Bu gün çok heyecanlıyım biliyor musun. Bunu sana anlatmak çok zor. Bu duyguları sen hiç yaşamadın! Dedemden kalan yaylada sen kuzularımızı gütmeye devam ettin. Amcam çocuklarının hiç birini okula göndermedi. Büyük dedelerimizin yaylalarından ne kendi indi, ne de çocuklarını indirdi! Sen Sümbüllük deresini, Çağlayan yaylasını, Fişfiş suyunu, Ayran pınarını, Beşoluğu okuyarak büyüdün! Hayat dersini onlardan aldın. Keşke yanına gelebilsem. Bana da anlatsan kuzuları, hangi ağacı kimin diktiğini! Bana da anlatsan koyun sağan kızların neler söyleştiğini, akşamları geven çöğürleri yakıp, çırpınan alevler arasında ip atlayan kızları nereden seyrettiğini!
Ah Ali
Keşke bu büyü hiç bozulmasa!
Keşke sen hep obamızın beyi olarak kalıp gitsen!
Ama olmayacak biliyorum! Hepimiz eninde sonunda hayatın gerçeği ile yüzleşeceğiz!.
Biliyorum bir gün sen de her şeyi yüz üstü bırakıp şehrin yoluna düşeceksin!
Keşke amcam seni de zamanında okula gönderseydi. Olan bize oldu aslında! Babam annemi alıp köyü terk ettiği gün yollarımız ayrılmış demekti. Ben kocaman kız oldum işte, liseyi bitirdim. Ara sıra köyden gelenler olmasa size ait hiçbir şeyi öğrenemeyecektim!
Şimdi yağız bir delikanlı olmuşsundur. Dedem sağ olsaydı ?benim kepeğim, benim köpeğime anca yeter? der, hiç kimseye adımı andırmazdı bilirsin! Kız önce amcasının oğlunaydı bizde!
Ayrı dünyaların insanı olup gittik sonunda!
Bu gün postacıyı bekliyorum Ali! Sınav sonuçlarını alacağım! Üniversite sınavını kazanırsam köye sizi görmeye geleceğim! Okula bir başlarsam bir daha gelemem! Büyük ninemi son bir kez daha göreyim ne olur ne olmaz! Belki bu arada bana ?sevdiğin kızı? da gösterirsin! Olmaz mı!
***
İşte heyecanla beklediğim saat. Bembeyaz çarşaflar içinde büyük ninem! Ağarmış saçlarının altında nurlu bir yüz ! Bir asırlık koca bir çınar! Etrafında olup biten her şeyin farkında olduğunu anlatan bir ifade var gözlerinde! Ansızın ellerine kapanıyorum! Yüreğim dolu çoktan! Hıçkıra hıçkıra ağlamak istiyorum o an! Saçlarımı kokladığını hissediyorum! Geleceğimi söylemiş olmalılar! Bu anı uzatmıyor! Elleri yüzümde dolaşırken hiç beklemediğim bir şekilde ipek gibi bir sesle ?okulun ne oldu ? diye soruyor!
Çanakkale?de tarih okuyacağım. Öğretmen olacağım büyükanne diyorum!
Birden canlanıyor! Gözleri ışıl ışıl!
?Doğrultun beni!?
Yengemin yardımı ile ardına bir iki yastık koyuyorum!
?Demek Çanakkale?ye gideceksin! Büyük deden seni oraya çağırıyor!?
Birden şok oluyorum bunu hiç düşünmemiştim!
?Büyük dedem beni mi çağırıyor!?
?Evet kızım Allah güç verirse sana bu hikayeyi baştan anlatayım. Benimle mezara girmesin bu öykü!..?
?Anne kendini zorlama istersen.?
?Benim için bütün zorluklar geride kaldı artık, kızım emaneti devretmenin vakti geldi.
Çok eskiyi bilenler anlatırlardı. Rus savaşlarından birine obasıyla katılmış Karamanoğlu Halil...
