*Dün, 12 Eylûl 1980 Askerî Darbesinin 40. Yılı idi.
*Onun bir öncesi gün de, sadece Amerikan iç siyasetini değil, dünya siyasetini ve dünyadaki ideolojik ve itiqadî bölünmeleri daha bir derinleştiren, gerçekten de dehşetli, ‘11 Eylûl 2001 Saldırısı’nın 19. Yıldönümü idi.
*9 Eylûl 2001 günü de, yani 11 Eylûl 2001 Saldırısı’ndan 2 gün önce, büyük bir suikasd ve cinayet işlenmişti, ama, bu büyük suikasd, 11 Eylûl’ün gölgesinde kaldığından; anlaşılamamış, kenarından basit bir hadise imişçesine geçilmişti.
Bu, Afganistan’da ‘Pençşîr Arslanı’ diye anılan ve Sovyet Rusya Komünist İmparatorluğu’nun orduları için, Afganistan’ı cehenneme çeviren büyük ‘mücahid komutan’ Ahmed Şah Mes’ûd’un bombalı bir suikasdde katledilmesi hadisesidir.
*Bu 3 büyük hadiseyi de bu sütunun hacmi içinde özetle anmaya ve anlamaya çalışalım:
***
Önce, ‘Katlinin 19 yıl ardından, Ahmed Şah Mes’ûd:
Baştan, hemen belirteyim ki, merhûm Şah Mes’ûd’un Şah’lıkla bir ilgisi yoktu. Gazneli Mahmûd’un oğlu Şah Mes’ûd’un adını taşıyan bir kasabada doğduğu için, öyle anılıyordu.
Merhûm A. Şah Mes’ud, Mühendislik Mektebi’nde okumuştu ve gerilla savaşı konusunda, dehâ çapında bir ‘general’ gibiydi. Ama, o, halk arasında kısaca, ‘Kumandan Mes’ûd’ diye anılıyordu ve kendisi de bir suikasd sonunda dünya hayatına vedâ eden merhûm üstad Prof. Burhaneddin Rabbânî’nin liderliğini yaptığı Cemiyet-i İslâmî’nin mücahid güçlerinin komutanıydı.
Özellikle Pençşîr Deresi, onun muhteşem gerilla savaşı taktikleriyle, S. Rusya’nın ünlü Kızıl Ordusu için, yıllar boyu bir türlü aşamadığı, âdetâ bir ‘toplu mezar’ olmuştu. Yine onun taktikleriyle, Rusya güçleri kuzeyden gelip, başkent Kabil’e ulaşmak için geçmeleri gereken Saleng Tüneli’ni de bir türlü ele geçirememişlerdi.
***
Ama, ‘Kumandan Mes’ûd’ da, önce Hikmetyar, sonra da Tâlibân Hareketi olmak üzere içerdeki muhaliflerini aşamamıştı. Hikmetyar’ın başyardımcısı Seyyid Cemâl’in adamları, ‘Kumandan Mes’ud’un en ünlü komutanlarının yaptığı bir dağ toplantısını basmış, -yakından tanıdığım yiğit bir Müslüman olan ‘mücahid kumandanları’ndan - Qaazi (Kadı) İslâmuddin başta olmak üzere, 38 seçkin kumandanı katletmişti.
***
Aradan bir yıl geçmeden, ‘Kumandan Mes’ûd’un güçleri de Hikmetyar’ın kumandanlarının yaptığı gizli bir dağ toplantısını basıp, onlardan aralarında Seyyid Cemâl olmak üzere, 50’den fazlasını yakalamış ve onları Sahra Mahkemesi’ne havale etmişti. Mahkeme de, o kişilerin, o 40 kadar kumandanın katlinde faal olarak yer aldıkları gerekçesiyle ‘qısâs’ olunması hükmünü vermişti.
***
O sırada merhûm Burhaneddin Rabbânî, Tahran’a gelmişti. Tahran’a geldiğinde diğerleri gibi, onunla da görüşürdük .. Otelindeki görüşmemiz sırasında ‘Kumandan Mes’ûd’ telefonla, Üstad’a hüküm hakkında bilgi veriyor, Üstad ise, yalvarırcasına, elebaşı durumunda olanlar dışındakilerin idâmının uygulanmamasını istiyordu. ‘Kumandan Mes’ûd’ ise, nihayet, Seyyid Cemâl ve 3 yardımcısının idâmında anlaşmışlardı. Halbuki, Hikmetyar ise, Mes’ûd’a, ‘Eğer Seyyid Cemâl öldürülürse, seninle aramızdaki düşmanlık hiçbir zaman ve asla son bulmayacak..’ diye haber gönderiyordu.
Buna rağmen, kendi ‘örgütleri’nin önde gelen o 4 kişi idâm edildi.
***
Bu bitmeyen iç-iktidar savaşları, ortaya kaçınılmaz olarak Tâlibân (Medrese Talebeleri) adında yeni bir güç odağı çıkaracak ve bütün o eski ‘mücahid’ teşkilatları kenara itilecek ve sadece ‘Kumandan Mes’ûd’un elindeki ve ülke genelinin yüzde 20’lik kadar bölge dışındaki bütün her yer, Tâlibân’ın kontrolüne girecekti.