2 Şubat 2026, Pazartesi
16:46
23.07.2025
MANSET_ALTI Reklam Alanı
Güç sahibi olma yollarını tarihsel örneklerle oldukça sadist bir dille anlatan dünyaca ünlü ?İktidar? isimli kitapta yer alan maddelerin en başında ?Efendinizi asla gölgede bırakmayın!? kuralı yer alır.

Bundan dolayıdır ki tarih boyunca birçokları liderlerini gölgede bırakarak ?onu huylandırmamak adına? genelde stratejik bir yol izlemişlerdir. Liderler de bundan gayet memnun olsalar gerek, durumdan vazife çıkarmak adına ?adam yetiştirme? gibi bir dertten yoksun olarak yollarına devam etmişler, bu ana kuralı çiğneyen biri olduğunda ise türlü şekillerde mutlaka ekarte etmişlerdir. Günü gelince de çok nadiren ya kendi arzularıyla çekilmişler, ya doğal seleksiyona uğrayarak ölmüşler ya da alt?takiler tarafından alt edilerek devrilmişlerdir. Nihayetinde bugüne gelindiğinde kendi ayarında bir lider yetiştirip bırakan lider sayısı bir elin parmaklarını geçmeyecek kadar azdır.

Henüz yüz yılını dahi doldurmamış Türkiye siyasi tarihi de bu ve benzeri örneklerle geçmiş ve de geçiyor. Cumhuriyetin henüz ilk zamanlarında Mustafa Kemal Atatürk?ün bugün bile bütün hatlarıyla çözülememiş İsmet İnönü ile meselesi, onun yerine çok daha sadık Celal Bayar?ı Başvekil (Başbakan) olarak seçmesi bu kastettiğim manada tarihe not düşmüştür. Atatürk?ün ölümünden sonra yine tek parti döneminde Cumhurbaşkanlığı görevine gelen İnönü de (Milli Şef) Başvekil tercihinde yıldız isimler yerine Refik Saydam gibi sönük isimlere yer vermişti. Oysa çok değil, onun göreve gelmesinden sadece 12 sene sonra Başvekil olacak ve siyasi hayatımıza damgasını vuracak Adnan Menderes o sıralarda sade bir CHP milletvekiliydi. Üstelik Menderes, Atatürk?ün çok önceden, daha 1930 yılında Aydın?a yaptığı bir ziyareti esnasında keşfettiği bir isimdi. Ancak İnönü, Dörtlü Takrir hadisesinde yıldızı parlayacak ve partisinden istifa ederek başka parti kuracak Menderes?e bir kez bile şans vermeyi düşünmedi.

Ardından 1950 genel seçimlerinde İnönü?nün koltuğuna ezeli rakibi Celal Bayar oturdu. O da Başvekil görevini beklenenin ve kendi beklentisinin de aksine Menderes?e tevdi etti. Oysa Menderes onun odasına girip görev için Fuat Köprülü?yü tavsiye etmişti. Bayar, Menderes?e söz geçireceğini düşünmüştü. Belki kendisi yanılmıştı ama kazanan yine de millet oldu. Diğer yanda ise CHP?de İnönü ?değişmez genel başkan? olarak koltuğunda oturmaya devam ediyor, Kasım Gülek gibi parti açısından radikal sayılabilecek bir genel sekreter dışında ikinci bir ismin sesi çıkmıyordu. Zaten Gülek?in de liderlik hırsı yoktu. Fakat 27 Mayıs darbesi sonrasında CHP içinde de dengeler değişecekti. 1966 yılında 43 yıllık partinin genel sekreterliğine 41 yaşındaki Bülent Ecevit getiriliyordu. Türk siyasi tarihine ?Karaoğlan? lakabı ile geçecek Ecevit kısa süre içinde bunun daha da ötesine geçiyor ve 4 Mayıs 1972 günü yapılan olağanüstü kongrede efsanevi genel başkan İnönü?yü delegelerin desteğiyle alt ederek genel başkanlık koltuğunu oturuyordu. Görev ona asla verilmeyecekti, o gitti zorla aldı ve CHP?yi tarihinde ilk kez %40 oyun üzerine çıkardı.