Çok dövüşmüş yiğitleri, çok şehit vermişler. Hünkara arz edilmiş olan biten ?Aferin ağa ekmeğim sana helal olsun! Var git obana devletim durdukça senin yurtluğun olsun! Sümbül dağının yaylaları? demiş!
Ne zaman sefer davulu çalsa yiğitler bir düğüne gider gibi uğurlanırlarmış obadan! Başlarında büyük dedelerinden biri olurmuş her zaman! Ak sarık sararmış başına, yiğitbaşı olduğu bilinsin diye!
O gün bu gündür asırlarca aynı yaylanın ekmeğini yiyip suyunu içmişler!
Yürek sızıları akmış pınarlarından!
Ömrümün en güzel günlerini o yaylada geçirdim ben! Bana bir ömür boyu hasret ve gözyaşı bıraktılar. Ama helal olsun, ben o yılların her biri için bir ömür feda etmeye razıydım zaten!?
Belki de yıllardır aradığım fırsatı ilk defa yakalamıştım! O da konuşmak istiyordu besbelli! ?Biraz o günleri anlat büyük anne!?
?Anlatacaktım kızım! Anlatayım! Akşamları bir hüzün sarardı yaylayı.
Gencecik bir tazeydim o zamanlar, Anne hasretini büyüten kuzu sesleri ile yankılanan derenin sesi ürkütürdü beni!. Bodur çalılar, adam boyu dikenler sanki canlanıverirdi. Ne yalan söyleyeyim korkardım o saatlerde.
Birde karşı kayalardan vadi boyunca rüzgara kapılıp gelen kaval sesi bozardı gecenin suskunluğunu.
O konuşunca her şey susardı.
Annesini küçükken kaybetmiş Garip İsmail ve bir daha pek konuştuğunu gören olmamış!
O sadece kavalıyla konuşurdu, rüzgar ne kadar şiddetli esse de kesemezdi onun sesini.
Ya da rüzgar o sesi getirmek için eserdi yaylanın üstüne üstüne.
Bu yaylanın anlaşılmaz üç şeyinden biriydi bu sesler.
Bir de büyük dedenle başında oturduğumuz pınarın sesini anlayamazdı insanlar.
İkimizden başka bu pınarın dilini bilen yoktu aslında.
Gönlümüzü biz o pınara vermiştik.
Hep o anlatırdı!
Yüreğimde biriktirdiğim dizeleri okurdu birer birer!
Dedene kalsa hiç söylemezdi
Ona o yanık türküleri öğreten oydu!
Küçük pınar bir anne gibi emzirirdi ikimizi.
Aynı memeden aşkı emenler süt kardeşi sayılmazdı!
Yiğit sevdiğini ancak dağlara söylerdi
Bizde Sevdasını saklayan cennete giderdi...!?
Aman Allah?ım ne kadar tazeydi bir asırlık hatıralar. Büyük ninem büyük bir aşıktı! Kendimi zorlayarak sordum ?ayrılığınız nasıl başladı??
?Ara sıra obaya gelip çocukları okutan bir hoca vardı. O yine gelmişti ama bu sefer kara haber getirdi. Seferberlik varmış derlerdi.?
?Obamızın bütün neşesi kaçıverdi bir anda! Hepimiz neler olacağını az çok biliyorduk. Yine gelinlik kızlar ağlayacak, yine bebeler yetim kalacaktı. Hem bu defa daha karamsardık! Anlatılanlar iyi şeyler değildi.
Bir hafta sonra 20 ile 45 yaş arasında obamızın bütün erkekleri Çanakkale?ye gideceklerdi. İkinci gün bizim için dernek kuruldu. Kızlar, delikanlılar; gençler, kocalar; anneler, kuzular hep birlikte güldüler; hep birlikte ağladılar.
Beş gün aynı canı paylaştık büyük dedenle! Ne konuştuk ne sustuk! Ne güldük ne ağladık! Her gün aynı saatte yine küçük pınarın başına gittik! O aktı içimize! Akşamları can-cana dinledik garip İsmail?in çaldığı kavalı!
