Evden sokağa adımınızı atar atmaz; “Hayatta kalma, hayatı idame, kaçma kurtulma ve arama kurtarma” görevlerinin hepsinin profesyonel bir şekilde başladığını bilmeniz gerekiyor. Bir olayla karşılaşıldığında kontrollü davranmak, alttan almak ve olayı en az hasarla ya da hiçbir hasara uğramadan ve başkasını da uğratman def etmek yeni bir sanat dalıdır kanımca.
Daha aracınıza biner binmez sanatkârlığınızı konuşturmanız gerekiyor. Aracın sağına soluna önüne arkasına yanlış park eden araçlara dikkat edip tereyağından kıl çeker gibi çıkmamız gerekiyor park yerinden. Camınız kapalı ise aracınızın içinden o araç sahiplerine istediğimiz kadar sitem edebiliriz. Zira bu yöntem, kendinizi rahatlatmak için iyi bir yöntem bile olabilir. Ama camınız açıkken asla böyle bir şeye girişmeyin zira hiçbir kimse kendinde bir kabahat görmez, görmüyor. Suçlu daima siz oluyorsunuz onların nazarında... Kavga da hazır oluyor zaten. “Allah ya ona ya bize verecek” artık. Aman ha buna hiç tevessül etmeyin.
Aracınızı park yerinden çıkardınızve ana caddeye çıkmak için sağa sola bakıyorsunuz. Yolun her iki yanını da koca koca kamyonlar kapatmış ve yoldan gelen gideni görme imkânınızı sıfırlamışlar. Tabiri caiz ise aracınızın burnunu dışarıya doğru çıkarmaya devam ederken ana yoldan son sürat geçen araçların korna seslerine ve el kol hareketlerine maruz kalıyorsunuz. Onu da atlattıktan sonra derin bir “oh!” çekeceğinizi düşünürken önümüzdeki araç “Kordon boyu sefasıyla” yolu ortalamış ve adeta “Buraların tapusu bendedir.” dercesine kolunu da camdan çıkarıp ara sıra sigarasını tüttürüyor ve işaret parmağıyla sigarasının külüne vurup sokağa çırpıyor. Bir yolunu bulup o aracı sollarken sakın selektörünüzü kullanmayın ve karşıya odaklanın. Asla sağınıza doğru bakmayın. Bu bir kavga sebebi olabilir ve takip edilebilirsiniz.
İlerleyip yolunuza devam ederken yine önünüzdeki aracın içinden dışarıya doğru bir maddenin uçtuğunu görebilirsiniz. Bu bir poşet olabildiği gibi bir boş sigara paketi de olabiliyor. Bu hareketleri belgelendirip emniyete bildirebilirseniz ne âlâ ama diğer türlü o hareketleri yapanlarla asla birebir muhatap olmayınız.
Şehrin kalabalık caddelerinde seyrederken yaya geçitlerinde ışık olup olmayışına pek güvenmeyin. Zira insanlar yaya iken yaya hakları, sürücü iken sürücü haklarını kullanmaya çok meyilli oldukları için yaya geçitlerinde kırmızı ışık yansa bile elleri ceplerinde yavaş yavaş ilerlemeye devam ederler ve siz ikaz etmeye kalkarsınız aracınıza kuvvetli bir tekme yiyebilirsiniz. Hızınızı azaltın ve geçmesini bekleyin ama arkanızda kendisine yeşil ışık yandığını gören araç sürücüsü size azarı basabilir, bundan da öte gelip arkanızdan çarpabilir ve tamponunuzu yere indirebilir. Burada da sanatkârlığınızın devreye girmesi gerekiyor.
Aracınızı bir park yeri bulup park ettiniz ve seyre yaya olarak devem ediyorsunuz. Yaya geçidine geldiniz, size kırmızı ışık yanıyor. Elbette bekleyeceksiniz. Ama bakıyorsunuz sizden başka bekleyen kimse yok, ışık falan hak getire... Herkes geçide doğru bir aracın gelip gelmediğiyle ilgili... Hatta size doğru bakarak “A, bu adam niçin bekliyor ki yoldan geçen araç falan yok hâlbuki...” bakışı sergileyip sizi “salak” yerine dahi koyabilirler. Olsun siz beklemeye devam edin. Yeşil yansın öyle geçin.
Kaldırımlar,
Ben gideyim yol gitsin, ben gideyim yol gitsin
İki yanımdan aksın bir sel gibi fenerler,
Tak, tak ayak sesimi aç köpekler işitsin
Yolumuz zafer takı, gölgeden taş kemerler...
Dizelerinin Üstadı Necip Fazıl hayranlığıyla kaldırımlardan yürürken, akılınıza geliveren bu dizelerle sermest olmayı hayal ediyorsunuz ama bir anda el ele tutuşmuş ve kaldırımı tamamen kapatarak yürüyenler kesiveriyor önünüzü. Kendinizi mecburen caddeye atarak kaldırmaları baypas edip yolunuza devam edin. Sakın ola geri dönüp biraz da öfke ile kaldırımda “zincirli bent” oluşturmuş o gençlere bir mesaj vermeye kalkmayın zira bizim toplumuzda 3-5 kişi bir araya geldiklerinde kaldırımları, caddeleri bir anda meydan muhaberesine çevirmeleri “içten bile değildir.”
Kaldırımlarda bile kaldırımın sağından ilerleme kuralsızlığından kaynaklı olan muhtemel bir çatışmayı da bertaraf ettikten sonra kulağınızın dibinde çalan ve ürpermenize neden olan dolmuş şoförlerinin ellerini hiç çekmedikleri klakson bağırtılarını da duymazdan gelin. Siz hedefinize odaklanın. Alış verişinizi yaptıktan ya da Selçukya Şiir Akşamlarını veyahut da Aydınlar Ocağı Salı programlarını takip ettikten sonra aynı vakar ve sükûnetle kimseye “çatmadan” aracınıza binip, kurallara da azami derecede uyarak evinize geri dönün.
Çaydanlığı alın bir çay koyun, demlensin ve evinizdeki huzur ortamına uygun olarak, bir bardak da kendi ellerinizle eşinize doldurun takdim edin ve karşılıklı olarak afiyetle için.
Tavsiyelerime uymamış olsaydınız eğer, şu an o bir bardak çayı içmek yerine zamanınızı karakol ortamlarında tutanak işleriyle uğraşarak zayi ediyor olabilirdiniz.
Allah sabır ve metanetimizi daim eylesin.Âmin!