2 Nisan 2026, Perşembe
03:20
23.07.2025
MANSET_ALTI Reklam Alanı

 

            Hilkat bizi iki zıtlık üzere kaim kılmış. Çamur ve ruh. Kur'an 'salsal' tabirini kullanıyor. Sert ve ses veren balçık. Ardından ona ruhundan üflüyor yaratıcı. Beşer bu haliyle madde ve mana olarak bütün bir varlık.

            Madde uzviyet ile temsil ediliyor. Uzviyet, alemin geçici arzuları ile doygunluğa erişirken; ruh, ebedi ve doyumsuz hazları arar ve ancak bunlarla sukun bulur. Uzviyetin ihtiyaçları hayati bir zaruret. Bedenin arzuları ölçülü şekilde karşılanmalı, doyurulmalı. Ama bu arzular, hazlar daima tükenir, zamanla insana bıkkınlık verir, zahmet verir. Ruhun gıdası ise aşk ve sevgi. Aşk nihayetsiz bir doyum, sonu olmayan zevkler tattırır ruha. Bu iki zıtlık arasında, madde tarafımızdan mana alemine geçişte köprü akıldır. Hakikati önce aklımızla kavrarız. Dünyevi tatların nihayetlendiğini, ruhun tatmininin ve bu uğurda uğraş vermenin   asıl gaye olduğunu aklımızla idrak ederiz. Bu idrak ile kemal yolculuğu başlar, ulular bezmine doğru seyran başlar. Ruhun gurbet aleminde, beden mahpesindeki esaretinden kurtuluşu, ait olduğu bu makamlara yükselişi ile mümkün olur.

            Aşk mektebinin büyük üstadı, hakikat yolunun kamil mürşidi, Hz.Mevlana Celaleddin Rumi, Mesnevisinin giriş beyitlerinde ruhun bu ayrılığını ne güzel anlatır:

           

            Bişnev ez ney çun hikâyet mikoned

            Vez cudâiha şilkâyet mikoned

 

            Kez neyistan ta merâ bubride end

            Ez nefîrem merdu zen nâlide end

           

            Sine hâhem şerha şerha ez firâk

            Tâ be gûyem şerhi derdi iştiyâk

 

            Her kesî kû dûr mâned asli hîş

            Bâz cûyed rûzgâri vasli hîş

 

           

            Dinle neyden ne hikaye etmede

            Ayrılıktan şikayet etmede

 

            Der ki beni kamışlığımdan ayırdılar

            Feryadımı duyan kadın erkek kan ağlar

 

            Ayrılıktan parça parça olmuş bir yürek

            İsterim ki ben; derdimi dökmem gerek

 

            Şayet aslından biaz ayrı düşse cân

            Öyle bekler ki vuslata ersin zaman

 

 

            Bu ayrılık derdinin çaresi belli. Aşk ve sevgi. İnsanı, ayrı kaldığı mânâ âlemine uçuran kanattır aşk. Aşk ile beşer, münasebetlerinde olgunlaşırken, içtimâi dertlerinin de çaresini bulur bir yandan. Bu duyudan mahrum insan ve toplum, hayatı hem kendisine hem başkalarına zindan eder. Kavga ve savaş ile harap olur hayat. Güçlü olan haklı olandır mantığı ile hakikatin üstüne kalın perdeler örtülür.

            Oysa insan önce, yaratılışı yüce bir i'câz olan kendini sevmeli. Kendisini seven, tüm varlık âlemine de sevgi nazarı ile bakar. Canlı cansız tüm varlık, bu nazarla bakan için mübarek ve güzeldir. Çirkin yoktur. Çirkinin hikmeti güzeli sevdirmesindedir. Güzeli sevdiren de bizzat güzeldir. Duyularımız cins-i latîf olana ilgi duyarken, mecazi sevginin yoluna girer. Mecazi sevgi, hakiki sevginin mebdei ve mektebidir. Güzeli sevmeyen, bu hissi yaşamayan, ona nasıl bir arzuyla bağlanılacağını idrak etmeyen, mücerred güzele erişemez. Bu mektebin tâlibi olmayan, hakiki aşk yolununu yolcusu olamaz. Zira mücerred güzellik, âlemde her zerreye parça parça işlenmiştir. Bu güzellik, an be an her zerrede yeniden var kılınmaktadır.

            Ruh gıdasını bu güzelliğe bağlandığında alır. Ruh sevgi ve aşkla doydukça, alemdeki tüm perdeler yırtılır, kalpte hakikatin ışığı parıldar. Beden, zaman ve mekan kaydından kurtulurken, sıkıntılarından azad  olur. Böylece kemalin sırrına vukufiyet hali başlar, doyumsuz lezzetlerin tadına varılır. Seyir içinde seyran ile âlem içinde âlemler görünür insana. Ruh ayrı kaldığı vatanına kavuşur nihayet.

           

            Mevlana :

 

            Şâd bâş ay aşk-ı hoş sevdâ-yı mâ

            Ey tabîbi cümle illethâ-yı mâ

 

            Ey bizim hoş sevdamız olan aşk şâd ol

            Ey bizim hastalıklarımızın tabibi şad ol

           

            derken; problemi farketmiş ve çözüm yolunu da işaret etmiştir. Bu öyle bir ilaçtır ki, tüm dertlerimizin devası ondadır. Aklın ve mantığın karşısında âciz kaldığı muaammaların, çözümsüz bilinen hastalıkların, toplumların yuvarlandığı buhranların çaresi, insanlığın iştiyakla aradığı ama bir türlü erişemediği barış ve sukunun anahtarı aşktadır.

            Zahiren hem derttir aşk ama bu derdin içinde deva gizli. Bu öyle bir iksir ki, hem zehirdir hem tiryâk, hem mürşiddir hem kitap. Aşk karanlıkları aydınlatan ışık, aşk vuslat yolculuğunun burağı. Aşk yolunun nihâi durağı mârifetullah. Mârifetullah, mârifet ile başlar. Mârifet kendini bilmektir. Kendini bilmek ise hakiki 'Aşkı' bilmek, 'Aşkı' sevmek. Hudânın sırlarını keşfetmek.

            Aşk ezeli olandır. Aşk ebedi olandır. İlk Aşk vardı. Aşk hep var olacak.

ICERIK_ARASI Reklam Alanı
Etiketler: #yazilar
SOL1 Reklam Alanı

YAZARIN DİĞER MAKALELERİ

MOBIL_UST Reklam Alanı
ALT1 Reklam Alanı