Sanal alem.. Sınırlarını ve figüranlarını bizim belirlediğimiz sürprizlerle dolu ütopyalar geçidi.. Sanki bir strateji oyunu. Önce mekanını belirle ve orada mesken tut. Sonra oltayı denize at. Kendileri için biçtiğin rolleri kapacak oyuncuları beklemeye başla.. Yaşadığımız dünyada olamadıklarımız oluruz. Hayallerimizi gerçekmiş gibi paylaşırız. Ve sahte isimler kullanır yepyeni kimliklerle dolaşırız.
Çok masumdur adını beyaz diye koyduğumuz yalanlarımız. Çok cesuruzdur, karşısına geçsek domates gibi kızarmaktan bakamayacağımız gözlere kan kustururken. Kısaca monitör önü kahramanlarıyızdır.
Türlü türlü kaftanlar biçer, her birine bir sanal dosta giydiririz. Karşımızdaki hırlı olmuş hırsız olmuş hiç umurumuzda değildir. Bazen kalpler çalar bazen yüreğimizi bırakırız oralarda. En çokta sanal aşklar yaşar ve bol bol göz zinasına mübtala oluruz. Zihnimizi lüzumsuz meşgul edecek malayani bilgi bombardımanına tutuluveririz. Sanal perdeyi aralayıp kolaçan ederken gözümüze bir iki kahramanlık hikayeleri erişiverir:
Henüz liseye giden bir kızımız cok dertlidir ve bir dilek tutup oltasını atar sanal aleme. Kendisini bıkmadan dinleyecek ve sorunlarına çare üretecek bir beyaz atlı prenstir beklediği.. Cok geçmeden oltaya bir av yakalanır. Ve her sey tam istediği gibi. Roller biçilmiş ve kızımız sorunlarına çözümler bulmaya başlamış. Esas oğlan senaryodan habersiz çırpınır çırpınır.. kim bilir o da kendini ispatlatabileceği ve dinletebileceği bir prensesi dileyerek atmıştır oltayı.. Alan memnun satan memnun. Gel zaman git zaman kızımız senaryoyu mutlu sonla noktalayıp maskeleri çıkarmayı niyetlenir. Oğlumuzsa sadece kendini ispatlama derde, istenilen rolu kabullenemez ve bir oyun göz yaşları içinde noktalanır..
Efkarlanmış bir delikanlı bir omuz arar ütopyasında. kafasını koyup derin derin ah çekip hayattan dertlenmek ister.. Ve dileğini tutar oltasını atar engin denizlere.. O da bulur kendine bir omuz. Haykırır bütün sessizliği ile dağlara.. Mecnun oldum leylam bıraktı gitti yaban ellere. Araya denizler girdi, çöller girdi.. Gemim ol, yolda yoldaşım ol götür beni leylamın kollarına.. Senaryo yazılmıştır. Delikanlı kendinden habersiz kendine biçilen rolü büyük bir ustalıkla oynarken yalnız değildir.. Kafasını koyduğu omuz ona yepyeni bir senaryo sunar. Gel cambaz ol yürü şu ipin üzerinde, düşerse ne şehit ne gazi pisi pisine gidecek niyazi..
Bir başka kızımız dilek tutar oltasını bırakır karanlığın sularına. Gecenin sessizliğinde dilekleri akmaya başlar saf olsun, espirik olsun,uyuz olsun, muhabbet gırgır günüme gün doldursun der.. Dersleri streslidir, çevirdiği diğer ütopyasındaki boyfrendi artik ipe sapa gelmiyordur. Ve attığı oltaya bir sazan düşmüştür. Artik vur patlasın çal oynasın. Senaryosunu yazmaya başlar, bir gün duygu seli olur sever sarılır okşar sazan balığına, bir gün de celallenir tava üstünde sek sek oynatır.. Tavada pişerken boynunu büker sazan balığı vay be der, tam isteğim gibi bir ütopya.. Gözünü seveyim bu sanal alemin. Bir hayaletin peşinden koşmak neymis işte yaşıyorum.. Ben istedim bir kere koşmak, simdi bir gün ben koşuyorum, diğer günse o.. Ağlayan memnun ağlatan memnun..
