Sene 1964 idi. Ankara?nın bir büyük camiinde Cuma namazı öncesi Arap şivesi ile konuşan tatlı bir hitabete sahip hoca efendiden dinlemiştim bu kıssadan hisseyi. Bunu niçin sizinle paylaşmak lüzumunu hissettim biliyor musunuz? Bir iş yapıp sevap almak her kişiye nasip olamıyor onu anlatacağım.
Hoca efendi aklımda kaldığı kadarıyla şöyle diyordu: Geçmişte bir İslam beldesinden çok zengin, sahavetli eli açık yardım seven bonkör bir tüccar Halil Efendi vardı. Her gelene müşkili olana yardım eder, eşi bulunmayan birisi o beldede fakir 4 çocuklu bir Müslüman vefat eder, aile çok çaresizdir, cenazeyi kaldıracak bile maddiyatları yoktur. Ağlayıp figan etmekte olan evin hanımına çocuk yaşlardaki büyük oğlu ?Anacığım ağlama bizim yardımımıza tüccar Halil Efendi yetişir, sabah ona giderim o sorunumuzu çözer üzülme? der. Sabahı uykusuz geçiren ailenin ferdi genç, erkenden Halil Efendi?nin dükkanının önünde onun gelmesini bekler. Halil Efendi gelir ama o gün biraz sinirlidir ?Ne o sabah sabah? der. Çocuk ?Halil emmi, ben filanın oğluyum babam dün gece vefat etti, biz çok fakiriz 4 kardeşiz annemle 5 kişiyiz. Senden Allah rızası için isteğimiz babamın cenazesini bir kaldırıver bize yardım et? deyince Efendi gazaba gelir ?Sabah sabah düşüncem siz misiniz, başka derdim yok mu benim, hadi defol git? diye azarlar, o masumu hatta bir de kıçına tekme atar. Çocuk oradan ağlayarak ayrılır, giderken önüne yine tanıdık bir esnaf geçer. Çocuğa ?Yavrum derdin nedir, Halil efendi sana neden kızdı?? deyince çocuk bakar, soran Yahudi adama derdini söylemek istemez ona ama adam ısrarcıdır çocuk nihayet derdini ona anlatır. Halil Efendi?den bunun için yardım istediğini ama Halil Efendi?nin başka bir derdi olduğu için ilgilenmediğini söyleyince Yahudi İzak efendi çocuğun peşine düşer ve evine gelir 2-3 hoca tutar İslami usullere göre mevtayı defin ettirir, adamın 4 çocuğu ile hanımına da 3?er altından 15 altın verir yine derdiniz olursa bana gelin yavrum der ve gider. Kıssa bu ya o gece Halil Efendi?nin ve Yahudi İzak?ın evinde olağan üstü şeyler vuku bulur. Halil Efendi o gece rüyasında ölür kabre koyarlar, cemaat dağıldıktan sonra kabir melekleri gelir, Halil Efendi?yi alıp cehennem zebanilerine teslim erdeler. Onlar da Halil efendiyi cehenneme doğru sürüklemeye başlayınca Halil Efendi itiraz eder ?Yok? der. ?Yanlış yapıyorsunuz ben çok sahavetli, hayırsever adamdım neden cehenneme gideceğim? deyince zebaniler Halil Efendi?yi cenneti alanın kapısının önüne götürüp içeride 15 tane mercandan köşkü gösterirler. Derler ki ?Sen bu köşklerin sahibi idin düne kadar, ama dün bunları komşun olan Yahudi İzak efendiye sattın. Onun için yerin cehennemdir? Halil Efendi o korku ve ürperti ile uyanır ve bir gün evvelki hareketini hatırlar. Evladı iyalini hemen yataklarından kaldırıp bütün varı yoğu olan altınlarını 15 keseye doldurup koşar Yahudi İzak Efendi?nin evine, kapıyı hiddetle vurup ?Komşu komşu, sen dün bir çocuğa hayır yaptın o hayır için kaç altın harcadın?? diye sorar, o da ?15-20 altın harcadım? der. Halil Efendi ?Ben sana 15 kese altın vereyim işte yanımda o hayrı bana sat? deyince Yahudi İzak?ın cevabı can alıcıdır: ?Haydi yellah yellah ben o rüyayı senden evvel gördüm bak çocuklarımı kaldırdım hepimiz şu anda Müslüman olduk gördüğüm güzel cenneti başkasına satmam, hadi başka kapıya Halil efendi? der. Meğer o gece İzak da rüyasında ölmüş zebaniler onu cehenneme sürüklerken cennet melekleri gelip onların elinden almışlar İzak?ı ve ?Bugün cennete 15 mercan köşk satın aldı onun yeri cennettir? demişler oda bundan dolayı çocuklarlına eşine Müslümanlık telkini veriyormuş. İşte bu hayır işleri zor işlerdir. Nasip olacak insan da onu yapmaya istek meyil olacak, savsaklamaya gelmez. Allah insanların kalbindekini bilir eğer ona hayır yapmayı sevap almayı nasip etmeyecekse, bu güzel hasleti bir başkası asla yaptıramaz. Ramazanı Şerif ayında bir ihtiyaçlıya hayır yapmak için girişimlerim oldu. Bu vesile ile bir zengin kardeşimize oruç başında müracaat ettim talebim onun variyeti yanında devede kulaktı 4-5 yüz lira tutacak bir meblağdı. ?Olur, abi hay hay? dedi aradan bir ay kadar geçmeden bir daha üsteledim, işin aciliyeti vardı. Kış yaklaşıyordu ?Tamam abi ben seni ararım? dedi. Halen arayacak. Fakirin üzerine yağmurlar yağdı, bir damına çatı yapacaktık. Yine ?Zenginin keyfi yetince fakirin canı çıkar? gerçeğini yaşamıştık Artık oradan bir beklentimiz yoktu söz arasında bu bahsi geçen şahıstan kat kat daha düşük sermayeli birine durumu aktarınca ?Abi ne olursun o 4-5 hatta 6-7 yüz liralık bile olsa bu hayrı ben kabul edeyim, bu işi bana sar? dedi ve anında çıkarıp yeterli miktar parayı veriverdi. Bizde işimizi gördük yardım yapanların hepsinden Allah razı olsun. Bu bahse konu olan fakirin kendisi zaten ayaklarından mağdur idi şimdi ise acı bir tesadüf hanımı da hastalandı şu anda Ankara numune hastanesinde kanser hastalığı ile ölüm kalım mücadelesi yapıyor.. Demek ki bir hayrı zorla yaptıramıyorsun, illa ki Allah nasip edecek. Adam belki hayır yapmak istiyor ama onu belki de bırakmayanlar var bu sevabı kazanmak ona nasip değil. Oysa peygamberimizin hadisi var ?Hayırda acele ediniz yarışınız? diye. Yapılan hayrın gizli kalmasında da çok önem vardır. Oysa günümüzde insanlar yaptıklarını halk görüp alkışlasın istiyorlar. Oysa bu güzel amelin gizli kalmasındaki sırrı ve güzelliği idrak edemiyorlar. 60 yaşın üstünde olan bir kardeşiniz olarak halen daha hayat tecrübeleri ediniyoruz. Eskiler bir insan hakkında iyi kötü olduğuna karar verebilmek için onunla ?ya yolculuk yapacaksın ya iş ortaklığı yapacaksın ya da beraber yemek yiyip maddi alış veriş yapacaksın? derlerdi. Bunların hiç birini denemeden bazıları için görünüşe aldanıp kişi hakkında ahkam kesmeyeceksin, o zaman yanılıyorsun işte. Saygı ile?
