2 Şubat 2026, Pazartesi
12:31
23.07.2025
MANSET_ALTI Reklam Alanı

Ebu Hüreyre?nin  (ra) rivâyet ettiği bir hadisi şerifte Allah Resûlü (sav) şöyle buyuruyor: ?Ramazanın dışında tutulan oruçların en faziletlisi Allah?ın ayı olan Muharrem?de tutulan oruçtur.? 

Riyazüssâlihin (1251) Müslim (sıyam no.202-3,s.821)

Bu hadis-i şeriften anlaşılıyor ki ramazan ayında tutulan oruçtan daha faziletli bir oruç yoktur, o halde Müslüman bu fırsatı kaçırmamalıdır. Hem oruç, İslâmiyet?in beş esasından biri ve Müslümanlığın en büyük sembolüdür.

Bir diğer hadis-i şerifte oruç tutmanın sıhhat bakımından önemine dikkat çekilmektedir.

Ebu Hüreyre?nin (ra) rivayet ettiği bir hadisi şerifte Allah Resulü (sav) buyuruyorlar ki:

 ?Her şeyin bir zekâtı vardır. Bedenin zekâtı da oruçtur..?

(İbn-i Mâce, Hadis no.1745 )

Nasıl ki zekât malın sigortasıdır, oruç da bedenin sigortasıdır. Bu noktada Ebu Hüreyre?nin (ra) rivayet ettiği bir başka hadisi şerifte ?Oruç tutun, sıhhat bulun.? buyrulur.

Cenab-ı Hak âlemlerin Rabbi olması noktasından oruç tutmayı emretmesinin pek çok hikmetler vardır.

Birincisi, HHH Rabbimiz yer yüzünü bir sofra hâlinde serip nimetlerinin bütün çeşitlerini o sofrada dizerek kemal-i Rububiyetini, Rahmâniyet ve Rahîmiyetini önümüze koyduğu sofrayla gösteriyor. Allah?ın insanlara ettiği lütuflar, gaflet perdesi altında gizleniyor, tam olarak göremiyor ve bazen de unutuyoruz.

Ramazan-ı Şerifte ise ehl-i iman, intizamlı bir ordu gibi akşama yakın ezelî sultanımız olan Rabbimizin ziyafetine davet edilmiş bir surette, buyurunuz, emrini bekliyor. Emir gelmeden sofrada dizilen nimetlere elini uzatamıyor.

İnsanlar oruç vasıtasıyla gaflet uykusundan uyanıp önlerine konulan sayısız nimetlere karşı, intizamlı bir ubudiyetle mukabele ediyor. Acaba böyle çok büyük ve yüksek kulluk şerefine iştirak etmeyen insanlar, insan ismine lâyık mıdırlar?

İkincisi, oruç, Cenab­ı Hakkın nimetlerinin şükrüne bakar. Rabbimizin yer yüzü sofrasına serdiği nimetlerini bize getiren adama bir fiyat veriyoruz. Acaba asıl mal sahibi olan Allah bizden ne istiyor?

Cenab-ı Hakkın otların odunların başlarına taktığı o çok kıymetli nimetleri kıymetsiz zannedip onu vereni tanımamak nihayet derecede bir akılsızlıktır. Rabbimiz, sınırsız, çeşit çeşit nimetlerini insan oğlunun istifadesi için yer yüzünde neşretmiş, o nimetlere mukabil, fiyat olarak şükür ister.

 İşte ona teşekkür etmek, nimetleri doğrudan doğruya ondan bilmek, çalı hükmünde olan kuru çubuğun üstündeki tatlı üzümü ancak o takar demek ve nimetlerin kıymetini takdir etmek, o nimetlere kendi ihtiyacını hissetmekle olur. Ramazan­ı Şerif?teki oruç hakiki, umumi ve büyük bir şükrün anahtarıdır. Çünkü insanlar, sair vakitlerde oruç tutmaya mecbur olmadığından, çoğu defa hakiki açlık hissetmedikleri için, pek çok nimetin kıymetini takdir edemiyorlar. Kuru bir parça ekmekteki nimetin lezzeti anlaşılmaz; hele tok olan adam, eğer bir de zenginse nimetin nimet olduğunu bile düşünmez. Halbuki iftar vaktinde, o kuru ekmeğin çok kıymettar bir nimet-i İlâhiye olduğuna dilindeki tat alma duygusu şahitlik eder.

 En zenginden en fakirine kadar herkes, Ramazan orucu sayesinde o nimetlerin kıymetini anlamakla manevi bir şükür yapmış olur.

Vaktiyle iki asker arkadaşı varmış. Biri çok zengin diğeri de çok fakirmiş. Fakir olan iş icabı arkadaşının memleketine gitmiş. Buraya kadar gelmişken sevgili dostumu ziyaret edeyim deyip arkadaşının evini bulmuş ve kapıyı çalmış. Arkadaşı ona bir kuzu kesmiş. Yeyip  içmişler, vedalaşıp ayrılmışlar.

Başka bir gün zengin olan arkadaşı onu ziyaret etmiş. Kuru ekmekten başka yedirecek hiçbir şeyi olmayan fakir arkadaşı, sabah kahvaltısını da yapmadan şöyle bir dağ havası alalım diyerek arkadaşını almış ve orman gezisine çıkmışlar. Dere tepe dolaşmışlar, bu arada öğle yemeği vakti de gelmiş, bunlar da içimine doyum olmayan bir pınarın başına gelmişler. Fakir arkadaşı torbadaki kuru ekmeği çıkarmış, pınarın buz gibi suyuna batırıp yemişler. Zengin arkadaşı demiş ki ömrümde böyle tatlı bir ekmek yemedim.

İşte oruç sayesinde herkes, nimetlerdeki lezzeti anlar ve o nimetleri verene teşekkür borcu olduğunu hisseder. 

Üçüncüsü, mümin oruçlu olduğu için gözünün önündeki nimetlere bakar, fakat elini uzatıp yiyemez. Bu durum, ona şu fikri verir:

"Bu nimetler benim değil. Ben bunları istediğim gibi yiyip içmekte hür değilim, bunlar başkasının malıdır. İftar vaktinde onun emrini bekliyorum."

Bu sayede nimeti nimet bilir ve şükreder. Bu suretle oruç çok cihetlerle hakikî vazife-i insaniye olan şükrün anahtarı hükmüne geçer.

ICERIK_ARASI Reklam Alanı
Etiketler: #yazilar
SOL1 Reklam Alanı

YAZARIN DİĞER MAKALELERİ

MOBIL_UST Reklam Alanı
ALT1 Reklam Alanı