Çin Savunma Bakanlığı Sözcüsü yaptığı bir açıklamada:
“Amerikan tarihi 240 yıl.
Savaşsız geçen sadece 16 yıl.
80 ülkede 800’den fazla üs.
Afganistan, Irak, Suriye, Libya’da kalıcı kaos, çökmüş devletler, bitmeyen istikrarsızlık.
Washington kendisini ‘uluslararası düzenin garantörü’ olarak tanımlıyor.
Ancak pratikte çatışmaları yatıştırmak yerine körüklüyor.
Ukrayna’da tükenmiş uranyum ve misket bombaları devrede.
Akdeniz’de sürekli konuşlanan deniz ve hava grupları var.
İsrail’e kesintisiz silah ve mühimmat sevkiyatı sürüyor.
ABD, küresel güvenliğin değil, küresel savaş döngüsünün merkezinde duruyor.” diyor.
Şimdi bu açıklamaya neden olan Amerika Birleşik Devletleri’nin geçmişine, tarihçesine bir göz atalım ve bu açıklamanın ne kadar doğru olduğuna birlikte şahit olalım.
Amerika Birleşik Devletleri, 1776’daki kuruluşundan bu yana dünya genelinde aşağıda yer alan savaşlara katılmış, müdahalelerde bulunmuş veya doğrudan çatışma başlatmıştır:
Amerikan Bağımsızlık Savaşı (1775–1783): Büyük Britanya’ya karşı verilen ve ABD’nin kurulmasını sağlayan savaş.
1812 Savaşı: İngiltere ile deniz hakları ve toprak anlaşmazlıkları nedeniyle yapılan savaş.
Meksika-Amerika Savaşı (1846–1848): Teksas, Kaliforniya ve New Mexico gibi eyaletlerin ABD topraklarına katılmasıyla sonuçlanmıştır.
Amerikan İç Savaşı (1861–1865): Kuzey ve Güney eyaletleri arasında kölelik ve eyalet hakları üzerine çıkan iç savaş.
Kızılderili Savaşları: Kıta genelinde yerli halklarla yapılan uzun süreli çatışmalar.
İspanyol-Amerikan Savaşı (1898): ABD’nin küresel bir güç olarak sahneye çıktığı, Küba ve Filipinler üzerinde kontrol sağladığı savaş.
I. Dünya Savaşı (1917–1918): İtilaf Devletleri safında Almanya’ya karşı katılım.
II. Dünya Savaşı (1941–1945): PearlHarbor saldırısı sonrası Mihver Devletleri’ne (Almanya, Japonya, İtalya) karşı katılım.
Kore Savaşı (1950–1953): Komünizmin yayılmasını engelleme (çevreleme) politikası kapsamında Kuzey Kore’ye karşı müdahale.
Vietnam Savaşı (1955–1975): ABD’nin en uzun ve tartışmalı savaşlarından biri; Güney Vietnam’ı komünist Kuzey’e karşı destekleme girişimi.
Körfez Savaşı (1990–1991): Irak’ın Kuveyt’i işgali üzerine başlatılan “Çöl Fırtınası” operasyonu.
Afganistan Savaşı (2001–2021): 11 Eylül saldırıları sonrası El-Kaide ve Taliban’a karşı başlatılan savaş.
Irak Savaşı (2003–2011): Saddam Hüseyin yönetiminin devrilmesi amacıyla başlatılan işgal.
IŞİD ile Mücadele (2014–günümüz): Suriye ve Irak’ta terör örgütü IŞİD’e karşı yürütülen hava ve yer operasyonları.
ABD Kongresi, tarihi boyunca sadece 5 kez resmî olarak “savaş ilanı” yapmıştır (1812 Savaşı, Meksika Savaşı, İspanya Savaşı, I. ve II. Dünya Savaşları). Diğer tüm çatışmalar güya “askerî müdahale” veya “yetkilendirilmiş operasyon” statüsündedir.
Sicili bu denli bozuk olan bu devletin karnesindeki kırık notlar, başka bir ifadeyle vahşiliği ve azgınlığı bunlarla da sınırlı değildir. Bunlardan önce de katliamlar mevcuttur. Yerli nüfusunun neredeyse yok edilişini adeta düğün bayram ederek gerçekleştirmişlerdir.
Kızılderililerin (Amerika Yerlilerinin) nüfusunun büyük ölçüde azalması ve medeniyetlerinin çöküşü, yaklaşık 400 yıla yayılan sistemli bir sürecin sonucudur. Bu süreç; biyolojik faktörler, askerî çatışmalar ve zorunlu asimilasyon politikalarının birleşimidir.
İşte bu yok oluşun temel nedenleri:
Çiçek, kızamık, grip ve tifüs gibi hastalıklar, bazen daha beyaz adamla karşılaşmadan ticaret yollarıyla kabilelere ulaşmış ve yerlilerin yaklaşık %90’ını yok etmiştir. İngilizler, yerlilere kasıtlı olarak çiçek hastalığı bulaşmış battaniyeler vermiştir.
Askerî çatışmalar ve katliamlara (WoundedKnee ve SandCreek gibi) yerli nüfus maruz kalmıştır.
Yerlilerin tek geçim kaynağı olan bizonlar yok edilerek açlığa ve ölüme mahkûm edilmişlerdir. Zorunlu göç (Gözyaşı Yolu) ile toprakları ellerinden alınmış, yollarda ölüme mahkûm edilerek adeta soykırıma maruz bırakılmışlardır.
Kültürel soykırımı ise açtıkları yatılı okullarda gerçekleştirmişlerdir.
Bugün Amerika yerlileri, kendi topraklarında “azınlık” durumuna düşürülmüş ve büyük ölçüde kısıtlı imkânlara sahip rezervasyon bölgelerinde yaşamaya mahkûm edilmişlerdir.
Hele bu Amerikalıların kural tanımaz, uluslararası hukuk tanımaz tavırları ta eskilere dayanır. Şöyle ki:
Yerli kabilesi olan Cherokeeler, Amerika’nın yerli halkları arasında hem sosyokültürel yapıları hem de yaşadıkları trajediyle en çok dikkat çeken kabilelerden biridir. Onları diğer pek çok kabileden ayıran en önemli özellik, Avrupalıların yaşam tarzına en hızlı uyum sağlayan ve “Beş Uygar Kabile” (FiveCivilizedTribes) olarak adlandırılan grubun en büyük üyesi olmalarıydı.
Cherokeeler, topraklarını terk etmemek için silahla değil, hukukla savaştılar. Georgia Eyaleti topraklarına el koymak isteyince konu ABD Yüksek Mahkemesi’ne taşındı (Worcester v. Georgia davası). Mahkeme, Cherokeelerin egemen bir millet olduğuna ve Georgia’nın onlara müdahale edemeyeceğine karar verdi. Ancak dönemin ABD Başkanı Andrew Jackson, mahkeme kararını hiçe sayarak tarihe geçen şu sözü söyledi:
“Yüksek Mahkeme Başkanı kararını verdi, şimdi sıkıysa gelip bu kararı uygulasın!”
1838 yılında ordu zoruyla başlatılan sürgün, Cherokee halkı için tam bir yıkım oldu.
İşte vahşi Amerika/Batı budur.
