2 Şubat 2026, Pazartesi
03:57
23.07.2025
MANSET_ALTI Reklam Alanı

? Burnu yere sürtülsün, burnu yere sürtülsün, burnu yere sürtülsün !!! ?

            Kimin Ey Allah?ın Rasülü dedi arkadaşları: ? anne babasına, ikisinden birine yahut her ikisine birden ihtiyarlık sırasında erişip de ( onlara iyilik yaparak ) cennete giremeyen kimsenin ?  buyurdu Peygamberimiz ( sav ).

            Bir başka Hadis - i Şeriflerinde de Peygamberimiz ( sav ); ? en çok kime iyilik edeyim Allah?ın Rasülü ? diye soran bir sahabeye  ? annene ? diyor. Daha sonra sahabe tekrar ? kime iyilik edeyim ?  diye soruyor. Peygamberimiz tekrar ? annene ? diyor. Sonra bir defa daha aynı soruyu soruyor sahabe. Peygamberimiz tekrar ? annene ? diye cevap veriyor. Dördüncü kez sahabe  ? kime iyilik edeyim ? diye sorunca Peygamberimiz ? babana, sonra en yakınına?? diye cevap veriyor.

            Abdullah bin Ömer ( Hz. Ömer?in oğlu ); Yemenli bir Müslüman?ın annesini sırtına alarak Kâbe?yi tavaf ettirdiğini görüyor. Sonra o Yemenli adam İbn Ömer?in yanına gelerek           ? Ey İbn Ömer, sence annemin hakkını ödemiş miyimdir ? diye soruyor. İbn Ömer: Hayır. Onun tek bir ? Ahh ? çekmesini dahi ödeyemedin buyuruyor.

            Evet, daha bunlar gibi pek çok hadis ve ibret alacağımız olaylar sıralayabiliriz; anne ve babaya saygının önemi, onlara izzet-i ikramda bulunmanın gerekliliği ve onlarla birlikte yaşlanmanın faziletine dair.

            Öyle ki Rasül ? i Ekrem, kesinlikle geri çevrilmeyecek olan üç kimsenin duası arasında ? anne ve babanın evladına edeceği dua ? nın da olacağını bizlere müjdelemiştir.

            Asr ? ı Saadet ile başlayan ve Osmanlı Devleti?nin son dönemlerine kadar büyük bir iştiyak ve istikrar ile devam eden ? cennetin, annelerin ayakları altında olduğu ? şuuru ve bilinci günümüze kadar aynı coşkusunu koruyamamıştır maalesef.

            Mesela Osmanlı Devletindeki aile yapısına yabancı bir araştırmacının gözüyle bakacak olursak; Fransız gezgini ve yazarı Castellan; Osmanlıların, ihtiyarlara ve çocuklara büyük ilgi gösterdiklerini yıllar öncesinden bizlere aktarmıştır.

            Veya XVII. yüzyılda İngiltere?nin İstanbul büyükelçiliğini yapan Sir James Porter ise Osmanlıdaki aile yapısı hakkında şu tespitte bulunmuştur: ?Osmanlılarda çocukların analarıyla babalarına karşı besledikleri hürmet, bilhassa şayan-ı takdirdir. İstanbul?da tabiatın yüzünü kızartacak derecede çığırından çıkmış evlâtlar az görülür? Osmanlılarda anne-baba sevgisi çok kuvvetlidir. Çocuklarda sonsuz bir itaatle birlikte, evlâtlık vazifesiyle alâkadar olabilecek her şeye karşı sarsılmaz bir bağlılık görülür??

            Modernleşen ve küreselleşen ekonomi ortamında köy nüfuslarının giderek azalarak, insanların sanayi şehirlerine göç etmesi ve manevi değerlerin yozlaşması sonucunda toplumdaki bazı değerlerin yavaş yavaş erimeye yüz tuttuğu yadsınamaz bir gerçektir.

            Öncelerden az şeylerle mutlu olan insanların, gün geçtikçe bitmek tükenmek bilmeyen arzu, tamah ve şehvetleri karşısında toplumumuzda ki aile bağları da bundan nasibini alarak eski gücünü kaybetmiştir.

            İslam?ın ilk dönemlerden itibaren kadına toplum içerisinde gösterilen büyük saygı ve itibar zamanla kaybolmuş; neticesinde kadın da acımasızca dönen bu ekonomik çarkın dişlileri arasında ki yerini almıştır.

            Kadın evden uzaklaştırılmış, bunun sonucunda ise aile içerisindeki bağlar eskisi kadar güçlü ve sağlam kalamamıştır.            

            Bu nedenle toplumumuzun; Geniş ( Geleneksel ) Aile ( büyükanne ve büyükbaba ile onların çocuklarının ve torunlarının aynı çatı altında yer aldığı aile ) biçiminden, Batı?da Sanayi İnkılâbından sonra ortaya çıkan Çekirdek Aileye ( anne - baba ve evlenmemiş çocuklardan oluşan aile ) geçişi maalesef hızlanmıştır.

            Toplumun kabuk değiştirmeye başlamasıyla birlikte, Sultan II. Abdülhamit tarafından sokakta gezen kimsesiz kadın, erkek, sakat, yoksul ve çocukları korumak ve kimsesi olmayan ihtiyar kimselerin her türlü bakımını üstlenmek, onların son yıllarını rahat ve müreffeh içinde geçirmelerini sağlamak amacıyla 1895 yılında İstanbul?da ilk huzurevini yani o zaman ki adıyla ? Darülaceze ? hizmete açılmıştır.

            Darülaceze açılırken temel şartlarından birisi de buraya kabul edilen yaşlıların kanunen bakma yükümlüsü olmayan hiçbir yakınının olmaması veya olsa bile bu kimselerin ancak kendilerini zor geçindirdiğinin belgelenmesi idi.

            Fakat günümüzdeki adı ile huzurevleri (!) ise ? sorumsuz evlatları ? tarafından yalnızlığa terk edilen, kapı önüne konulan annelerimizi ve babalarımızı ağırlamaktadır.

            Ve bu yara gün geçtikçe daha da derinleşmekte, artık belli bir yaşa gelen büyüklerimiz aile içinde fazlalık gibi görülmekte ve istenmeyen adam ilan edilmektedir.

            Yılda bir gün olarak kutlanılan ? anneler gününde ? dahi kendilerini ziyaretine gelmeyen, adı evlat (!) olan insan müsveddelerini, gözyaşları içerisinde bekleyerek ömürlerini tüketen o masum insanların bizler üzerindeki haklarını hiçbir zaman unutmamalıyız ve unutanlara da hatırlatmalıyız.

            Çünkü eğer her gün güneş doğudan doğup batıdan batıyor, akşam olunca ay ve yıldızlar ortaya çıkıyor ve üzerimize belalar çığ gibi yağmıyorsa bu beli bükülmüş olan ihtiyarlarımız sayesindedir?  

            NOT ETTİKLERİM: Tibet İncili?nde, Hz. İsa?(as)nın şöyle dediği aktarılır: ?Allah?tan sonra en mukaddes mahlûk olan annesine saygı göstermeyen, öne geçmek için onu arkaya iten kişi oğul denilmeye layık değildir. Size anlatmak istediklerime kulan verin. Kâinatın anası olan kadına saygı gösterin; ilahi yaratılışın bütün hakikati ondadır?? XII/9)

ICERIK_ARASI Reklam Alanı
Etiketler: #yazilar
SOL1 Reklam Alanı

YAZARIN DİĞER MAKALELERİ

MOBIL_UST Reklam Alanı
ALT1 Reklam Alanı