Son gün al duvağımı poşu yapıp boynuna doladım yiğidimin! Kurbanlık koç gibi ta uzaklardan seçilsin diye!
Nasılda yakışmıştı yürüyüverince! Obamın servi boylusu, kara İbrahim?im!...?
Yorulmuştu iyice! daha gerisini soramazdım! Zaten belliydi! Bunu bilmeyen yoktu aramızda! Ama o son bir şey daha istiyordu. Gözünün içine bakan yengeme, odanın gerisinde duran çeyiz sandığını gösterdi. Yengem sandığı açtı. Gözü gibi sakladığı sedef kakmalı küçük çekmecenin içindeydi nesi varsa! Onu sandıktan çıkardı asırlık çınarın kolları arısına bıraktı sessizce.
Büyük ninem çekmeceden sarı bir zarf çıkardı.
?Kızım bu emaneti canım gibi sakladım. Bu mektup büyük dedenin tek hatırası. Şehit olmadan birkaç gün önce yazmış! Obaya yaralı dönen bir arkadaşı getirdi. Üzerinde çıkan birkaç mecidiye para ve bir saatle beraber! Şimdi bunun yazısını bilen kalmadı ailemizde! Maden sen okuyacaksın bunun yazısını da öğretirler her hal! Gelin Ayşe?m gelin olduğunu görsem derdim ama! Olsun sen oku yavrum, cahillik iyi şey değil!...Hem unutma dedenin şehit olduğu tepeleri görmeden gelme! Kilitbahir derlerdi. Bir fatiha da benim adıma okursun oralarda!?
İnşallah anneciğim! İnşallah anneciğim diyerek yeniden ellerine kapanıyorum! Doya doya öpüp koklayayım diye. Cennet kokusu gelen kucağına ne kadar hasret kaldığımı o zaman anlıyorum! Ama bu sahne böyle devam edemez ! Ne onun yüreği dayanabilir buna, ne benim pişmanlık dolu kalbim! Şimdiye kadar onu nasıl da ihmal etmişiz!
Odadan çıkarken bütün cesaretimi topluyor bir daha bakıyorum gözlerine! Dünyadan çok ahirete bakan gözlerine! İki damla yaş süzülmüş belli! Ama bu ızdıraptan mı yoksa ayrılığı çok uzayan büyük hasretten mi kaynaklanıyor bunu kestiremiyorum!
***
Ali işte geri dönüyorum! Ninenim yanından ayrılırken pek umutsuz görünüyordu. Artık canından çok sevdiği şehitlerine kavuşma zamanı geldi onun için! Ben ayrılmalıyım oysa! Okula kayıt süresini geçirmemeliyim! Köyde kaldığım iki üç gün içinde çok ilgisiz durdun! Ben de aynı şekilde davrandım! Kim bilir böylesi her ikimiz için de hayırlı olur belki. Yengeme çaktırmadan bazı şeyler sordum! Seni nişanlamayı düşünüyorlarmış! Hatta ikinci gün çeşme başında adını andıkları kızı da gösterdi. Ne yalan söyleyeyim ceylan gibi! Allah kem nazardan saklasın! Bu sene bereketli geçti dedi yengem kuzuların çoğu ikiz olmuş! Sen de iyi bakarmışsın sürüye! Artık yaylaya giden kalmamış ama dağda birkaç sürü eksik değilmiş! Bilmem ne kadar sürer bu gelenek! Bu yıl ki kuzular senin düğün paranı çıkarır herhalde! Düğünün yaz tatiline denk gelirse gelirim elbette. Tabi çağırırsan!
Babam obadan ayrılma sebebini hiç anlatmadı bize! Ne zaman bir şey sorsam sözü değiştirip durdu. Köye gelmişken bunu da öğreneyim dedimse de bir türlü soramadım amcama! Bir tatsızlık varsa yeniden hatırlatmanın alemi yoktu. Daha ne kadar sürecek bu kırgınlık bilmem ki!
