Milleti millet kılan; birlikteliğin temel taşlarını ve çimentosunu teşkil eden yegâne ölçü, sevinçte ve tasada beraber olmak, beraber düşünmek ve inanç birlikteliği içerisinde yaşamaktır. İşte bu müstesna zaman dilimlerinden ikisi de Ramazan ve Kurban Bayramı’dır. Toplumun ezici ekseriyetini teşkil eden Müslüman kitlenin yaşadığı iki dinî bayramdan birine daha sayılı günler kaldı. Bu bayramda hâli vakti yerinde olanlar tarafından kurban kesilerek toplumsal dayanışma sergilenmekte, yine İslam’ın beş şartından biri olan kutsal topraklar ziyaret edilerek hac görevi ifa edilmektedir.
Kurban ya da eskilerin ifadesiyle “Hacılar Bayramı”, aziz milletimizce her zaman olduğu gibi bu defa da heyecan, gurur ve vakar içerisinde kutlanacaktır. Özellikle kurban kesimi, etlerin pay edilip ihtiyaç sahiplerine ulaştırılması; sofraları şenlendirecek, evlere neşe saçacaktır. Diğer taraftan da bir takım ne idüğü belirsiz kişiler tarafından, hayvan hakları kisvesi altında saldırılara maruz kalınacaktır. Üstelik bu saldırıları yapanlar, toplumun önünde duran; kendini elit tabaka olarak gören, toplumdan uzak ve toplumla barışık olmayan kişiler olacaktır. İşte bunlar, bunu yaparken de gurur duyacak ve kendi egolarını tatmin edeceklerdir.
Şimdi bu zavallılara sormak lazım: Her gün sofranızda yiyip tükettiğiniz, içki sofralarınıza meze yaptığınız o etleri tarlada mı topluyorsunuz? Bre ahmaklar, neyin hayvan haklarından bahsediyorsunuz? On iki ay boyunca kesilerek sofralarınıza taşınan hayvanların hakları, sadece Kurban Bayramı’nda mı aklınıza geliyor? Belki yılda birkaç defa et yiyebilen bir ailenin evine giren etin oluşturduğu mutluluktan haberiniz var mı? Olsa bile siz kendinizi elit, efendi ve aydın sanan zavallılarsınız; sizi bunlar ilgilendirmez. Sizler; yiyip içip sabahlara kadar eğlenen, ağzına doladığı birkaç cümleyle hava atan kara cahillersiniz. Artık sizden ümit kesik; sizden bir cacık olmayacağına kanaat getirdik.
Biz müminlere düşen görev ise bunları elinin tersiyle itip, hak bildiği doğru yolda yılmadan ve usanmadan yürümektir.
Yazımı rahmetli üstat Necip Fazıl Kısakürek’in şu mısralarıyla noktalayalım:
“Sanma bu tekerlek kalır tümsekte!
Yarın elbet bizim, elbet bizimdir!
Gün doğmuş, gün batmış, ebed bizimdir.”


