Fatiha-i Şerife?yi bir diğer yönüyle ele aldığımızda şu gelecek manaları hissedebiliriz:
Fatiha?yı namazda tek başımıza okurken beşinci ayete geldiğimizde, ben yalnız sana kulluk eder, yardımı da yanlınız senden beklerim, diyeceğimiz yerde, sanki cemaatle namaz kılarmış gibi,?biz yalnız sana kulluk eder ve yardımı da yanlınız senden bekleriz? diyoruz. Cenab-ı Hak burada bize kelimenin çoğulunu söylettiriyor, bunda da çok hikmetler var.
Birisi: Namaz kılarken yanımızda kimse olmasa bile, bütün azalarımızla ve bünyemizi teşkil eden hücrelerimizi düşünürüz. Bu yönüyle onların tümü hesabına, ben yerine?biz yalnız sana kulluk eder ve yardımı da yanlınız senden bekleriz? deriz. Böylece bedeni ayakta tutmak için sırt sırta veren zerrelerinin atomlarının şükrünü eda etmiş olur.
İkincisi: Bütün ehli iman cemaatlerine yöneliktir. Bu yönüyle, şeriatın emrine uymuş olur.
Üçüncüsü Kâinattaki varlıkların tümüne yöneliktir. Bu itibarla kâinatta geçerli olan Allah?ın kânunlarına, bağlılıklarını tavizsiz devam ettiren varlıklar hesabına, Allah?a hayret ve muhabbetle kudret ve azametin arşı altında secde eden bir kul olmuş olur.
Böyle yapmakla, hem namazdaki cemaatin kutsî sırrını, hem ben yerine biz demenin güzel mucizesini hayretle müşahede edip, biz kapısıyla girdiği âlemden yine biz kapısıyla çıkar.
Evet, şu cümlelerle kul Rabbine şöyle iltica eder ve der. Biz tüm ihtiyaçlarımızı yalnız senden isteriz.
Kulluğu da senden başkasına yapmayız.
Çünkü başkaları lâyık değiller.
Niçin başkasından yardım istemeyiz?
Çünkü Ondan başkası bizim ihtiyaçlarımızı gideremez.
Niçin başkalarını çağırmayız?
Çünkü Başkaları her zaman imdada gelmez ve gelemez.
Madem başkaları imdada gelmiyor, o halde Allah dan yardım ihlâsla istemeliyiz.
Allah, bizim her türlü ihtiyacımızı giderecek güçtedir ve elbette ibadete yalnız O müstahaktır.
(11) ALLAH?IN LÜTFÜNE NAİL OLAN
Fatiha-i Şerife?yi okurken ?Kendilerine lütuf ve ihsanda bulunup niyetlendirdiğin kimselerin gittiği yere bizi ilet,? diye dua ediyoruz. Arkalarından gitmek istediğimiz o zatlar kimlerdir ve vasıfları nelerdir, Kur?an?ı Kerim?de beyan buyrulmaktadır.
?Kim Allah?a ve Peygambere itaat ederse, işte onlar Allah?ın nimetlere eriştirdiği peygamberler, sıddıklar, şehitler ve salihlerle beraberdir. Bunlar ise ne güzel arkadaştır!? (1)
Sure-i Nisa?da geçen bu ayetin başında sahabelerin en birinci vasıfları olan sadakat, samimiyet, itaat, salâhta ve ehli ibadet olduklarını göstererek onların izini takip edenler hidayete ererler. Çünkü bu saydığımız vasıflardır ki; onları âleme muallim ve medenî insanlara her konuda üstat eyledi.
Kendilerine istikamet nimeti vermek suretiyle şereflendirilen,
-1. Nebîler,
-2. Sıddıklar,
-3. Şehitler,
-4. Salihler,
-5. Ve bunlara arkadaş olanlar.
Kur?an?ı Kerim ve hadis-i şerif?lerde sair insanların bu beş taifeyi örnek alması istenilmekte ve teşvik edilmektedir. Nitekim Hazreti Ömer?in (ra) rivayet ettiği şu hadis-i şerif meselemizi açıkça göstermektedir.
?Allah Resulü (sav) buyurmuştu ki:? ?Ben, Rabbimden Ashabımın benden sonra düşeceği ihtilaf hakkında sordum. Bunun üzerine Rabbim şöyle vahiy etti:?
?Ey Muhammed! (sav) Senin Ashabın benim nezdim de, gökteki yıldızlar gibidir. Bazıları diğerlerinden daha kavidirler. Her biri için bir nur vardır. Öyleyse, kim onların ihtilaf ettikleri meselelerden birini alırsa, o kimse benim nazarımda hidayet üzeredir.?
Burada şunu belirtmekte fayda mülahaza ediyorum: Şafi mezhebinde bir erkeğin, kendisine nikâhlayabileceği bir kadına, eli değerse abdesti bozulur, Hanefi mezhebinde ise bozulmaz, bunun ikisi de haktır. Bunlardan birini tercih eden insan, doğru bir tercih yapmış olur. Hadiste bahsedilen ihtilaf böyle bir ihtilaftır.
