22 Nisan 2026, Çarşamba
13:21
23.07.2025
Manşet Altı Reklam

15 Nisan 2026... Bu tarih, Kahramanmaraş’ın hafızasına sadece bir takvim yaprağı olarak değil, telafisi imkansız bir matem günü olarak kazındı. Onikişubat ilçesindeki Ayser Çalık Ortaokulu'nun koridorları, o sabah çocuk sesleriyle değil, hepimizin ruhunu darmadağın eden silah sesleriyle sarsıldı. Türkiye’deki her bir fert gibi, haberi aldığım andan beri kalbimde tarif edilemez bir ağırlık, gözlerimde birikmiş bir kederle yaşıyorum. Hepimizin başı sağ olsun; giden o gencecik fidanların acısı sadece Maraş’ın değil, tüm ülkenin ortak sızısıdır.

Ancak bu büyük trajedinin hemen ardından, her toplumsal yaramızda olduğu gibi yine bildik bir senaryo izledik: Herkes "eteğindeki taşları dökmeye" başladı. Kimse kendine bakmadı, herkes parmağını bir başkasına uzattı. Öğretmenler velileri suçladı, veliler öğretmenleri... Kimileri eski Türkiye’den miras kalmış ideolojik hastalıklarını kusmak için bu acıyı fırsat bildi. Kimileri eğitim sistemini, kimileri ise hükümeti ve ilgili bakanı acımasızca topa tuttu.

Belki bu söylenenlerin hepsinde bir nebze doğruluk payı vardır; sistemin, güvenliğin veya bürokrasinin eksikleri yadsınamaz. Ama ben, gürültülü kalabalıkların aksine, asıl meselenin çok daha derinde, en mahrem yerimizde; ebeveynler ile çocuklar arasındaki o uçurumda olduğuna inanıyorum.
Bugün basına yansıyan o kahredici detay, aslında her şeyi özetliyor: O okulu kan gölüne çeviren çocuğun, daha önce uzman psikologlar tarafından bir psikiyatri kliniğine yatırılması gerektiği açıkça söylenmiş. Peki, o anne baba ne yapmış? Hiç. Uyarıları ciddiye almamışlar, kulaklarının üzerine yatmışlar. Muhtemelen çocuklarının "hasta" olarak yaftalanmasından, toplum içindeki o parlatılmış aile imajlarının zedelenmesinden korktular. Kendi egolarını, evlatlarının çığlık atan ruhundan daha üstün tuttular. Evlatları içeriden yanarken, onlar dışarıdaki vitrini koruma derdine düştüler.

 

Günümüzün anne babaları, ne yazık ki çocuklarını sevmekle onlara "tapmak" arasındaki çizgiyi kaybetti. Çocuklar artık birer evlat değil, toplumda statü kazanma aracı, birer başarı projesi olarak görülüyor. Onlardaki bir eksiği, bir kusuru veya ciddi bir ruhsal bunalımı kabul etmek, ebeveynlerin kendi kusurlarını kabul etmesi gibi geliyor onlara. Bu yüzden gerçeği görmek yerine, sürekli başkalarını suçlayarak asıl sorunu halının altına süpürüyorlar. Bu körlükle sadece kendi geleceklerini değil, koca bir ülkenin huzurunu da karanlığa sürüklüyorlar ama farkında değiller.

Evet, Ayser Çalık Ortaokulu’nda bir güvenlik sorunu yaşanmış olabilir. Evet, eğitim politikalarımızda yanlışlar olabilir. Ama asıl mesele; çocuklarını "el bebek gül bebek" büyüterek onları hayattan ve sorumluluktan koparan, onlara gerçek bir terbiye ve sorumluluk vermek yerine "illa okuyacaksın, en iyisi olacaksın" diye baskı kuran, ellerine verdikleri dijital dünyayı kontrol etmekten aciz kalan ebeveynlik anlayışıdır.

 

Bir çocuğu kliniğe yatırmaktan utanıp, o çocuğun bir katliama imza atmasından utanmayan bir anlayışla karşı karşıyayız. Artık halının altına süpürecek yerimiz kalmadı; o halı Maraş’ta kana bulandı. Şimdi suçlu aramak yerine, aynaya bakma ve evlatlarımızın sadece notlarını değil, ruhlarını da tanıma vaktidir.

Abdullah Avcu
Seydişehir, 22.04.2026

ICERIK_ARASI Reklam Alanı
SOL1 Reklam Alanı

YAZARIN DİĞER MAKALELERİ

Mobil Üst Reklam
ALT1 Reklam Alanı