Buhran dönemleri kahramanlar üretir. Tarihsel dönüşümlerin yaşandığı dönemlerde liderler yetişir, kadrolar oluşur. Bazen mütevazı kadrolar ülkelerin tarihinde destansı ya da acıklı roller üslenir.
Dünya tarihinin seyri ülkelerin tarihinde dramatik dönüşümlere yol açar. Küresel statüko dediğimiz güç dengesindeki her değişiklik özellikle küçük ve orta ölçekli ülkelerde derin çatışmalara yol açabildiği gibi bazı uluslara da tarih yapıcı güç ve fırsatlar sunar.
Biraz tarih okuduğumuzda, ülkelerin, milletlerin kaderinin aslında zamanında pek de önemsenmeyen, hafife alınan kararlarla nasıl da değiştiğini görürüz. Bu yüzden, günübirlik gibi görünen eğilimleri hiçbir zaman yabana atmamak, hafife almamak gerekir.
Türkiye'nin bugünlerinin yarının tarihçileri tarafından nasıl yazılacağını öngörebilen kaç kişi vardır? Yeni Türkiye eğiliminin, coşkusunun nasıl bir seyir izleyeceğini, on yıl sonra, otuz ya da elli yıl sonra nasıl bir ülke olacağını kestirebilenler ancak bugünü okuyanlar, algılayabilenler ve bir gelecek senaryosu olanlar olacaktır.
Bunları düşünürken aklıma Anadolu'nun son bin yıllık tarihi gelir. Üç büyük şok dalgası gelir. Haçlı Savaşları, Moğol istilası ve Birinci Dünya Savaşı gibi coğrafyayı paramparça eden, şehirleri harabeye çeviren, millet olma umudunu yok eden, derin bir bitkinliği bu topraklara taşıyan büyük felaketler gelir.