26 Nisan 2026, Pazar
01:36
23.07.2025
Manşet Altı Reklam

Güncel meselelerden daha çok  üstadın hayatı ile ilgili meseleleri bu köşede paylaşıma açmayı hayal etmiştik. Ancak yıllardır yüreğimizde taşıdığımız yaraları daha da kanatan olaylar karşısında sessiz kalmak, bizi daha da suçlu ve ezik bir hale  getirdi. Yıllardır  hakları yenmiş, okul kapılarında yalnız bırakılmış, unutulmuş, unutturulmuş, resmi dairelerde ikinci sınıf muamelesi görmüş, küçük kız çocuklarının omuzlarına bırakılmış bir problem, her yıl farklı sebeplerle  yeni hakaretlerin ve aşağılanmaların konusu yapılıyor.

Esasında bu olaylar tek taraflı yaşanan bir acı. Her yıl yenilenen bu zulmü yapanlar, gücün şehvetine kapılıp, işin  çirkin yüzünü görmek istemiyorlar. Ülkenin ve dünyanın geldiği nokta sanki onları ilgilendirmiyor. İnat ve israrla aynı sevimsiz davranışları tekrar ediyorlar.

Bu durumda biz de aynı konular ve problemlere yeniden geri dönmek durumunda kalıyoruz. Kuşkusuz sözü güzelleştiren, zamanında söylenmiş olması. Bir doğru varsa vaktinde söylenmeli!

 

Cihan harbi sonrasında galip devletler,  Osmanlı ruhunu kendileri için bir tehlike olmaktan çıkarma  kararı aldılar. Bunu gerçekleştirmek için  Ankara hükümetlerini adeta kuşatma altına alıp batılı bir hayat tarzını, tanınma şartı olarak dikte ettiler. Oysa bu durum Milli Mücadele günlerinde tecelli eden milli irade ile uyuşmuyordu. Ancak  batılı kuşatmayı kırmanın imkanı yoktu. Ölümü görüp sıtmaya razı olmak tarzında bin yıllık tarihi akışın önü kesilmiş, milletin sırtından silah zoru ile aslan derisi soyulup, tilki postu giydirilmişti.

 Bu böyle olsa da ekonomik ve siyasî bağımsızlık kazanıldıkça millet, tarihî akışına geri dönecek, ülkenin yönetiminde söz sahibi millî  irade olacaktı.  Ne varki bu süreçten nemalanan yerli ve yabancı güçler  kazanımlarını milletle paylaşmaya razı değillerdi. Sürekli kavga çıkardılar. Kendi menfeatlerini adil olmayan bir takım -sözde- hukuk kuralları ile güvence altına alıp her türlü değişime şiddetle direndiler.

Kendi güçlerini göstermek için uygulama alanı olarak toplumun en zayıf kesimi olan başörtülü öğrenciler ve çalışan kadınları seçtiler. Oysa bu son derece haksız ve acımasız bir davranış!

Fil sürüsünün karınca yuvasını dağıtması gibi dengesiz ve adil olmayan bir seçim bu! Bu yüzden görünüşte zafer kazananları  onurlandıracak bir durum yok ortada!

***

Anadolu?da yaşanan başörtüsü zulmü farklı açılardan ele alınabilir! Bence en önemli konu milli iradenin çalınması ya da gasp edilmesi meselesidir. Sözün burasında Milli Mücadele günlerinde Büyük Millet Meclisi tarafından yayınlanan beyannamelere işaret etmekte fayda var. Bu beyannamelerde ülkeyi kuran iradeyi bütün netliği ile bulmak mümkündür.

İstanbul?un işgal edildiği günlerde, yüksek sosyetenin işgal subayları ile danslı balolara katıldıkları haberi  Ankara?da bomba tesiri yapmıştı. Bu haber üzerine  Türkiye Büyük Millet Meclisi İstanbul halkına bir beyanname neşretti. Tamamı uzun kaçacak olan beyannamenin bir iki paragrafı şöyleydi:

?Bütün Anadolu halkı çoluğuyla çocuğuyla,kadınıyla, erkeğiyle, malıyla canıyla, dişiyle tırnağıyla düşmanlara karşı mücâhede ediyorken İstanbul'daki halkın hiç olmazsa bu mukaddes cihâda kalben iştirak etmesi icâb etmez mi? Milletimizin istikbâli olan gençler, ve istikbâli kurtarmak için hayırlı evlât yetiştirecek kızlar ve kadınlar düşünmelidir ki bugün kendilerinin Anadolu'daki dindaşları onların hayatını, namusunu, şerefini, istiklâlini kurtarmak azmiyle uğraşıyorlar; karların altında; çamurların üstünde, sarp dağların tepesinde,engin ovaların içerisinde mübarek kanlarını döküyorlar, bu mukaddes gaye uğrunda canlarını feda ediyorlar.