Bir hanım abla belirir şuracıktan zenginlik sultanlıktır der oltayı atar derinlere. Bir zengin yürekli parası bol beyefendi hayal eder dünyasında.. çıkan avını yavaş yavaş tanımaya başlar. Önce kıvamına gelmelidir. Sonra para koparması kolaydır. Basar bir gün yaygarayı para para diye.
Yıllardır buram buram hasreti ile kavrulduğu sevdiğinin izini süren bir delikanlı ise daha gerçekçidir. Peşine düştüğü avı özeldir. Fedakarlıktan ise asla çekinmez. Önce tekne kiralar.. Niyeti alattinin sihirli lambasını bulmaktan da öte, yıllarını süslediği sevdaya kavuşmak. Açılır denizlere.. Önce fırtınalar, yağmurlar derken ay ışığı vurmaya başlar hafif bir meltem esintisinde.. Martıların sesini duyar ta uzaklardan, ve oltasını dileğini tutarak atar. Bir sevgili bekler yıllar önce bıraktığı gibi kendini düşleyen.. Gün ışıkları ile olta zorlamaya başlar.. Ve işte o. Büyük gün gelmiştir. Seni seviyorum canımın canı.. Kulun kölen olurum, he desen bir kere senin için yanan şu mecnuna.
Hey gidi aslanım senaryon iyi güzelde, bunların hepsi ütopya.. Sanal bir yaşam. Kaçan balık büyük. Sen hayallerinde yapmak istediklerini gerçekleştirmek için sanallaşıp yalancı binlerce sahte kimlikler üretirken, yarın ahrette hesabını vereceğin zamanın su gibi akıyor.. Ne oldu he.. Ne oldu bir düşünsene, kimler geldi kimler geçti köhne hanından, sen hala yeni ütopyalar peşindesin.. Yeni hayaller yeni maceralar peşindesin.. Çektiğin hasret ve özlemler buharlaşırken işte geldiğin son durak, az sonra yıllarını, saatlerini verdiğin senaryolarınla gözlerini kaparken, yine yalnız yine yapayalnızsın..
Ben ve sen şimdi ikimiz buradayız. Elini yüreğine koy ve denizin dalgasıyla kaynaşıp bize gülümseyen güneşin ışıklarına bir kere daha bakıp çek küreğini limanına doğru..
Bir başka kızımız yahut oğlumuz büyük bir hevesle tıklar bu başlığa acısı ile kıvrıldığı bir ütopyasının feryadını unutmak niyetine.. Evet sen ve senin zamanın fırtınasına yenik düşmüş ütopyalarını bırakıp, içinde kaybolduğun sanal dünyadan sıyrılıp çıkma zamanın gelmedi mi? Hiç bir kimse senin ütopyalarınla dolu okyanus ve çöllerinde karşılaştığın fırtınalara kulak asmayacak. Hayat limanına yanaştırdığın gemilerin gözetlenirken içinde taşıdığın sandukaların bir bir dizilmesini umut edeceklerdir.
Hayat yolculuğunda gemine yük olan ve fırtınalara karşı seni güçsüz kılan herşeyi yavaşça bırak ve sonra ütopyalarını elveda demek üzere yelkenleri hafifçe indirip geminin motorlarını destur deyip çalıştır..
Liman işte şuracıkta.. yapacağın fedakarlıklar ve alacağın kararların arkasındaki sis bulutunun içinde. Gözlerini aç ve yüreğinin pusulasını kabeye döndürürken sıkı bir şekilde ideallerinin dümenini kavrayıver.
Sanal ütopyalarına, elveda busesini korkan kulaklarına uzaklardan bir ses fısıldayacak:
?Hadi yolun açık olsun. Zehirli oklara karşın gönlün nurla dolsun. Günün aydın yarınların hep bahar olsun ?
