derinleşir, namazlar şahlanır; bu on günde nafile orucun o nezih iklimi ruhu sarar. Aynı günlerin bağrında yeryüzünün en büyük vuslatı olan Hac ibadeti eda edilir, Hz. İbrahim’den kalan teslimiyet, Hz. İsmail’den yüklenilen adanış mirası, Hz. Hacer’den süregelen say ve gayret ve sadakatimiz sınanır, eller bol sadakalarla yetimlerin, çaresizlerin dualarına uzanır. Dillere ise Arş-ı Âlâ’yı titreten teşrik tekbirlerinin o muazzam neşesi yürür.

Ne hazindir ki, Ramazan bittiğinden beri sanki kulluk heyecanımız da bir nebze duruldu. Seccadelerimiz yetim, dualarımız seyrekleşti. Tam bu esnada Mevla, Zilhicce ile bir kez daha uyarıyor bizleri: "Kullarım, kendinize gelin! Ölüm var..." Bizler dünyanın bitmek bilmeyen hengamesine dalmış, "Şu işim de bitsin, şu virajı da döneyim" derken, yanı başımızdan birileri ebediyet yolculuğuna uğurlanıyor. Unutmayalım ki, yarın o musalla taşında sırası gelen biz de olabiliriz. Bu mübarek günler, akan ömrün muhasebesini yapmak, günahların kirinden tövbe ve istiğfar gözyaşlarıyla arınmak için biçilmiş kaftandır.

O halde bu manevi hasat mevsimini nasıl değerlendirmeliyiz?

Evvela, kalbimizi dikey bir sorgulamaya çekmeli, zikirle kuruyan dillerimizi ıslatmalıyız. Başta "Estağfirullah” olmak üzere, “Süphanallah“ElhamdulillahLa ilahe illallah"ve Kurban günleri teşrik tekbirlerinde dillerimize pelesenk ettiğimiz “Allahu Ekber”kelimeleri sığınağımız olmalı. İmkânımız elverdiğince, bu kutlu günlerin ilk dokuz gününü oruçla taçlandırmalıyız. Eğer buna güç yetiremeyecek durumda isek hiç değilse Pazartesi ve perşembe günlerini kaçırmamalı; bilhassa geçmiş ve gelecek bir yıllık günahlara kefaret olacağı müjdelenen Arefe Günü’nü mutlak surette oruçlu geçirmeliyiz.Nefsimizi terbiye ve tezkiye ettiğimiz bu kutlu mevsimde özellikle de Mina’da şeytan ve dostlarının taşlanacağı günlerde batıni ve zahiri tüm şeytanlarımızı taşlayacak bir yüreği yeninden kuşanmalıyız. Yeryüzünün büyük şeytanlarına karşı maddi ve manevi bir zırh kuşanmalı ve milyar yürekleri Arafat’ta olduğu gibi birbirine dayandırmalıyız.

Gaflet uykusundan uyanma ve üzerimizde ki ataleti söküp atma vakti gelmiş ve geçmiştir.  Rabbim bizlere ikram ettiği bu muazzam günleri, ruh dünyamızın dirilişine vesile kılmayı; bayrama, günahlarından sıyrılmış, rızasına ermiş tertemiz gönüllerle ulaşmayı nasip eylesin.Gazze’nin İsmaillerine Hacer olabilmeyi, mazlum coğrafyalara soluk aldırmayı, kurban edilmesi gerektiği halde kıyamadığımız buzağılarımıza kıyabilmeyi bizlere lütfeylesin. Gözümüz ve kalbimiz bu kutlu zamanların bereketinde olsun. Zilhicce ayımız bizi mübarek ve arınmışlardan eylesin.

 

ICERIK_ARASI Reklam Alanı
SOL1 Reklam Alanı

YAZARIN DİĞER MAKALELERİ

Mobil Üst Reklam
ALT1 Reklam Alanı