banner153

BİST
ALTIN
DOLAR
STERLİN
EURO

banner152

Dilimize Fransızcadan geçen kriz kelimesini daha çok ‘kalp krizi’ tamlamasında olduğu gibi tıp terimi olarak kullandık. Kelimenin bu alana ilişkin anlamı sözlüklerde “Bir organda birdenbire ortaya çıkan fizyolojik bozukluk; bunalım, akse” olarak açıklanmış. Bu çok yaygın anlamı dışında psikolojide bunalım, ekonomide çöküntü, sosyolojide buhran karşılığı bir isim olarak da alan genişlettiğini biliyoruz.

        Son zamanlarda özellikle deprem, sel, orman yangınlar, salgın hastalık gibi afetlerde resmi açıklamalar yapılırken duyduğumuz ‘kriz yönetimi, kriz masası’ gibi tanımlamalarda görüldüğü üzere mecaz anlam da kazanmıştır bu kelime. Bu durumda kriz‘Bir ülkede veya ülkeler arasında, toplumun veya bir kuruluşun yaşamında görülen güç dönem; bunalım’ demektir.

        İnsanları ve toplumları büyük oranda etkileyen daha beter krizlerden birinin de‘hakikat krizi’ olduğunuCumhurbaşkanlığı İletişim Başkanlığı görevine geldiği günden beri yalan haberlerle (dezenformasyon) mücadeleyi terörle mücadele kadar önemli addedenİletişim Başkanı Fahrettin Altun’un geçen gün ‘Uluslararası Stratejik İletişim Zirvesi’nde yaptığı konuşmasında duydum.

        Çok önemli bir görevi hakkıyla ifa ettiğini düşündüğüm Fahrettin Bey’in konuşmaları ve mesajları hep dikkatimi çekmiştir. Nitekim bir yerinde ‘Hakikat krizi’ gibi bana göre toplumsal olaylara temel teşkil etmesi bakımından bütün krizlerin anası demek olan son derece hayati bir noktaya da temas ettiği son konuşmasında söyledikleri de öyle oldu.

        Konuşma boyunca bazılarını ilk kez duyduğum için ilgimi çeken kavramlar,isimler ve eser adları oldu. Mesela ‘enformasyon savaşları’, ‘enformasyon araçları’, ‘hibrit tehditler’Edward Said ve bazı eserlerinin adları: Oryantalizm, Medyada İslam, Filistin bunlardan bazılarıydı.

        Enformasyon kelimesinin zihnimdeki en genel anlamıyla malumat demekti. Bu konuşmadan sonra sözlüğe bakma ihtiyacı duydum. Şöyle diyor meşhur sözlüklerden biri: “Belirli ve görece dar kapsamlı bir konuya ilişkin, derlenmiş bilgi parçası.” Diyor. Tanımın devamında da küçük bir açıklama: Derleme süreci; ölçüm, deney, gözlem, araştırma ya da bilgi toplama (istihbarat) bulgularının özetlenmesi biçimini almaktadır.

        Birkaç yıl önce vefat eden arkadaşlarımdan birine (Abdullah Gencer) oldukça geniş bir çevreden insanlarla ilişkisi ve iletişimi iyi olduğu için ara sıra bir kişi veya konu hakkında bilgisine müracaat ederken kendisine ‘enformasyon bakanı’ diye takılırdım. Kendisine bu vesileyle rahmet diliyorum.

        Fahrettin Altun’u dinledikten sonra anladım ki enformasyon bugün savaş aracı olarak da kullanılabilen bazı işleme tabi tutulan rafine bir bilgi. Dezenformasyon da ‘bilgi çarpıtma’, ‘yalan haber’ demekmiş. Bu bakımdan konuşmada Hoca’nın Edward Said’den aktardığı şu cümle habere, bilgiye, mesaja yaklaşımımızın nasıl olması gerektiği konusunda oldukça manidardı: “Hiçbir mesaj ideolojik süreçlerden muaf değildir.

         Bu konuşmadan tespit edebildiğim notlar:

         "Bugün devletler, devlet dışı aktörler, bölgesel ve küresel çatışma ve krizlerde askeri araçlardan önce, enformasyon araçlarına, enformatik araçlara dikkatli bir şekilde yatırım yapmaktadır. Gelgelelim bu enstrümanlar hatırı sayılır bir süredir hakça, hakikat uğruna kullanılmamakta, çoğu kez suiistimal edilmektedir. Bu süreçlerde dezenformasyon, mezenformasyon, bilgi kirliliği ve manipülasyon ne yazık ki ana referans kaynağına dönüşmektedir."

