Rabbimiz, Kur?an?ı kerim?de müminlerden şöyle bir istekte bulunuyor:
?Ey iman edenler! Söz ve davranışlarınızda ileri gidip de Allah?ın ve Resulünün önüne geçmeyin. Allah her şeyi hakkıyla işitir ve bilir.? (1)
Müslümanlar ahiret hayatını kazanmak için, Allah?ın ve elçisinin getirdiği prensipleri esas almalıdırlar. Uzmanı olmadığı konularda fikir yürütmek, bana göre bu böyle olmalıdır demek yanlıştır. Ahiret hayatı için böyle olduğu gibi, dünya hayat içinde bu böyledir.
Atalarımız ne güzel demişler, yarım doktor insanı candan yarım hoca da dinden eder.
İslam dini her iki hayatın şartlarını kendisi belirlemiştir. İnsanlar kendi kafalarına göre yasa yaparlar. Fakat daha yasa yürürlüğe girmeden böyle yasa olmaz demeye başlarlar. Hâlbuki Kur?an?ın hükmü açıktır.
Nisa Suresi elli dokuzuncu ayette ?İhtilaf ettiğiniz konuları Allah ve Resulüne götürün.? buyrulur. Kur?an-ı Kerim?in bu hükmünün uygulandığı devirlerde insanlık bugünkü gibi sıkıntı yaşamamıştır. Tarihin sayfalarına girildiğinde açıkça görülür.
Deve çobanları Allah Resulünün getirdiği kuralları baş tacı edip, hayata hâkim kılınca insanlığa yön vermişlerdir.
Sözde insanlığa yön vermek isteyenlerin kitap ve sünnete uymayan kuralları insanlık için ne kadar zararlı olduğunu hep birlikte gördük ve görmeye de devam ediyoruz.
İnsanlığın tiryakisi olduğu küçük bir âdeti, küçük bir toplumdan kaldırmak için ne kadar uğraş verildiği malumdur. Hâlbuki Allah Resulü, (sav) büyük ve pek çok âdetleri; inatçı ve laf anlamayan vahşi insanlardan, kısa bir zamanda kaldırmıştır. Yerlerine de güzel ahlakı, onların kanlarına karışacak derecede yerleştirmiştir.
İnsanların bir kısmı uzmanı olmadığı konularda söz söyleyenlere karşı çıkarken dini konuda sözü kimseye vermezler. Hâlbuki din de bir uzmanlık işidir. Bu konuda Efendimizin uygulamalarına bakmak lazımdır. Konuyla ilgili olarak Üstad Bediüzzaman bir eserinde şu ifadelere yer verir:
?İşte şu Asr-ı Saadeti görmeyenlere, Ceziretü?l-Arab?ı gözlerine sokuyoruz. Haydi, yüzer feylesofu (filozofları) alsınlar, oraya gitsinler. Yüz sene çalışsınlar. O zâtın, o zamana nispeten bir senede yaptığının yüzden birisini acaba yapabilirler mi??(2)
Çocuklarını diri diri mezara gömen o vahşi insanlar, halka hizmetin hakka hizmet olduğunu anlayınca karıncayı bile incitmez hale gelmişlerdir. Şimdi o tarihten bir sayfa açıp beraber okuyacağız.
O sayfadan biri de Ömer sayfasıdır. Hz. Ömer (ra) Müslüman olduktan sonra, birde iki cihan güneşinin halifesi oldu. Yüklendiği yükün ağırlığını bütünüyle omuzlarında hisseden Hz. Ömer (ra) herkesin yatıp uyuduğu sırada o yatmaz ve geceleri teftişe çıkar, Medine?de nelerin olup bittiğini anlamaya çalışırdı. Bir gece yine âdeti üzere teftişe çıkmıştı. Şehrin kenar mahallelerinden birinin önünde ateş yanan bir çadır gördü. Çadıra yaklaştığında ateşin başında bir gencin oturduğunu fark etti. Yaklaşıp selam vererek yanına oturdu. Kendisini tanımayan adamla konuşmaya başladı. Genç hem ateşi söndürmemeye çalışıyor, hem de sık sık çadırın içine doğru kulak kabartıyordu. Halife olanlardan bir şey anlamaya çalışırken içeriden bir ses geldi:
?Müjde müjde, bir oğlan çocuğun dünyaya geldi!?
Meğer çadırda doğum olacakmış. Adam komşu kadınları çağırmış, doğumu yaptırmaları için gelen kadınlar içeride olduğundan kendisi de çadırın kapısında yaktığı ateşin ışığında bekliyordu. Adamın çadırın içinden gelecek sese kulak vermesinin sebebi de bu imiş.
Hazreti Ömer durumu öğrenince yoksul adamın en acil ihtiyacını tespit ederek hemen oradan ayrıldı. Doğruca evine gelip hanımı, Efendimizin (sav) torunu, Hazreti Fatma anamızın da kızı Ümmü-Gülsüm?e seslendi:
?Ey Allah Resulünün azize torunu, yoksul bir adamın yeni doğum yapmış hanımına nelerin lazım olduğunu sen iyi bilirsin. Sen onları tedarik et ben de sırtıma bir çuval un alayım, doğruca şehrin dış mahallesinde yaşayan bu aileye yardım edelim.
Ümmügülsüm, doğumdan sora lazım olacak şeyleri hazırladı. Halife sırtına bir çuval un yüklendi. Gecenin karanlığında doğruca adamın çadırına varırlar. İçeriye giren Ümmügülsüm, doğum yapan hanıma gereken yardımı yaptı. Ateşin başında oturan adam kendisine böyle beklenmedik bir anda yardıma gelenin kim olduğunu merak ediyordu. Tam bu sırada çadırın içinden halifenin hanımı Ümmügülsüm seslendi.
?Ey müminlerin emiri, hanım da çocuk da çok sağlıklı, merak edecek bir şey yok? dedi. Adam kendisine yardım edenin Halife Hazreti Ömer olduğunu anladı, heyecanlanıp ayağa kalkmak istediyse de halife buna engel oldu. ?Hiç ayağa kalkmaya gerek yok? der ve ilave eder:
?Yöneticinin görevi, ihtiyaç sahiplerini tespit edip yardımına koşmaktır. Ben görevimi yapmaya çalıştım, geç kalmışsam Rabbim beni affetsin? der.
Bundan sonra çadırda yaşayan yoksul adama şöyle bir tembihte bulunur: ?Yarın gel çocuk yardımını al, masum yavruyu bakımsız bırakma! Der ve ilave eder: ?yoksula yardım, devletin görevidir.?
Kaynaklar
(1) Hucurat Suresi 49/1
(2) Sözler, s. 238