Hz. Ömer (ra) der ki: ?Resulü Ekrem (sav) (sözünde devamla) dedi ki:
?Ashabım yıldızlar gibidir, hangisine uyarsanız hidayeti bulursunuz.? (2)
Bilirsiniz insanlar kendi aralarında münasip gördükleri, ehliyetli kişileri başlarına reis ve üstat tayin ederler. Kur?an?ı Kerim?in vasıflarını beyan buyurduğu o zatların, Allah?a ve Resulüne bağlılıkta ikinci bir örneği yoktur. Bunun için peşinden gidilecek en güzel örnek ve önder kişiler olarak Hazreti Kur?an onları tavsiye ediyor.
Bizde ?Ey kerem sahibi Rabbimiz, bizi doğru yola ilet. O doğru yol ki; kendilerini hidayetle niyetlendirdiğin, katında makamları âli olan o zatların, izinden gitmeye bizi muvaffak eyle, diye dua ediyoruz.
İnsanlık âleminde istikamet nimetine mazhar olan, beş taifenin, reisleri Kur?an?ı Kerim?de şöyle sıralanmaktadır.
Ayette geçen Ennebiyyîne fıkrasıyla açıkça peygamberimiz Muhammed?e (asm) baktığı gibi Sıddıkıyne fıkrasıyla Hazret-i Ebu Bekir?e bakıyor. Hem Peygamberimizden sonra ikinci olduğuna ve en evvel yerine geçeceğine ve ?Sıddık? ismi, ona ümmetçe hususi bir unvan olacağına işaret ettiği gibi; Eşşühedâi fıkrasıyla Hazret-i Ömer, Hazret-i Osman, Hazret-i Ali Rıdvânüllahi aleyhim Ecmaîn, üçünü de beraber ifade ediyor. Hem üçü de Ebu Bekir?den sonra halife olacaklarına ve üçünün de şehit olacaklarını, şehitlik faziletleri sair faziletlerine ilâve edileceğine işaret ve gaybî bir surette ifade ediyor. Essâlihîne fıkrasıyla Ashabı Suffe, Ashabı Bedir, Ashabı Rıdvan gibi, mümtaz zatlara işaret ederek; son fıkrasıyla açıkça onlara tabi olmayı teşvik ediyor. Hem o bağlılığı çok şerefli ve güzel göstermekle, işaret manasıyla da diğer halifelerden sonra beşinci halife olacağına ve ?Hilafet benden sonra otuz sene olacak, daha sonra padişahlığa dönüşecek? (3)
Mealindeki hadis-i şerif?in hükmünü tasdik ettiren halifelik müddeti azlığıyla beraber kıymetini büyük göstermek için o işaret manasıyla Hazret-i Hasan?ı (ra) gösterir. (4)
İnsanlığa örnek olma noktasında peygamberler ve veliler cemaatleri, şu kâinatın yaratılmasında ki asıl maksadı tarif eden sadık mürşitleri yalanlayanlar, nihayetsiz bir cinayet işlemiş olmazlar mı? Cehennem gibi bir cezayı hak etmezler mi?
İşte biz de namazda inkârcılara mukabil, ikrar ederek ey Rabbimiz! Ne olur bizleri şaşırtma, hidayete erdirdiğin kullarından eyle, kusurlarımızı af eyle ve bizi kendine kul, Resulüne ümmet eyle, manasında dua ediyoruz.
İnsan namazda kıyama durduğu zaman, kıyamet gününü ve Allah?ın huzurundaki hesabını hatırlar. O vakit, hakkıyla eda edemediği kulluğundan ve işlediği günahlardan dolayı, mahcubiyetinden ayakta duramaz, rükûa eğilir.
Rükûda iken sanki Rabbinin suallerine cevap ver diye ilahi ferman gelir. Kul, rükûdan başını mahcup olarak kaldırır. Ayakta da duramaz, yüzüstü secdeye kapanır. Tekrar ona, secdeden başını kaldır! Yapmış olduklarından haber ver diye ferman gelir. O, yine mahcup bir halde başını kaldırsa da, tekrar yüz üstü kapanır. Sanki kıyamet kopmuş, haşir meydanına herkes toplanmış, mizan terazisi kurulmuş, dünyadaki yaptıklarının hesabını ver diye, insanlar birer birer getirilip sualler sorulduğunu hayal eder. Bu mülahazalarla namaza durup, o günün dehşetini düşünse, o vakit tavuğun yem topladığı gibi namaz kılabilir mi?
Kaynaklar
(1)Nisa Suresi, 4/69
(2) Kutub-i Sitte Tercüme ve Şerhi, Hadi, No, (4368) cilt, 12, Sa, 246, Prof, İbrahim Canan Akçağ Yayınları, Feza Gazetecilik, A.ş, İst.
(3) Sahih-iİbn-i Hibban, 8/227,9/48;
Risale, Kutsi, Kaynak, Sa, 411, Envar, Neş, 1992, t.
(4) Not: geniş bilgi için Mektubat, Sa, 102,
Bediüzzaman Said Nursi, Envar neşr, İst.


