Bu yazımızda anne karnındaki bebekle konuşacağız. Bebekle konuşulur mu? Yunus çiçekle konuşuyor o, oluyor da, bizim bebekle konuşmamız neden olmasın? O çiçeğe sormuş annen baban var mıdır? Çiçek demiş, ey derviş baba! annem babam topraktır.
Şimdi biz de bebeğe soruyoruz. Bu hortumu bana satar mısın? Amca sen ne diyorsun o hortum benim her şeyim. Ben onu sana verirsem hayatım söner, çünkü ben onunla besleniyorum.
Pekiyi şu eller ne işe yarıyor? Amca bunları buraya takmışlar, doğrusu ben de bilmiyorum. Ya şu ayaklar ne işe yarıyor? Gerçekten onları da bilmiyorum. Şu iki tane göz, iki tane kulak, ağız, burun ve sair cihazlar sana niçin takılmış? Doğrusu senin sorularına verecek hiçbir cevabım yoktur. Şimdilik bunların hiçbirine ihtiyacım da yok. Zaten bunları ben takmadım, birisi bana bunları takmış.
O halde sözümü iyi dinle, bunları sana takan rast gele takmamış. Sen kısa bir müddet sonra buradan çıkıp bir başka âleme gideceksin ki; burada ?her şeyim? dediğin o hortum, orada hiçbir işe yaramayacak ve kesilip atılacaktır. Lüzumsuz sandığın ağız, burun, göz, kulak dil dudak gibi şeyler de en lüzumlu âletler olduğunu göreceksin.
O çocuk şu anlatılan gerçeklere inanmasa ve bir inkârcı olarak dünyaya gelse, hakikaten hortumun işe yaramadığını, ebenin onu kesip attığını görse ve lüzumsuz sandığı âletlerin en lüzumlu şeyler olduğunu ve onlarsız hayatın bir değeri olmayacağını görse, mahcup olur mu, olmaz mı? İnanmadığı için dizlerini döver mi, dövmez mi?
Tıpkı o çocuğun anne karnından çıkıp şu dünyaya geldiği gibi, insanlarda anne karnı hükmünde olan şu dünyadan 9 ay, 9 sene veya 90 sene sonra içinde bulunduğu dünyadan çıkıyor veya çıkarılıyor. Fakat bu çıkış, bir başka âleme doğuştur, o âlemin adı da ahrettir.
Biz şu anda dünya anamıza maddi hortumlara, midemiz ile bağlı durumdayız. Eğer biz o çocuğun dediği gibi; işte geçinip gidiyoruz, şu namazın, orucun, haccın, zekâtın, dinin, imanın, İslam?ın ne gereği vardır? Dersek Rabbimizden şöyle bir cevap alacağımız muhakkaktır!
?Ey kullarım! Kısa bir müddet sonra bu dünyadan çıkacaksınız. Öyle bir âleme götürüleceksiniz ki; burada ?her şeyim? dediğiniz o maddi hortumlarınız, orada hiçbiri işe yaramayacaktır. Lüzumsuz sandığınız namaz, zekât, hac gibi ibadetler de en lüzumlu şeyler olduğunu göreceksiniz. Orada insanların arabasına, parasına, servetine ve suretine göre değil; ameline ve ibadetine, göre değer verilecektir.
Yani namazınız, zekâtınız, orucunuz, haccınız, hayır hasenatınız, ahrette sizin için bir servet olacaktır.
Altından ırmaklar akan saraylara dönüşecektir. Kevser havuzu olacaktır.
Sırat köprüsünde Burak, sonu gelmeyen bir saadet olacak, kısaca Cennet olacaktır.?
Eğer biz bilgiçlik taslayarak eskidendi öyle şeylere inanmak, şimdi yirmi birinci asırda yaşıyoruz. Fen ve teknik asrında bulunuyoruz. Öyle şeyleri düşünmeye bile vaktimiz yok dersek, Rabbimizin peygamberler vasıtasıyla bize bildirdiği bu gerçekleri kabul etmez, tembellik edip ibadetsiz kalırsak veya inkârcı olarak ahrete gider, gerçekleri görürsek pişman olur muyuz olmaz mıyız? Peygamberler karşısında mahcup olur muyuz olmaz mıyız?
Hakikaten her şeyim dediğimiz hortumlarımızın, yani arabamızın, apartmanımızın, paramız ve servetimizin hiçbir işe yaramadığını müşahede ederek, ibadetlerin her şey olduğunu anlarız. O vakit anne karnında iken kendisinde takılı bulunan âletleri, lüzumsuz gören çocuk gibi olmaz mıyız? Dizlerimizi dövmez miyiz? Keşke inansaydık, keşke namazımızı kılsaydık, orucumuzu tutsaydık, zekâtımızı tam olarak verseydik, Allah için yaşasaydık, iki cihan güneşi emsalsiz insan şanlı Peygamber, Hz. Muhammed?in ( sav) yolunda yürüseydik demez miyiz?
Ey insan! pişman olacağın, dizlerini döveceğin o gün gelmeden aklını başına al...
Bediüzzaman Hz. yalnız namazla ilgili olarak, şu müjdeyi veriyor:
?Acaba bu misafirhane-i dünyada aciz ve fakir kalbine kut ve gına ve elbette bir menzilin olan kabrinde gıda ve ziya ve herhalde mahkemen olan Mahşer?de senet ve berat ve ister istemez üstünden geçilecek Sırat Köprüsü?nde nur ve Burak olacak bir namaz, neticesiz midir veyahut ücreti az mıdır??(1)
Kaynaklar
1. Sözler, Bediüzzaman Said Nursi, Sa, 271, Envar neşr İst.