***
Kayıt yaptırmaya babamla geldik. Yurt için müracaat ettik! Havadan sudan konuşurken galiba köyden ayrılış sebebini anlamaya başladım! Çocuklarım okusun diye çıkıp gelmiş şehre! Amcamla dedem razı olmamışlar! Hiç te kolay olmamış şehirde tutunmak! İzinsiz geldiği için bir daha geri dönüp ailesinden yardım da isteyememiş zavallı! Yıllarca kira köşelerinde, fakir gece kondu mahallelerinde hayatlarını sürdürmeye çalışmışlar. Küçük bir ev alıncaya kadar annem de çalışmış! Daha sonra o işi bırakmış!
Babamın yaptığı fedakarlığın ne kadar büyük olduğunu şimdi daha iyi anlıyorum! O ailemizin diğer büyükleri gibi obasında bir beydi. Bir sözü iki edilmezdi belki de! Ömrü boyunca hiç el ekmeği yememiş, hiç kimseden emir almamış biri! Böyle bir insanın bütün imkanları elinin tersiyle itip şehre inmesi!! İşsiz kalması, iş araması, şunun bunun emrinde bilmediği işlerde çalışması, zaman zaman aç kalması ne kadar zor olmuştur kim bilir!
Çekilen bunca acının, katlanılan bunca ıstırabın bir karşılığı olmalı! Şimdi hemen şu sokağın ortasında, babamın ellerini öpesim geliyor! Boynuna sarılasım geliyor! Ama o her şeye rağmen bir bey! Öyle ciddiyetsiz işleri sevmez! Bizi sevdiğini de belli etmez zaten!
***
Şu birkaç gün oldukça sıkı geçti. Oda arkadaşım iyi bir kız onunla hemen kaynaşıverdik. Sanki on yıllık arkadaş gibiyiz Zeynep?le! Aynı sınıftayız üstelik! Birbirimize çok yardımcı olacağız.
Çanakkale?yi çok merak ediyorum doğrusu! İlk fırsatta gezmek istiyorum! Hele şu çocukluğumdan beri dilimden düşmeyen ve babamın her söylerken ağladığı ?Çanakkale içinde aynalı çarşı /Anne ben gidiyom düşmana karşı? türküsünde anlatılan çarşıyı! Aynalı çarşı bana her şeyi anlatacak diye kuruyorum kendi kendime!
***
Ah Ali
Keşke sen şimdi yanımda olsaydın. Bizim sınıfta talebe olsaydın mesela! Çok mu zordu bu! Çok korkuyorum Ali! Kızlar her gün bir başka haber çıkarıyorlar! Türban yasaklanacak diye! Allah?ım sen yardım et! Sana sığınıyorum! Bana direnme gücü ver! Zayıf karıncalar, küçücük kuşlar, kelebekler sana tutunurlar!
Bu gün kazasız belasız sınıfa girdik! Osmanlıca dersini merakla bekliyorum harfleri sökmek üzereyim! Büyük nineme söz verdim bir an önce okumayı öğrenmeliyim!
Hocanın sözü kulaklarımda ?gelecek derse elinde Osmanlıca bir metin bulunan getirsin arkadaşlar! Artık pat çat söktünüz? dedi!
Zeynep?le birlikte çıktım sınıftan, öğrenciler koridordaki panonun önünde yığılmışlar. Ekseriyetin türbanlı olması benim de dikkatimi çekti. Panoya yaklaştığımda korktuğum şeyin başa geldiğini anlamak zor olmadı. Dekan türbanlı öğrencilerin kesin olarak okula alınmayacağını bildiren genelgeyi imzalamıştı.
***
Okul kapısına yaklaşıyoruz! Yanımda Zeynep var ama çok korkuyorum. Ona hissettirmedim iki gün boyunca gizli gizli ağladığımı! Kimsenin haberi yok çektiklerimden! Ne Ali?nin ne ailemin! Niye aklımdan çıkaramıyorum Ali?yi, kendimi zayıf hissettiğim anlarda onu daha çok arıyorum! Gençlik mi gönül mü bu bilmem ama, bu durum güçsüzlüğümü artırıyor! Zeynep üzüldüğümü hissediyor! Teselli etmek istedi ama sözün faydasız olduğunu o da biliyor! ?Hoca Osmanlıca metin istemişti? deyiverdi laf olsun diye! Oysa ben ne kadar hasretle bekliyordum bu günü! Durum belliydi ninemin emanetini Zeynep?e verdim! Benim sınıfa girip giremeyeceğim belli değildi.
