Kur’an’da Hz. Yusuf (a.s.) kıssası, iktidara giden yolun her zaman güçle değil; sabır, iffet ve ahlâkla açıldığını gösteren eşsiz bir anlatıdır. Bu kıssa, mağduriyetin suça, başarının kibre dönüşmediği bir ahlâk çizgisini öğretir.
“Allah, yaptıkları işte ihsan sahibi olanların mükâfatını zayi etmez.” (Yusuf, 56)
Bu ilke, yükselişin ölçüsünü belirler: Sonuç değil, yolda kalabilme erdemi.
Kuyuya Atılan Masumiyet
Hz. Yusuf (a.s.), kardeşlerinin kıskançlığıyla kuyuya atıldığında ne isyan etti ne de kin tuttu. Kur’an bu sahneyle, zulmün kişiliği bozmasına izin vermemenin mümkün olduğunu gösterir.
“Sabır en güzeldir.” (Yusuf, 18)
Bu cümle, pasif bir bekleyiş değil; ahlâkı koruyan aktif bir dirençtir.
İffet İmtihanı
Sarayda kurulan tuzak, Hz. Yusuf için bir iktidar kapısı değil; ahlâk sınavıydı. O, bedeli hapis olsa bile doğruyu seçti:
“Rabbim! Zindan bana, bunların beni davet ettiği şeyden daha sevimlidir.” (Yusuf, 33)
Kur’an burada net bir mesaj verir: Ahlâk, fırsata göre değişmez.
Zindan ve Bilgelik
Hz. Yusuf (a.s.), zindanı öfke üretme alanına çevirmedi; hikmet üretme mekânına dönüştürdü. İktidar öncesi olgunluk, burada şekillendi.
“Size rızık olarak verilecek yemek gelmeden önce onun yorumunu haber veririm.” (Yusuf, 37)
İktidarın Ahlâkı
Yusuf (a.s.) iktidara geldiğinde intikam almadı, adalet kurdu. Kıtlık döneminde uyguladığı ekonomi politikası, yönetimde emanet bilincinin örneğidir.
“Beni ülkenin hazinelerine memur et.” (Yusuf, 55)
Yetki talebi, çıkar için değil; ehliyet için yapıldı.
Affın Zirvesi
Kardeşleri karşısında gücü varken affı seçti:
“Bugün size kınama yok.” (Yusuf, 92)
Bu söz, iktidarın en yüksek ahlâk noktasıdır.
Bugüne Bakan Yönü
Hz. Yusuf (a.s.) kıssası, modern dünyaya şunu sorar: Güce ulaşırken neyi feda ettik? Temiz kalmadan yükselmek mümkün mü?
Kur’an’ın cevabı nettir: Evet, mümkündür. Ama bedeli sabırdır.
Sonuç
Hz. Yusuf (a.s.) kıssası şunu öğretir: Ahlâkını koruyanlar gecikir; ama kaybetmez.
Gerçek iktidar, başkasına hükmetmek değil; kendini yönetebilmektir.
“Şüphesiz ki takvâ sahipleri için güzel bir akıbet vardır.” (Yusuf, 109)
