23 Ocak 2026, Cuma
16:16
23.07.2025
MANSET_ALTI Reklam Alanı

Seydişehir’de bir genç. Adana’da bir sanatçı. İstanbul’da bir gazeteci. Haberler, toplumun her katmanından, her köşesinden gelen aynı karanlık haberi sıralıyor: Uyuşturucu bataklığı. Bu, artık uzak metropollerin kenar mahallelerine ait sıradan bir suç hikayesi değil. Toroslar’ın berhavasındaki bir ilçenin sakin sokaklarını bile saran, göz kamaştıran kariyer sahiplerini bile içine çeken sistematik bir çöküşün resmi.

Peki, neden? Neden böylesine yaygın bir kaçış hali?

Sorunun cevabı, sadece maddenin kendisinde ya da polisiye eksiklikte değil. Daha derinlerde, modern hayatın ruhumuzda açtığı o derin çatlaktadır. İnsanı insan yapan şeylerin; aidiyetin, üretmenin hazzının, derin bağların, inancın, bir dava uğruna didinmenin yerini, sığ bir başarı yarışı, dijital bir gösteriş dünyası ve nihayetsiz bir tüketim çılgınlığı aldı. Hayat, giderek anlamını yitiren, rutinleşen, mekanik bir sürece dönüştü. İçi boşalan insan, içinde büyüyen o uğultulu boşluğu doldurmak için en kolay, en hızlı, en yanıltıcı sakinleştiriciye sarılıyor: Yapay bir kaçışa.

Batı, bu varoluşsal sıkıntıyı on yıllar önce yaşadı. Bireyin atomize olduğu, geleneksel dayanakların çözüldüğü, her şeyin metalaştığı bir dünyada, ruhun açlığını gidermenin formülü bulunamadı. Şimdi, küresel köyün acımasız rüzgarı, o buhranı Anadolu’nun en ücra, en dingin görünen kasabalarının kapısına kadar getirdi. Seydişehir’deki gencin hissettiği boşlukla, İstanbul’daki ünlünün hissettiği boşluk, nitelik olarak aynı. Sadece dekoru farklı.

Çözüm, sadece daha fazla operasyon ve daha ağır cezalarla sınırlı kalamaz. Elbette kanunlar caydırıcı olmalı, önleyici tedbirler sıkılaştırılmalı. Ancak asıl mücadele, toplumsal dokunun yeniden inşasıyla başlamalı. İnsanı yeniden merkeze alan, ona bir amaç, bir heyecan, bir “uğraş” sunan bir hayat tarzını diriltmek zorundayız.

Bu ne demek?

· Üretmeyi ve Emeği Yüceltmek: Genç eller, sadece telefon ekranına değil, bir sanat eserine, bir toprağa, bir alete, bir beceriye dokunmalı. Üretmenin, bir şeyi tamamlamanın unutulmuş hazzı yeniden keşfedilmeli.
· Cemaat Ruhunu Canlandırmak: Yalnızlaşan bireyi, komşuluktan, mahalleden, dernekten, camiden, kulüpten koparan sosyal atomizasyon kırılmalı. İnsan, sadece dijital “beğenilerle” değil, gerçek yüz yüze ilişkilerle, dayanışmayla var olabilir.
· Acıya Dayanıklılık Aşılamak: Hayatın kaçınılmaz zorlukları, hayal kırıklıkları karşısında hemen çözülmeyi değil, direnci, sabrı, olgunlaşmayı öğreten bir kültürel iklim inşa etmek. Her sıkıntı, bir ilaç kutusuna uzanmak için bahane olmamalı.
· Maneviyatı ve Estetiği Beslemek: Ruhun gıdası olan sanatı, müziği, edebiyatı, doğayı ve manevi değerleri, hayatın merkezine yeniden yerleştirmek. Bunlar, yapay kaçışlara gerek bırakmayacak gerçek ve derin bir tatmin sunar.

Toroslar’ın incisi Seydişehir, portakal çiçekleri kadar temiz bir geleceği hak ediyor. İstanbul’un parlak kariyer sahibi de, içindeki boşluğu sahte cennetlerle değil, hakiki bir hayatla doldurmayı hak ediyor. Mesele, maddeyi ortadan kaldırmaktan önce, onun neden bu kadar cazip hale geldiği zemini kurutmaktır. İnsanı, hayata bağlayacak sağlam ipleri yeniden örmektir. Yoksa, boşluğu yasaklarla kapatamazsınız; o boşluk, her seferinde daha karanlık bir şekilde kendini açmaya devam edecektir.

Abdullah Avcu
Seydişehir, 13.01.2026

ICERIK_ARASI Reklam Alanı
SOL1 Reklam Alanı

YAZARIN DİĞER MAKALELERİ

MOBIL_UST Reklam Alanı
ALT1 Reklam Alanı