Aman Allah?ım giriş kapısı önündeki bu kalabalık ta ne öyle! Bir alay polisin, panzerlerin, ellerinde eğitilmiş siyah köpeklerin ne işi var burada! Öndeki grup girmek için ısrar ediyor anlaşılan, yaklaşıyorum! Ve bir anda anonslar, sirenler, joplar, korkunç kara köpekler, çığlıklar ve küfürler birbirine karışıyor! Yaka paça tutulanlar polis arabalarına atılıyor! Korkuyorum Ali! Üşüyorum birden bire!
Ta çocukluğumda korkardım ben kara köpeklerden! Ben bu şehre okumaya geldim savaşmaya değil ki! Sinirlerim bozuluyor titriyor muyum, ağlıyor muyum bilemiyorum, hemen karşı kaldırıma geçip yere oturuyorum!
***
Sınıfın neşesi yoktu. Ülkede estirilen kaos ve karanlık hava, hiç kimse de ağız tadı bırakmamıştı. Hoca, isteksiz ve üzüntülü görünüyordu. Laf olsun diye Osmanlıca metin getiren oldu mu diye sordu!
Zeynep elinde tuttuğu yıpranmış sarı zarfı uzattı hocaya. ?Ayşe?nin büyük dedesi Çanakkkale?den yazmış hocam!? diye ekledi Hoca dikkatli bir şekilde zarfı açmaya çalışırken bütün sınıf merakla onları takip ediyordu.
Tek sayfa sağ alt köşesi hafifçe yanmış yaralı bir mektup çıkardı hoca sarı zarftan ve okumak için yerine geçti:
?Kınalım;
Senden ayrılalı kaç ay oldu bilmiyorum ama benim ellerimde kınadan iz kalmadı!
Al yazmalım! Boynuma sardığın al duvağını koynumda saklıyorum! O da benimle birlikte şehit olur inşallah! İyi şeyler söyleyecek durumda değilim!
Bilirsin Musa Koca ?bizim hayatımız Devlet-i Âliye içindir derdi. Alnımızın akı, namusumuz, yiğitliğimiz oydu. Vatan öksüz olmadığımız , horlanmadığımız topraklarımızdı. Teknende maya yaptığın ekmekti! Tatlı dilini meyve veren ağaçtı o.
Onun için savaşacak, seherde yaptığın duaların izi silinmeden geri dönecektim!
Olmadı kınalım! Karakış basıverdi bütün dalları!
Sana vurulduğum çınarın meyveleri gibi toprağa düşüyoruz birer birer!
Kilitbahir?miş buraları! Düşmanla aramızda birkaç siper var! Al yazmalım Mehmedleri bir görsen, düğüne gider gibi ölüme gidiyorlar! Geceleri Kuran sesleri dolduruyor hendekleri. Biz burada Uhud?un, Bedir?in şehitleri ile birlikte omuz omuzayız!
Kanımız canımız helal olsun gülüm! Yeter ki al yazmana düşman eli değmesin! Gürül gürül ezanlar okunsun ülkemin semalarında!
Yeter ki sen horlanmayasın!
Bir de söyleyemem, hicap ederim ama başka çarem de yok ki! Üç kutsal gün geçirdik birlikte! Şayet Allah dilemiş bir yavru vermişse okula gönder olur mu!
Çok söyleşemem artık! Başın daraldığında yine küçük pınara git! ??
Hoca mektubu okurken duygulanmış gözlerini pencereden dışarı kaçırmıştı. Birden irkildi! Ayşe sabahtan oturduğu kaldırımda hala hıçkıra hıçkıra ağlıyordu!