Türk siyasi yaşamına damgasını vuran bir diğer isim Süleyman Demirel de, yerine adam yetiştirmeyen liderlerden biri oldu. Ondan bayrağı devralanlar genelde askerler olsa da, 12 Eylül darbesi sonrası eski müsteşarı Turgut Özal halkın büyük bir çoğunluğunun desteğini alarak 1983 yılında Başbakan olmuştu. Neredeyse her alanda memlekete çağ atlatan Özal, Engin Civan gibi prensleri* Amerika?dan getirip bürokrasiye kazandırarak farklı bir yol izliyor gibi görünse de, iş kritik noktalara görünce klasik yönteme geri dönüyordu. 1989 yılında Cumhurbaşkanlığı seçilip Anavatan Partisi?ni genel başkanlığını bırakırken belki de en sönük adayı; Yıldırım Akbulut?u yerine bırakıyordu. Oldukça kısa süren Başbakanlık görevinin ardından Akbulut ismini bir daha duyan olmadı. Bu neredeyse bütün ?emanetçilerin? ortak kaderiydi zaten. Yerine parti içinden yetişen ancak Özal?ın hiçbir zaman istemediği Mesut Yılmaz geldi.

Anavatan Partisi?nin dolayısı ile Özal?ın mirasının üzerine konan Yılmaz da, Erkan Mumcu gibi genç ve yıldız isimlere yer verdi. Ancak ne zaman Mumcu deneyim kazandı, liderlik iddiasında bulunmaya başladı o zaman araları açıldı. Zaten can çekilen partinin son nefeslerinde görevi yine de Mumcu?ya teslim etmedi. Mumcu da gitti, AK Parti?den bakan oldu. 2004 yılında seçildiği Anavatan Partisi genel başkanlığı için de artık çok geçti.

Ecevit?in CHP?den ayrılıp kendi partisini kurmasının ardından CHP?de Deniz Baykal rüzgârı esmeye başlamıştı. Genel başkan olarak katıldığı hiçbir seçimde partisini birinci çıkaramadan koltuğunda oturmaya devam eden Baykal?a karşı parti içinde çıkan en güçlü isim Mustafa Sarıgül olmuştu. Parti teşkilatından yetişerek Şişli gibi önemli bir ilçede belediye başkanlığı yapan Sarıgül de, Baykal tarafından önce kongrede yenilgiye uğratıldı, ardından da birçok muhalifin kaderinde olduğu gibi partisinden ihraç edildi. Sarıgül, CHP?de Baykal sonrası için zikredilen tek önemli isimdi belki de. Bugün artık o da kendi partisini kuruyor.

Eski Refah?ın genel, bugünkü Saadet Partisi?nin ise Onursal Başkanı Necmettin Erbakan tarafından liderlik potansiyeli taşıdığı için geri planda bırakıldığı söylenegelen bugünün Başbakanı Recep Tayyip Erdoğan da aynı yoldan büyük bir kararlılıkla (!) devam ediyor. Bugün partisine mensup onca teşkilat çalışanı, milletvekili ve belediye başkanı arasında yıldızı parlayan (veya parlatılan) isim sayısı bir elin parmaklarını geçmiyor. Son yerel seçimde kendisinin de parlayarak Türkiye liderliğine yürüdüğü İstanbul Büyükşehir Belediye Başkanlığı için yaşı yetmişe dayanan Kadir Topbaş?ı tercih etmekten geri durmadı. Belki Aziz Yeniay, Mustafa Demir gibi başarılı olabilecek isimleri tercih ederek kamuoyu gündemine getirebilirdi; ama yapmadı. Sonrasında partisinin il kongreleri başladı. Başbakan ve genel merkez teşkilatının doğrudan müdahalede bulunmaktan çekinmediği kongrelerde bu defa tabanın adayları da öne çıkmaya başlamıştı. En büyük yarış siyasetin merkezi İstanbul?da yaşandı. Genel merkez adayı Aziz Babuşcu?nun karşısına tabanın desteğini alan Metin Külünk çıktı. İki isim arasındaki liderlik farkının çıplak gözle bile seçilebildiği bir durumda kongre Metin Külünk?e kaybettirildi. Ayağa kalkmaya çalışan bir yıldız isim daha zorla yerine oturtuluyordu.

Bu ve benzeri örneklerin sayısı elbette çoğaltılabilir. Liderler ?adam? tercihinde ?söz dinleten?den ziyade ?söz dinleyen? kriterini göz önüne alıyorlar. Ancak bugün ismini hatırladıklarımız ?sözlerini dinletenler? oldu. Yarın da mutlaka öyle olacak?

* O dönem medyada ?Prensler Dönemi? diye anılacaktı.

ICERIK_ARASI Reklam Alanı
Etiketler: #yazilar
SOL1 Reklam Alanı

YAZARIN DİĞER MAKALELERİ

MOBIL_UST Reklam Alanı
ALT1 Reklam Alanı