“Günümüzde dezenformasyon kampanyaları sadece yalan ve yanıltıcı haber enflasyonuna sebebiyet vermemekte, aynı zamanda derin bir hakikat krizine de yol açmaktadır. Hakikat krizinin temelinde yalanın sıradanlaşması ve önemsizleşmesi yer almaktadır.”

"Siber alanda bir sömürü düzeneği kurulmaktadır"

"Dijital teknolojilerin bilgiyi tabana yayan, göreli demokratikleştirici etkilerine rağmen hibrit tehditleri güçlendirdiği de hepimizin malumudur. Dijital teknoloji şirketleri yeni küresel iktidar odakları haline gelmekte, siber alanda bir sömürü düzeneği kurulmaktadır."

“Sistematik dezenformasyon politikalarının hakikati ne denli tahrif ettiğini 7 Ekim'den bu yana bütün dünyanın gözleri önünde cereyan eden Gazze katliamında çok daha sarih bir şekilde görüyoruz. Bugün tüm dünya kamuoyu, İsrail kaynaklı hibrit tehditlerin ve sistematik dezenformasyon politikalarının hedefi konumundadır."

Altun, Edward Said'in yıllar evvel "Önceden paketlenip servis edilen hiçbir malumatı bir bitki gibi kabul etmeyin, hiçbir mesaj ideolojik süreçten muaf değildir" derken, elbette İsrail'in uluslararası medyayı kendi ideolojik çıkarları için nasıl manipüle ettiğinin çok iyi farkında olduğunu aktararak, sözlerini şu şekilde sürdürdü:

"Edward Said aynı zamanda Filistin gerçekliği söz konusu olduğunda, meselemizin sadece Batı medyasında karşımıza çıkan güncel yalan kampanyalarıyla dezenformasyon saldırılarıyla sınırlı olmadığını da biliyordu. Said'e göre Batı kültürel muhayyilesindeki tarihsel kalıp yargılar, stereo-tipler modern Batı kamuoyunun Filistin algısını manipüle etmeye devam etmektedir. Bunu, bugün de görüyoruz. Said'in Oryantalizm, Filistin Sorunu ve Medyada İslam kitapları bu gerçekliği bütün boyutlarıyla ele alan çok kıymetli eserlerdir. Gerçekten de İsrail elitleri yıllar yılı modern Batı muhayyilesindeki İslam karşıtlığını kendi gayrimeşru mücadelelerine malzeme etmişlerdir. Ben Gurion ne demişti? 'İslam'dan başka bir şeyden korkmuyoruz'. Yine, İzak Rabin ne demişti? 'Bizim düşmanımız İslam dinidir.’”

Bu düşmanlaştırma, ötekileştirme ve şeytanlaştırma girişimlerinin güncel versiyonlarının ne yazık ki Said'in eserlerini verdiği dönemden çok daha şedit, çok daha nüfuz edici ve çok daha yıkıcı olduğunu ifade eden Altun, "Zira artık hedef, tek başına yalan yanlış haberlerin yayılması değil, hakikate karşı duyarsızlık oluşturmak, hakikat ile insan arasındaki sahici ilişkiyi bozmaktır.”

“İsrail, 7 Ekim'den bu yana Gazze Şeridi'nde 64 medya mensubunu katletti. İsrail bu süreçte faşist bir propaganda yöntemi uygulayarak gazeteciler, sağlık çalışanları, kadınlar ve çocukların yanında esasında hakikati de katlediyor."

"Biz bu zulmü alkışlamayacağız"

Kendilerinden olmayan herkesi öldürdükleri gibi hakikati de öldürmeyi varlığını temel hedefi yapan zihniyetleri iyi tanırsak alkışlamayız. 

Mürselat suresinde her biri farklı bir vurgu ile on kez tekrarlanan bir ayetin mealiyle bitiriyorum: “O gün vay haline bu hakikati yalanlayanların!”

Selamların en güzeliyle…

H. Halim Kartal/27 Kasım 2023

Yorumlar
Adınız
Yorumunuz onaylanmak üzere yöneticiye iletilmiştir.×
Dikkat! Suç teşkil edecek, yasadışı, tehditkar, rahatsız edici, hakaret ve küfür içeren, aşağılayıcı, küçük düşürücü, kaba, müstehcen, ahlaka aykırı, kişilik haklarına zarar verici ya da benzeri niteliklerde içeriklerden doğan her türlü mali, hukuki, cezai, idari sorumluluk içeriği gönderen Üye/Üyeler’e aittir.

banner155

banner147