Tarihçi Cemal Kutay'ın anlattığına göre, büyük Türk Hakanı Gazan Han'ın her hafta Cuma namazından sonra, sarayın has bahçesinin giriş meydanına koydurduğu gümüş taslara halk dileklerini yazar, bırakırdı. Halk adaletin sağlanmasına hizmet ettiği için, bu kaplara "Adalet tası" denilirdi.
Hakan dilekçeleri toplatır, halkın duygularına ve bilgilerine güvendiği danışmanlarına dağıttırır,
Ertesi Cuma sabahı erkenden cevapları okuttururdu. Bir gün bunlardan birisinde konu ile hiç ilgisi olmadığı halde, şeker, yağ, et, un gibi sözcükler bulununca şaşırdî yazıcı divan kâtibini çağırdı. Adamcağızda önce Hakan kadar şaşırmıştı. Hafızası o satırlar içinde anlamsız kelimelerin iradesi dışı nasıl yer aldığını aydınlatınca, gerçeği itiraf etti.
"Hakanım o sabah işime gelirken, karım evde şeker, yağ, et, un olmadığını söyledi. Bu dert ile kalemi elime aldım, hiç farkında olmadan cevabın içine bunları yazdım. Bağışlayın "Hakan derinliğine soruşturmadan sonra devlet memurlarına verilen ücretin yetersizliği ve geçim darlığının hat safhaya ulaştığını öğrenince, divan kâtibini çağırdı."sen beni bağışla oğul... işini yaparken kafasında un, yağ, şeker, et düşüncesi olan kişiden vazifesini gereği gibi yapmamasının suçlusu, onu bu hale getiren devleti idare edenlerdir.
Günümüz Türkiye sin?de gelir dağılımının adaletli dağıtımı yapılamadığı için, bürokrasi de istenilen üretim sağlanamıyor. Alın teri döken çalışanlarımız hak ettiği ücretini alamayınca sosyal ümitsizlikler beliriyor. Diğer tarafta trilyonlarca haksız kazanç sağlayan zümreler, kara para üretenler, adaletsiz haksız kazanç sağlayanlara "nereden buldun bu serveti?"sorusunun hala yapılmaması, hala bu sosyal yaralara idarecilerimizin merhem olmamaları tarihimizde Gazan Han gibi devlet adamlarına ne kadar muhtaç olduğumuzu göstermektedir.
Ertuğrul Gazi günümüz devlet adamlarına örnek olacak sofrasında çocuklarıyla birlikte şöyle dua ediyordu." Allah'ım şu soframda bulunan nimetler milletimin sofrasında bulunmazsa bu saltanatı bana nasip etme". Diyordu.