Namusunu, şerefini herşeyden üstün tutan, salâbet-i imânına, azâmet-i vicdanına dünyaları hayran eden milletimiz arasında bu alçakca davranışları işleyecek kadar sefil fıtratlar, acaba nasıl oluyor da yer buluyor? Hiç şüphe yoktur ki bu şenaatler bizim ruh-i millîmizden, bizim terbiye-i millîmizden doğmamış, bunlarda yabancı bir ruh, zehirleyici bir terbiye âmil olmuştur. Bu yabancı ruhu, bu zehirleyici terbiyeyi öldürmek, büsbütün vücûdunu kaldırmak için bütün millet rehberlerinin, bütün millet matbuatının el birliğiyle çalışmaları en önemli vazifeleridir. Zira ahlâksız bir millet için imkân-ı hayat tasavvur olunamaz.

 Binâenaleyh güzel ahlakı tamamlamak için gönderilmiş bir dinin esaslarını korumayı kendilerine esas kabul eden ve bu haysiyetle İstanbul'daki ahlak düşkünlüğünden son derece müteessir bulunan Büyük Millet Meclisi ??  (Hâkimiyyet-i Milliyye, 1. Sene, No: 95, 10 Kânun-i Sânî 1337/1921)

1912/1922 yılları arasında kadın erkek beş on neslini bu mübarek vatan için feda eden şehitlerimizin iradesi yok sayılamaz! Ülkemizde başörtüsü üzerine yapılan tartışmalar, bu açıdan ele alındığında doğrudan bir hakkın gasbıdır. Ve bu haksızlık hiç kimse için bir mutluluk sebebi değildir.

***

Sosyal meseleler esasen günlük arızalar üzerinde tartışılmaz!. Türk milletinin Anadolu?da bin yıllık bir tarihi geçmişi ve bu geçmişi ifade eden bir hayat çizgisi vardır. Bu çizgi bazı arızalarla geçici olarak kırılmalara uğrasa da bu arızalar geçtikten sonra millet asli çizgisinde her şeye rağmen yoluna devam eder.

Bahsini etmeye çalıştığım sürekliliğe, başörtüsü yada tesettür bağlamında bundan 76 yıl önce rejim aleyhtarı neşriyatta bulunma iddiasıyla açılan Eskişehir mahkemesinde  İmam Bediüzzaman işaret etmişti. Tesettür Risalesini gerekçe gösteren mahkeme Üstad?a  1 yıl hapis cezası vermişti. Üstad bu cezaya şöyle itiraz etti:

"Ben de adliyenin mahkemesine derim ki: Bin üç yüz elli senede ve her asırda üç yüz elli milyon insanların hayat-ı içtimâiyesinde en kudsî ve hakikatli bir düstur-u İlâhîyi, üç yüz elli bin tefsirin tasdiklerine ve ittifaklarına istinâden ve bin üç yüz elli sene zarfında geçmiş ecdâdımızın îtikadlarına iktidâen tefsir eden bir adamı mahkûm eden haksız bir kararı, elbette, rûy-i zeminde adâlet varsa, o kararı red ve bu hükmü nakzedecektir." 

Evet başörtüsü kullanmak, bindörtyüz senedir milletimizin toplum hayatında uyguladığı en esaslı bir kanundu. Üçyüzelibin tefsir aynı ilahî kanunu ders veriyor ve sayıları milyarları bulan bütün geçmiş ecdadımız aynı inancı taşıyordu. Bu iki hakikata tabi olan bir insanı suçlu ilan etmek, yeryüzündeki hiçbir hukuk kuralı ile mümkün olamazdı.

 

Bitirirken

Devletli büyüklerin zayıf ve korunmasız başörtülülere karşı geliştirdikleri tavır ile zihinlerde yer etmeleri anlamlı bir davranış değildir.

Tarihi tecrübeye göre devlet büyükleri,  ihaleye fesat karıştırıp haksız kazanç sağlayanlarla, Banka kurup kendine emanet edilen halkın emeğini, sahte kredilerle yurt dışına çıkaranlarla, devlet malı silahları terör örgütlerine satanlarla, silah zoru ile devleti ele geçirmeye kalkanlarla, devlet arazilerine kaçak villa yaptıran vergi kaçakçıları ile aynı karede görünmek istemezlerdi.

Başörtülü kız çocukları bunlardan daha tehlikeli bir hale mi geldi?

 

 

ICERIK_ARASI Reklam Alanı
Etiketler: #yazilar
SOL1 Reklam Alanı

YAZARIN DİĞER MAKALELERİ

Mobil Üst Reklam
ALT1 Reklam Alanı