Kur’an’da Hz. Şuayb (a.s.) kıssası, ahlâkın sadece bireysel davranışlarla sınırlı olmadığını; ekonomi ve ticaretle doğrudan ilişkili olduğunu ortaya koyar. Medyen halkı ne açtı ne de yoksul; fakat kazancı putlaştırmış, haksızlığı sistemleştirmişti.
“Ölçüyü ve tartıyı eksik yapmayın.” (Hûd, 84)
Bu uyarı, ticaretin teknik bir mesele değil, ahlâkî bir alan olduğunu ilan eder.
Piyasanın Vicdanı
Medyen toplumunda sorun tekil sahtekârlıklar değildi; hileye göz yuman bir düzen kurulmuştu. Ölçü bozuldukça güven yıkıldı, güven yıkıldıkça toplum çürüdü.
“İnsanların eşyasını eksik vermeyin ve yeryüzünde bozgunculuk yapmayın.” (Şuarâ, 183)
Kur’an, ekonomik haksızlığı toplumsal fesatla aynı cümlede anarak aradaki bağı netleştirir.
Peygambere Yönelik Alay
Hz. Şuayb (a.s.)’ın çağrısı, çıkar düzenini rahatsız etti. Tepki gecikmedi:
“Senin namazın mı bize atalarımızın yaptıklarını terk etmemizi emrediyor?” (Hûd, 87)
Bu itiraz, ibadeti hayattan koparmak isteyen zihniyetin özeti gibidir: İnanç var; ama pazara girmesin.
Tehdit ve Sürgün Dili
Hakikati savunanlar, çoğu zaman ekonomik baskıyla susturulmak istenir:
“Ey Şuayb! Seni ve seninle birlikte iman edenleri mutlaka yurdumuzdan çıkaracağız.” (A‘raf, 88)
Adalet talebi, düzeni bozmakla suçlanır. Oysa bozulan düzen değil; bozuk olan düzendir.
Helâk ve Uyarı
Medyen halkının sonu, bir sarsıntı ile geldi:
“Onları şiddetli bir sarsıntı yakaladı.” (A‘raf, 91)
Ekonomik adaletsizliğin bedeli, sadece piyasada değil; toplumsal varoluşta ödenir.
Bugüne Bakan Yönü
Hz. Şuayb (a.s.) kıssası, modern ekonomilere doğrudan seslenir. Enflasyon, fırsatçılık, kayıt dışı ekonomi ve emek sömürüsü… Sorunlar değişse de ilke aynıdır: Ölçü bozulursa, toplum da bozulur.
Sonuç
Hz. Şuayb (a.s.) kıssası şunu öğretir: Helâl kazanç, sadece bireyi değil; toplumu ayakta tutar.
Adalet, terazide başlar.
“Rabbin, yaptıklarınızdan habersiz değildir.” (Hûd, 123)
