Global kelimesi, küre anlamındaki ?glob? sözcüğünden türetilmiş olup, yaygın kullanımıyla, ?küresel? kavramının karşılığıdır. Bu kavramın kökeni yaklaşık 400 yıl öncesine dayanıyor. En azından, ekonomik ve ticari anlamda 1571 yılında İspanya İmparatorluğu?nun yeni dünyadan, Pasifik Okyanusu tarikiyle Filipinler?e getirdiği gümüşü, Çinlilere pazarladığının ortaya konması, ?ulusal ya da bölgesel ekonomilerin birbirine büyük ölçüde bağlılığı? anlamında bir küreselleşme örneğidir. Küreselleşme, kafalarımızda oluşan anlamıyla ise 60?larda ortaya çıkmış; 80?lerden itibaren sık kullanılır olmuş; 90?larla birlikte de bilimsel literatüre girerek pek çok siyasi, ekonomik ve sosyo-kültürel tartışmanın vazgeçilmez kavramı olarak karşımıza çıkmıştır. Hatta o kadar ki, günümüzde bu kavram kullanılmadan yapılan bir konuşma eksik bir konuşma; yazılan bir yazı eksik bir yazı olarak kabul edilir olmuştur.
Küreselleşme, ekonomiden siyasete; sosyal politikadan kültüre, yeryüzünde hemen hemen her alanda değişimi ifade ediyor. Zaman-mekan kavramlarının eski anlamlarından sıyrılması, sınırların ortadan kalkması; tüm insanoğlunun karşılıklı bağımlılıklarında gözlemlenen artış ve böylece ?bırakınız yapsınlar bırakınız geçsinler? düşüncesini de destekleyecek şekilde özellikle ekonomide yaşanan sık ilişkiler ağının, siyasi ve sosyo-kültürel açılımlarının artması, küreselleşme düşüncesinin odak noktasını oluşturuyor.
Özellikle kitle iletişim araçları ve tabii ki internet sayesinde yukarıda belirtilen gelişmeler çoktan hayatımızı etkilemeye başladı. Artık dünyanın diğer ucundaki bir şirketle ticari bağlantılar yapabiliyor; her türlü toplumsal gelişmeden haberdar olup, farklı boyuttaki teknoloji kullanımlarıyla ortak bir dünya vatandaşı olma yolunda önemli adımlar atıyoruz.
Buraya kadar her şey güzel görünüyor. Ancak, maalesef, küreselleşmenin özellikle son zamanlardaki pratik anlamı, daha farklı şeyler ifade ediyor. Örneğin sınırların ortadan kalktığı savıyla birlikte, ulus devletlerin ve bunların üniter yapılarının çözülmeye başladığı benimsetilmeye çalışılıyor ve bunun tüm ülkeler için geçerli olduğu öne sürülüyor ancak iyi analiz edildiğinde görülecektir ki pek çok ülke (özellikle de küreselci olduğunu iddia edenler?) hala kendi diline, dinine ve kültürüne sıkı sıkıya bağlılar ki bizim de bunun aksi davranışlar içine girmemiz çok sakıncalı sonuçlar doğurabilir.
Bir diğer sorun ise, gelir dağılımı adaletsizliğinin ileri boyutlara gelmiş olması? Ülkelerin mevcut ekonomik durumlarından da anlaşılacağı üzere ?zenginin daha zengin; fakirin daha fakir? olduğu bir ortama doğru gidilmekte olduğu anlaşılmaktadır.
Açıkça görülmektedir ki küreselleşme zıt eğilimleri bünyesinde barındıran, hassas dengelerin mevcut olduğu bir süreçtir. Küreselleşme elbette, günümüz insanına pek çok olumlu getiri sağlıyor ancak bir o kadar da suistimale uğramaya da açık bir kavram. Bundan dolayı, özellikle AB?ye giriş için önemli gelişmelerin yaşandığı şu günlerde, küreselleşmenin getirdiği yeniliklere açık bir duruş sergileyip, bu süreci, ülkemiz için en iyisini yapma bilinci içerisinde, en iyi şekilde değerlendirmeliyiz. Tabii ki bunu yaparken de bizi biz yapan her türlü değere de sahip çıkıp, korumaya devam etmeliyiz ki küresel dünyanın güçlü bir bireyi haline gelip, bunu geleceğe aktarabilelim.
