Köşe Yazısı | Haber Analiz
Kur’an’da Hz. Lût (a.s.) kıssası, bireysel günahlardan çok toplumsal olarak meşrulaştırılan ahlâksızlığın nasıl bir yıkıma dönüştüğünü anlatır. Bu kıssa, “herkes yapıyorsa sorun yoktur” anlayışının Kur’an’daki en sert reddiyesidir.
Hz. Lût (a.s.), kavmine alışılmışın dışında bir suç isnadıyla değil; alıştırılmış bir yanlışla seslendi:
“Siz, âlemlerde sizden önce hiç kimsenin yapmadığı bir hayâsızlığı mı işliyorsunuz?” (A‘raf, 80)
Bu soru, ahlâkın göreceli değil; ilkesel olduğunu ilan eder.
Normalleştirilen Sapma
Lût kavminin en büyük problemi, işledikleri fiili savunmaları değil; onu normalleştirmeleriydi. Yanlış, tekrarlandıkça sıradanlaştı; sıradanlaştıkça savunulur hâle geldi.
“Onlar, arınmak isteyen insanlardı.” dediler. (A‘raf, 82)
Bu cümle, ahlâklı olanın toplumdan dışlandığı bir düzenin itirafıdır.
Peygamberin Yalnızlığı
Hz. Lût (a.s.) yalnızdı. Daveti karşılık bulmadığı gibi, tehdit edildi. Kur’an burada acı bir gerçeği gösterir: Toplum çürüdüğünde, doğru olan rahatsız edici olur.
“Eğer vazgeçmezsen, seni mutlaka sürgün ederiz.” (Şuarâ, 167)
Helâk ve Adalet
Lût kavminin helâki, ani ve kesin oldu. Kur’an bu sahneyi ayrıntıyla anlatır; çünkü burada yok olan sadece insanlar değil, ahlâkî sınırların tamamıdır.
“Üzerlerine taş yağdırdık.” (Hûd, 82)
Helâk, keyfî değil; uzun süreli bir uyarının sonucudur.
Bugüne Bakan Yönü
Hz. Lût (a.s.) kıssası, modern toplumlara ayna tutar. Bugün de yanlışlar, özgürlük ya da tercih adı altında meşrulaştırılmakta; eleştirenler ise “gerici” ya da “aykırı” ilan edilmektedir.
Kur’an’ın uyarısı açıktır: Ahlâk, çoğunluk oylamasıyla belirlenmez.
Sonuç
Hz. Lût (a.s.) kıssası şunu öğretir: Bir toplum, yanlışta ısrarı erdem gibi sunmaya başladığında çöküş kaçınılmazdır.
Ahlâk yıkılırsa, şehirler ayakta kalsa bile toplum çöker.
“Rabbin, zulmeden memleketleri böyle yakalar.” (Hûd, 102)
