29 Mart 2026, Pazar
19:27
23.07.2025
MANSET_ALTI Reklam Alanı

Orta Doğu’daki ölüm, ihanet ve savaş kazanı tüm şiddetiyle kaynamaya devam ediyor. Bu kazanı kaynatan, ateşine odun taşıyan hiç şüphesiz ve tereddütsüz ABD ve onun değnekçisi İsrail’dir. Süregelen İsrail’in komşularına ve İslam coğrafyasına karşı saldırganlığı, işgali ve yıldırma politikası var oldukça bunun da devam edeceği görülmektedir.

Yapılanlar, ABD’nin ileri karakolu olan İsrail’in önündeki engellerin tek tek kaldırılmasıdır. Bu engellerin başı ve karşı hareketin lideri pozisyonunda bulunan İran’ın bertaraf edilerek Orta Doğu’da patronun kim olduğunun gösterilmesi ve İsrail hegemonyasının tesis edilmesidir. Bundan sonra sıradakinin Türkiye olduğunun da açıkça bu şer güçlerince ifade edilmesi, niyet ve emellerinin bariz göstergesidir.

Bunlara yeri gelmişken Cennet mekân Alparslan’ın şu tarihi sözünü hatırlatmak isterim: Düşmanın yaklaştığının haberini telaşla veren askerine, “Biz de onlara yaklaşıyoruz asker.” Sanırım bu, tüm çarpık ifadelere verilebilecek Türk’ün en güzel kararı ve cevabıdır.

Konumuza dönersek; İran’a yapılan saldırılar ve sağlanan hava üstünlüğü ile ülkenin askerî ve ekonomik hedefleri bir bir imha edilirken lider kadrosuna yapılan suikastlarla bertaraf edilmesi tam bir psikolojik üstünlük sağlamaktadır. Bu noktada İran’ın da gösterdiği performans, askerî gözlemcilerce takdir edilecek boyutta olsa da yürekleri soğutmaya yetmemektedir.

ABD başkanının yaptığı açıklamalara bakıldığında barış yapmak için çırpınan adeta barış havarisi bir profil çizmekte geri durmadığı görülmektedir. Barış taraftarı ve barışsever olduğunu söyleyen lider ve otorite, barış görüşmeleri sırasında saldırıyı başlattığını görmemektedir. Bu yaptığı, tam da çizilen karizmayı düzeltme propagandası ve gayretinden başka bir şey değildir zira barış görüşmeleri sürerken ansızın saldıran kendileridir.

Şimdi ara ara “bir hafta”, daha sonra “10 gün saldırılara ara verdim” şeklindeki tavır ve davranışlar, tamamen tükenen bombalarını tedarik etmek için ihtiyaç duyulan zamanı kazanmaya yönelik bir savaş hilesidir. İran bu oyunu görmeli ve stratejisini buna göre belirlemelidir. Saddam’ın Kuveyt işgalinde “6 ay süre verdim” diyerek gerekli hazırlıkları yaptıkları gibi.

Savaşın seyrine etki eden unsurların başında psikolojik savaş yönteminin önemli bir yer tuttuğu aşikârdır. ABD ve İsrail bunu iyi kullanarak dünya kamuoyunu yönlendirmektedir. Sürekli yaptıkları yıkımları anlatıp kayıplarını gizleyerek zafer kazanma edası sergilemektedirler. Oysa İsrail’deki yıkımlara bakıldığında ölü ve yaralı sayısının doğru olmadığı rahatlıkla görülmektedir. ABD’nin en büyük savaş gemisi de her nasılsa çıkan yangın sonrası savaş sahnesinde boy göstermemektedir.

Bu coğrafya, kaderin tecellisi olarak Osmanlı’dan sonra huzura hasret kalmış, varlığın içinde yoklukla yaşamaya mahkûm edilmiştir. Belanın geldiği kaynak, kurtuluş kaynağı diye düğün bayramla yutturulmuş ve yutturulmaya da devam edilmektedir.

Savaş sonrası, belki de şimdiden ABD attığı bombaların maliyetini fazlasıyla Körfez ülkelerinden tahsil ediyor/edecek; onlar da seve seve, gurur ve iftiharla halklarını açlığa ve yokluğa mahkûm ederek vereceklerdir.

Bu gidişle yöre halkı; Osmanlı sarayından yola çıkan, yol boyu çığ gibi büyüyen, Medine ve Mekke halkı başta olmak üzere o yörenin yoksulu, muhtacı, fakiri, fukarası için yola koyulan Surre Alayı’nı ve surreyi daha çok beklerler.

ICERIK_ARASI Reklam Alanı
SOL1 Reklam Alanı

YAZARIN DİĞER MAKALELERİ

MOBIL_UST Reklam Alanı
ALT1 Reklam Alanı