25 Nisan 2026, Cumartesi
09:23
23.07.2025
Manşet Altı Reklam

Cenab-ı Hak, insan bedeninde adına ruh dediğimiz varlığın yaşayabilmesi için, akıl, öfke ve şehvet denilen üç duygu yerleştirmiştir.

Bu kuvvetler insana menfaatlerini temin etmek, zararlı şeylerden korunmak, iyiyi kötüyü birbirinden ayırmak için verilmiştir. İnsanda bulunan bu hislere Fatiha suresinde geçen ayeti parmak basmaktadır. Çünkü sırat-ı müstakim; Şecaat, İffet, Hikmetin beraber bulunmasıyla adalet olur. Aksi halde adalet gerçekleşmez. Bu kuvvetlerin her birisinin aşağı, orta ve aşırı olmak üzere üç mertebesi vardır. Bu hislere yaratılışta sınır getirilmemiş, ancak şeriatça bir sınır getirilmiştir.

Mesela, İnsandaki şehvet kuvvetinin aşağı mertebesine ?humud? denir ki; ne helâle ve ne de harama şehveti ve iştahı yoktur. Aşırı mertebesine ?fücurdur? denir ki; namusları ve ırzları pay imal etme gibi korkunç bir durumdur. Orta mertebesine ?iffettir? denir ki; helâline şehveti var, harama yoktur.

Öfke kuvvetini aşağı mertebesi korkaklıktır ki, korkulmayan şeylerden bile korkar. Aşırı mertebesine ?tehevvür? denir ki, maddî ve ne manevî hiç bir şeyden korkmaz. Bütün baskılar, zorbalıklar, zulümler bu mertebenin mahsulüdür. Orta mertebesine ?şecaat? denir ki; din ve dünya haklarını korumak için canını feda eder, meşru olmayan şeylere tenezzül etmez.

Akıl kuvvetinin aşağı mertebesine ?gabavet? denir ki, hiç bir şeyden haberi olmaz. Aşırı mertebesine ?cerbeze? denir ki; hakkı bâtıl, bâtılı hak suretinde gösterecek kadar aldatıcı bir zekâya sahip olur. Orta mertebesine ?hikmettir? denir ki; hakkı hak bilir ona yapışır, bâtılı bâtıl bilir ondanda kaçınır.

Şunu hatırlatmakta fayda vardır: Akıl, öfke ve şehvet kuvvetlerinin, yemek, içmek, uyumak ve konuşmak gibi, diğer konularda da bu üç mertebe vardır. İnsan her zaman bu orta yolu takip emesi lazımdır.

İnsana verilen nimetlerin en büyüklerinden biri de sırat-ı müstakime hidayetidir, yani insanın doğru yolu bulmasıdır. İnsan iman etti mi artık o zulmetten nura geçiş yapmıştır, ama yinede hayatında zikzaklar olur. Sırat-i müstakim ise insanın iradesine bağlı olarak, Allah onun gözünden perdeyi kaldırır. Sonuç olarak hakkı hak, bâtılı da bâtıl görmeye başlar. Artık o insan yanlış yapmaz, çünkü Allah onun gören gözü, işiten kulağı, düşünen aklı olmuştur.

Nitekim Ebu Hüreyre?nin (ra) rivayet ettiği bir hadis-i kutside Efendimiz (sav) şöyle buyurur:

?Hz. Allah buyuruyor ki: ?Ben kulumu bir kere sevdim mi, artık onun işiten kulağı, gören gözü, tutan eli ve yürüyen ayağı, düşünen aklı olurum. (Haram olan şeyleri işitmekten, haram olan şeylere bakıp el uzatmaktan, kötü yolda yürümekten alıkoyarım.) Artık o kulum beden bir şey isterse veririm; bana sığınırsa onu korurum.? (1)

İşte insan elde ettiği bu mertebenin hakkını vermek için, ayrıca Allah?a hamt etme gereğini duyar, beş farzla iktifa etmez. Bu nedenle Müslüman mescide gelir, dünya ve mâsivayı arkaya atar, kemer beste-i ubudiyet içinde, Rahmân ve Rahimi olan Rabbinin huzurunda bel kırar boyun büker hamt ve senalarda bulunur.

Gerçi meşru bir istek olmasına rağmen, istediklerini elde etmek için namaz kılıp dua etmezler. Rabbimiz emir eder, biz yaparız, derler. Çünkü: ibadetler gelecekte alacaklarımız için değil, önden verilen nimetlere teşekkür içindir. Bu hikmeti bilen İslam âlimleri, dualarında şunu ver, bunu istiyoruz dememişler. Sadece yaptığımız istiğfarları kabul buyur, gözümüzde ne cennet sevdası var ne de cehennem korkusu. Milletimin imanını selamette görürsem, cehennemin alevleri içinde yanmaya razıyım, çünkü vücudum yanarken gönlüm gül gülistan olur demişler.

Kaynaklar:

(1) Kutub-i Sitte Tercüme ve Şerhi, Hadi, No, 4663 cilt, 13, Sa, 53, Prof, İbrahim Canan Akçağ Yayınları, Feza Gazetecilik, A.ş, İst; İmam Nevevi, Riyaz?üs-Sâlihin, cilt 1, Böl, 11, Hdi, No 95, Tercüme ve Şerhi, İslamoğlu Yayıncılık:

 

ICERIK_ARASI Reklam Alanı
Etiketler: #yazilar
SOL1 Reklam Alanı

YAZARIN DİĞER MAKALELERİ

Mobil Üst Reklam
ALT1 Reklam Alanı