nsan sair canlılardan farklı yaratılmıştır. Hem maddî hem manevî yönleri vardır. Cenab-ı Hak, insan bedeninde bir mide yaratmış ve ona lazım olan gıdaları da yaratmıştır. Mide gıda istediği gibi, akıl, kalp, ruh, sır ve sair duyguları da gıda isterler.
Aklın gıdası ilim, kalbin gıdası da sevgidir. Yani kalp sevmek ve sevilmek ister. Akıl sofrasını ararken eğer vahyin ışığıyla nurlanırsa bir sorun olmaz. Eğer vahyin nurundan mahrum kalırsa, aşırı gider ki; hakkı bâtıl, bâtılı da hak gösterecek kadar aldatıcı bir zekâya sahip olur. Bu konuya ışık tutacak bir hikâyecik nakledeyim.
Vaktiyle kurdun biri köyün birinden her gün koyun, keçi ve inek, ne bulursa götürüyormuş. Bu hadisenin önünü almak için, köylüler kurtla anlaşma yapmışlar. Sırayla her gün bir buçuk kilo et verecekler, kurt da onlara zarar vermeyecek. Gönün birinde köylülerden birisi eti vermeyi unutmuş. Et gelmeyince kurt iyice acıkmış. Kurt dağdan köye doğru bakarken, ova da affedersiniz bir eşek birde sıpa görmüş. Kurt dağdan inmiş, ikisini de yemiş. Köylüler kurda sormuşlar ?neden böyle yaptın?? ?Kur demiş benim etimi getirmediniz, ben de çok acıktım. Terazim de yoktu, bir kilo eşek yarım kilo da sıpası hakkımdır diye yedim?.....
İşte akıl, vahyin ışığıyla aydınlanmazsa, o vakit hakkı olmayan şeylere de, hakkım nazarıyla bakabilir.
İnsan dış âleme bakıp, yani dünya ve içindekilere bakıp ders çıkarabilir. Fakat dışarıda dolaşırken içe dönüp kendine bakmayı ihmal etmemeli, kendine de vakit ayırmalıdır. İnsan kendi nefsine, midesine ve duygularına baksa ders çıkaracak pek çok şeyleri bulacaktır. İnsan midenin ihtiyaçlarını karşılamaktan acizdir. Bir/de kalp, Ruh ve akıl bunların muhtaç olduğu şeyleri düşünse, hiç birini kendi kuvvetiyle elde etmesi mümkün değildir. Ama Allah ?Er Rahmanirrahim? isimleriyle insanın imdadına yetişiyor. İnsan da buna hamt ve şükür fiyatıyla mukabele etmeli, buna göre rızıkları, lezzetleri istemelidir.
Terbiyede iki esas vardır. Bunlardan biri menfaatleri celp, diğeri mazarratları def etmektir. Mesela: ?Rezzak? manasına olan Er Rahman birinci esasa, yani menfaatlerin celbine bakar. ?Gaffar? manasını ifade eden Er Rahim de ikinci esasa, yani mazarratların def-ine bakar.
Rızık deyince akla ilk gelen yenilecek, içilecek şeylerdir. Hâlbuki insanın ihtiyacı midenin ihtiyaçlarıyla sınırlı değildir. Maddî duyguları olduğu gibi manevî duyguları da vardır.
Örneğin kulaktan ses giriyor, gözden yaş çıkıyor veya kulaktan ses giriyor, ağızdan kahkaha çıkıyor. İnsanı böyle halden hâle çeviren şey nedir? O vakit insanı maddî ve manevî cepheleriyle ele almak lazımdır. Rabbimiz dünya da göz vermiş, göze lazım olan ışığı vermiştir. Kulağı yaratmış sesi de yaratmış. Ağız vermiş, ağızdan çıkan sesi iletecek havayı vermiş.
Şimdi düşünün ebedi yaşama arzusu vermiş, o vakit ebedi yaşamayı da verecektir. Şu temelsiz dünya, insanın ebedi yaşamasına elverişli olmadığına göre, ebedi yaşamaya elverişli bir yeri de yaratacaktır. Göz olur ışık olmazsa, gözün bir değeri olur mu? Kulak var, ses yok, bir kıymeti olur mu? Ebedi yaşamak isteği var fakat karşılığı yok, bundan büyük azap olur mu? Demek vermek olmasaydı istemekte olmazdı.
Cenab-ı Hak Er Rahman ismiyle otları, odunları, inekleri ve zehirli sinekleri çalıştırıp, insanların bu dünyada ki ihtiyaçlarını karşıladığı gibi,
Er Rahim ismiyle de manevî ihtiyaçlarını karşılayacaktır. Bu âlemde mümkün olmadığına göre, bunun önünde en büyük engel olan, ölümü halk edip ahreti getirerek o ihtiyaçlarını da orada karşılayacaktır.
Hani bazen insan der, yaptıklarım yapacaklarımın delilidir. Cenab-ı Hak da Er Rahman ismiyle, dünyada yaptıklarım ahrette yapacaklarımın göstergesidir diye insanı rahatlatır.
Eğer insan namaz gibi bir vasıtayla, onun kapısına gelerek tokmağı vurmazsa bunalıma düşer. Hatta intihara kadar da gider. Çünkü insanda ki manevî hisler maddeyle tatmin olmaz.

ALT1
Reklam Alanı

