Zemçi bey aramızdan ayrılalı /30 Mayıs 2004/ tam beş sene olmuş. Beş gün gibi.Zemçi bey de beydi ama.?Kalender ve Çelebi? bir bey. Bir özge şair. Herkesin dilinde, gönlünde, havsalasında bir bey.
Ve fakat aradan geçen bu altı senenin sonunda ne denir bilmiyorum ama yine bir şiire ve bir baş ucu kitabına gönderme yapalım; şöyle söyleyelim: ?sözü dilde hayali gözde kaldı?.
Onu en son Ahmet Topçu?nun kitabevinde gördümdü. Tuhaf ama son ruberu hasbihalimizde konuştuğumuz şeyin adı da ölümdü. Mütebessimdi. Bilgeceydi. Edası her zamanki gibi beyzadelikle bezeliydi. Bizi Allah?a ısmarladı ve gittiydi. Akşamdı. Herkes gitti. Dün gibi daha. Zemçi bey de gitmiş meğer. İşte dünya gözüyle Zemçi bey havsalamda son kez böyle yer etmiş demek ki..
Zemçi beyi ilk defa bir beylik şiiriyle tanıdım: ?İlahi Sermet Bey?. Hicve modern şiir aracılığıyla ulaşıyor, nazenin bir eda ile insan okumalarına gidiyordu. İroninin yazıya dönük yüzü ise her zaman Ahmed-i Gürûnî olmuştur. Sonralarıysa ?Değmez? şiiri bir yerde başka bir güzellikle önümde şenlikli coşkun bir çağıltı olmuştu. Uzun uzun seyrettim ben bu şiiri. Dostlarıma okudum, okuttum hep. Fakat görüp gözetlediğim hep şuydu: Zemçi bey her gittiği yere ?Değmez? şiirini götürüyor ve söylüyordu adeta. Sussa ?Değmez? şiiri. Konuşsa ?Değmez? şiiri. Kitapları karıştırması, gençlerle konuşurken onlara bir şeyler söylemesi. Hep hep ?Değmez? şiiri?
?Ey sayyâd-ı bî-iz'an kâr mı ettin aklınca/Gelen avın lâşesi giden saçmaya değmez.?
***
Ortaokullu yıllarımıza denk düşüyor sanırım ?İlahi Sermet Bey? şiirinin yayımlanışı. Biz, o yıllarda yedi kafadar, şiire bilenmekteyiz daha. Toyluk üstüne toyluklar.
Biz işte; kendimizle bile alay edebilecek cesur ve fakat yedi atlısıyız mahşerin..
O yıllarda hep görüyordum, görüyorduk ve fakat hiç karşılıklı oturup konuşmuyorduk. İlgimizi çekiyordu Zemçi Bey lakin onun o sessiz coşkunluğu belki de bir sohbet kapısı aralamıyordu bizim için, belki bu da değildi sebep, ne bileyim. Her defasında Çıkrıkçılariçi?ndeki Yılmaz Çayevinde karşılaşırdık. Burası bir zamanlar Ateş Çayevi imiş, biz o yılları bilmiyoruz tabii. Zemçi hocayla bu gıyabi tanışıklığı ruberuya dönüştürebilmem için yıllar geçecekti. Gerçi bir çok kere çay ocağında selamlaşmalarımız olmadı değil. Sonra sonra bu selamlaşmalar aslında bizi tanışıklığa, hasbihale götüren yol oldu. Yılmaz Çayocağı zaten bu güzelliğiyle hep hatıralarda yaşayacak sanırım. Seçkin bir ?çayhana? idi, öyleydi öyle olmasına ya, kentsel dönüşüm canavarına kurban verdik gitti. Ne acı. Şimdi üzerinden kambur bir cadde geçti. Yerle bir etti konuşulası yüzlerce hatırayı. Şehrin şair, yazar, aydın ve entelektüelleri mütemadiyen müdavimleriydi.
Neler konuşulmazdı ki buralarda. Doksanlı yıllar. Sanat edebiyat sohbetlerinin yanı sıra düşünce vardı söz arasında, aralarında. Ama düşünce dediysek o yılların kendine has üslubuyla. Kavgasız gürültüsüz pek tartışma olmazdı. Hararet derecesi oldukça yüksek münakaşalar izlerdik buralarda. Biri ?Mesnevi?den bir pasaj okuyorum bak dikkat et ha!?, diye bağırsa, ünlese hemen anlardık; toz kalkacak demekti bu. O vakit tarafların tınaz savurmasını ilgiyle izlerdik tabii biz de. Hatta ilgiden öte zevkle. Heyhat!
Sonra Cevdet. Cevdet?in Hukuk?ta okuyup okula gitmediği yıllar. Eğitim Matematik?ten terk Yılmaz abi.
Fatih Çalmaz, Şükrü Koşar, Mehmet Ali Güney, Alaaddin Demirel, Ahmet Topçu, Hüseyin Topbaş, Mustafa Bağcı...
Meram Berberi kalfası Vahit. Karşı saatçi. Boyacı Yusuf abi. Murat Usta, Hidayet Usta. Şahin Usta.. Halis Bey. Meczup Zeki Efendi. Kuşçu amcalar. Alamancı Mehmet Ali Amca. Hoccihanlı Halil Ağa. On dört yaşında Yunanistan sınırından kaçmayı başarabilmiş bir göçmen, belediyeden emekli İbrahim Amca. Kalıp ustaları, demir ustaları, amelelikle geçinenler, öğrenciler, öğretmenler, şair ve yazarlar? Herkes var yani. Şimdi artık bir akademisyenin ameleyi, bir yazarın demir ustasını, bir öğrencinin kuşçu amcaları göresi çekesi gelmiyor vesselam. Ya da kim kimin umurunda?
Diş kirasından henüz dönmüş bir meczup topluluğu ve elbette yanlarında oymakbaşları.. Birazdan höpürdete höpürdete çay içecekler? Şimdi modern mekanlarda gel de delilerle şairleri; ediplerle inşaat ustalarını; Alamancılarla boyacı Yusufları bir arada gör görebilirsen? ?Felek meyhanesini terk edeli ehl-i dil / Ol harabatta artık bâde içmeye değmez?
Daha dün gibi. Yılmaz Çayocağında dostlar arasında düşüncelerin, şiirin ve hayatın yanı başında duruyor gibi hala Zemçi bey.
Allah gani gani rahmet eylesin.
Ahmed-i Gürûnî müstearıyla yazdığı yazıları şöyle nihayete erdirirdi: ?Arz-ı hürmet ederim dostlarım?
Arzı hürmet bizden Zemçi bey! Arz-ı hürmet bizden!...
Hamiş: Zemçi Çetinkaya adına 30 Mayıs 2010 tarihinde bir şiir ödülü verilecektir. 40 yaşın altında 2009 yılında yayımlanmış bir kitaba verilecek ödülün sivil bir sekreterya tarafından oluşturulduğu rivayet edilmektedir. Bu sivil ve dayanılmaz bir yürek hareketini selamlıyoruz.
Vural KAYA
